Kürtler şerefli bir ırktır,Dem parti denen Kürt kamburu parti artık tarihin çöplüğüne atılmalı,50 mücadele verdiler 100 bin Kürt öldü kazanımları sadece sapkın ibnelerin hakları oldu lânet olsun bu Parti'ye ve uyanamayan zihniyette #Amedspor#Batmanpetrolspor#Demparti
KÜRD MİLLETİNİ İBNLEŞTİREN, LEZBİYENLEŞTİREN VE HAYSİYETSİZLEŞTİREN ÖRGÜT
Bir milletin varoluşu, yalnızca toprak, dil ya da ortak tarih üzerinden tanımlanmaz. Varoluş, aynı zamanda o milletin kendi kendisini nasıl kavradığı, kendi değerlerini nasıl ürettiği ve dışarıdan dayatılan biçimlere nasıl direndiğiyle de ilgilidir. Kürd meselesinin bugünkü görünümü, bu ontolojik gerilimin en keskin örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Ortadoğu coğrafyasında Kürdlerin yaşadığı dört ana parçanın; Türkiye, İran, Irak ve Suriye, uzun süredir yürüttüğü politikalar, Kürd varlığını ya yok sayma, ya eritme ya da denetim altında tutma üzerine kurulmuştur. Bu politikaların başarısız kaldığı noktalarda ise, daha incelikli bir yöntem devreye girmiştir: Kürd kimliğini içeriden dönüştürme, onu kendi tarihsel ve kültürel köklerinden koparma ve nihayetinde “Kürdlük” adı altında başka bir şeye dönüştürme girişimi.
Bu bağlamda PKK ve onun legal uzantıları, salt bir silahlı örgüt ya da siyasi parti olarak değil, bir kimlik mühendisliği aracı olarak değerlendirilmelidir. 50 yılı aşkın bir süredir Kürd çocuklarını, gençlerini ve ailelerini kendi iç savaşının hammaddesine çeviren bu yapı, “kurtuluş” iddiasıyla ortaya çıkmış, fakat sonuçta Kürd milletinin geleneksel değerlerini, aile yapısını, ahlaki kodlarını ve kolektif haysiyetini sistematik biçimde aşındırmıştır. Aile bağlarının zayıflatılması, toplumsal cinsiyet rollerinin ideolojik manipülasyonu, “vatansızlık” ve “bayraksızlığin” romantize edilmesi, aslında bir milletin kendi kendini idare etme kapasitesini yok etme projesinin parçalarıdır.
Burada soru şudur: Bir örgüt, kendini bir milletin temsilcisi ilan ettiğinde, o milletin tarihsel sürekliliğini mi korur, yoksa o milleti kendi ideolojik laboratuvarının denekine mi çevirir? PKK örneğinde görülen, ikinci seçenektir. Örgüt, Kürd milletini “özgürleştirme” iddiasıyla yola çıkmış, fakat pratikte onu dört devletin çıkarları doğrultusunda parçalanmış, iç çatışmalara sürüklenmiş ve uluslararası alanda “terör” damgasıyla anılan bir statüye hapsetmiştir. Bu, klasik bir “araçların amaçlaşması” vakasıdır. Başlangıçta araç olan örgüt, zamanla amaca dönüşmüş; Kürd milletinin kaderi, örgütün varlığını sürdürme ihtiyacına tabi kılınmıştır.
“Çözüm süreci” adı altında sunulan dönemler de aynı mantığın devamıdır. Terör örgütüyle müzakere etmek, o örgütün meşruiyetini pekiştirmek anlamına gelir. Gerçek bir siyasi çözüm, silahlı yapının tasfiyesini ve sivil, demokratik, Kürd milletinin kendi içinden çıkan temsil mekanizmalarının güçlendirilmesini gerektirir. Aksi takdirde, “terörsüz Türkiye” söylemi, yalnızca devletin güvenlik paradigmasının yeniden ambalajlanmasıdır; Kürdlerin siyasi özne olma hakkını tanımak değildir.
Tarihsel olarak Farsların, Arapların ve Türklerin Kürd varlığını eritme girişimleri, açık asimilasyon ve baskı yöntemleriyle yürümüştür. Bugün ise aynı süreç, Kürd kimliği üzerinden konuşan, Kürdçe slogan atan, fakat Kürd milletinin ahlaki ve kültürel dokusunu bozan bir örgüt eliyle yürütülmektedir. Bu, daha tehlikeli bir asimilasyon biçimidir; çünkü dışarıdan değil, “içeriden” gelmektedir. Cahil bırakılmış, korkutulmuş ve ideolojik olarak kuşatılmış kitleler, kendi yıkımlarına alkış tutar hale getirilmiştir.
Bugün Kürdler olarak karşı karşıya olduğumuz asıl soru şudur: 4 devletle mi mücadele edeceğiz, yoksa elli yıldır Kürd çocuklarını katleden, Kürd toplumunu parçalayan ve Kürd kimliğini kendi ideolojik projesine kurban eden bu yapıyla mı? Coğrafyanın ve tarihin dayattığı çıkmaz açıktır. Silahlı çete örgütün tasfiyesi olmadan, Kürdlerin siyasi, kültürel ve ahlaki özne olarak yeniden doğması mümkün görünmemektedir. Çünkü bir millet, kendi içindeki en yıkıcı unsuru temizlemeden, dışarıdaki güçlerle sağlıklı bir ilişki kuramaz.
Kürdlerin kurtuluşu, bayraksız, ailesiz, değersiz ve kişiliksiz bir “örgüt insanı” yaratmakla değil; tarihsel hafızasını, ahlaki kodlarını ve kendi kaderini tayin etme iradesini yeniden sahiplenmekle mümkün..!
2025’de öldürülen çocukların yüzde 88’i İsrail tarafından öldürüldüğünü biliyor muydunuz?
Dünya, bu istatistiği utanç günlüne büyük harflerle yazsın! (Tabi yer kaldıysa)
ALLAH KÜRDE BAŞKA ZEVAL VERMEZSE LGBTİ YETERDİR !
Bazen bir fotoğraf karesi çok şey anlatır.
“Kürt ve Kürdistan meselesi” için 40 yıldır dağlarda mücadele eden yiğit Kürt çocuklarının beyaz tülbentli anneleri İHD’de bir araya gelerek Türkiye’ye LGBTİ’lerle dayanışma içerisinde olduklarını gösterdiler.
Bu durum normal değildir !
Görünen o ki, bir üst akıl Kürtleri Kürtlüğünden utandırmak istemektedir.
Elbette ki, farkındayım, bu konuyu çok sağa sola çeken siyasi simsarlar olacaktır.
Hiçbirisi umurumda değildir.
O nedenle şu cümleyi çok kullanırım.
Beni bilenler bilir, bilmeyenler de kendisi gibi bilir.
Çünkü şimdilik yerine kullanabileceğim başka bir cümle yoktur.
LGBTİ meselesi hiçbir şekilde normalleştirilecek bir mesele değildir.
Bu bir tür hastalıktır. Açık ve nettir.
Çünkü hayatın olağan akışına göre herhangi bir gayret ve mücadeleleri yoktur.
Kendilerine göre işin kolayına kaçıyor ve bu şekilde hayata tutunmaya çalışıyorlar.
Bunların amacı normal toplumsal düzeni ortadan kaldırmak-insan soyunu kurutmak ve böylece toplumu alttan altta çürütmektir.
Sapkın bir düşüncedir.
Olağan masum ve insani bir talepleri yoktur.
Normal bir işe girip emek vererek-emeklerinin karşılığını alarak-hayata tutunmaya çalışmak gibi bir dertleri yoktur.
Gördüğümüz kadarıyla normal toplumsal düzende-hayata tutunamayanlar kendi doğal beden yapıları üzerinden marjinal yaklaşımlar öne çıkarmaya çalışarak ve bu yollardan bedenlerini satarak hayata tutunmaya çalışıyorlar.
Bunlar marjinal ve hasta ruhlu insanlardır.
Hiçbir şekilde normalleştirilecek ve savunulacak bir durumları yoktur.
Ve herhangi bir mağduriyetleri de yoktur.
Marjinal tercih ve yaklaşımları vardır.
Bunları savunmak Kürtlere kalmamıştır.
Olsa bile bu Kürtlerin sorunu değildir.
Heleki kendi kimliği kültürü ve özgürlüğü için binlerce gencini ömrünün baharında kara toprağa vermiş bir halkın derdi LGBTİ özgürlüğü değildir.
Uyan ey şerefli-onurlu ve haysiyetli Kürt halkı; LGBTİ’yi savunmak sana ve beyaz tülbentli annelerimize kalmamıştır.
Bunların anne ve babaları onları red etmiş ve evlatlıktan çıkarmıştır.
Bu akıl akıl değildir.
Benim bireysel olarak hiçkimsenin yaşam tarzına dinsel-cinsel ve ideolojik tercihlerine diyeceğim hiçbir şey yoktur.
Bireysel olarak herkes istediği gibi yaşayabilir.
Ama bu tür sapkınlıkları topluma yaymak çok tehlikeli ve ahlaksızcadır.
Bu kare Kürtlerin örf adet ve değerleriyle örtüşmemektedir.
Yüksek ihtimalle bu fotoğraf karesi annelerin özgür iradesiyle ortaya çıkmamıştır.
Bu garibanlar LGBTİ nerden bilsinler.
Bir yönlendirme ve servis etme vardır.
Bu annelerin çocukları “D-Cumhuriyet” ve “D-Entegrasyon” için dağa çıkıp canlarını feda etmediler.
Bu işin doğasına ve eşyanın tabiatına aykırıdır.
Onları oraya çıkaran bir idealleri vardı.
Onları dağa çıkaran gerekçe ne “D-Cumhuriyet” ne de “D-Entegrasyon”du.
Onlar; “TC İşgalci” bir ülkedir. “Kürdistan TC”nin Sömürgesidir.” diyorlardı.
Hayalleri ve onları dağa çeken çıkaran gerekçe “Ö-Kürdistan”dı.
Onlar canlarını bunun için feda ettiler.
LGBTİ’ler özgür olsun diye değil !
Evet insan olarak dünya ve ülke gerçeklerini göz önünde bulundurduğumuzda bunun gerçekçi bir şey olmadığını anlayabiliriz.
Amenna ve saddakna !
Bu yolda mücadele edenler yorulmuş olabilirler-normaldir.
Ama hiç olmazsa onların anılarına-ideallerine ve mücadelelerine sadık olmak ve saygı duymak gerekmez mi?
Ben şahsen başından beri bu işe temkinli yaklaştım.
Türkiye’de Kürt sorunu asla silah ve şiddetle çözülmez diye düşünüyordum.
Bölünmeden değil bütünleşmeden yanaydım.
Ama meseleyi bu kadar sulandırmanın anlamı var mıdır ?
Er veya geç Türkiye Kürt meselesini eyalet ve federal sistemle ancak çözebilir ve yönetebilir.
Aksi halde hep bu tür sancılar yaşanır.
Yoksa onlar nereden bileceklerdi ki, onları doğran beyaz tülbentli anneleri ortak vatan-eşit yurttaşlık “D-Cumhuriyet ve “D-Entegrasyon” sistemi içerisinde LGBTİ bireylerin hak ve özgürlükleri için mücadele verecekler ?
Nereden nereye (!)
Arif Verimli beni engellemiş! Tabi, LGBT şahıslar ve LGBT destekçileri beni sevmez :)
LGBT misyoneri Türkiye Psikiyatri Derneği Verimli’nin gözbebeğiymiş. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin X hesabına erişim engeli getirilmesi talebini destekliyoruz. @adalet_bakanlik👏🏻
🇵🇸 Gazze'ye selam, boykota devam
Trabzonspor tribünlerindeki Gazze pankartı
BİR Trabzonlu Ve Trabzonspor lu Olarak Şehrimle Gurur duyuyorum
Bu akşamki Farklı Galibiyet için Cani gönülden Tebrik ediyorum Başarıların devamını diliyorum
Deminde onlara teşne olanlarında Allah belasını versin DEM hiçbir zaman kürtlerin partisi olmadı olamazda ne kadar vatan haini marjinal varsa onlarla yaşayan bi parti
DEM Parti'nin beyaz yazmalı analarımızı getirdiği duruma bakın!
Bir kadın ve bir erkeğin "meşru" birlikteliği dışındaki her türlü cinsellik sapıklıktır, hastalıktır, rezilliktir, pisliktir, ahlaksızlıktır...
Buna teşne olan kim varsa o da sapıktır, hastadır, ahlaksızdır!
🔴 DEM PARTİ’DEN TEPKİ ÇEKEN KARE
📌 Beyaz tülbentli Kürt annelerini LGBT’lilerle aynı kareye taşıyan DEM Parti, sosyal medyada sert eleştirilerin hedefi oldu. Kürt annelerinin ve beyaz tülbentin taşıdığı tarihî anlamın bu şekilde sunulması büyük tepki çekti.