2000’lerin başı. İstanbul’a yeni gelmişim. Sultanahmet’te bir adam yere çökmüş, millet önüne bozuk para atıyor. Hava da cehennem gibi. Biri geldi adamın kafasından aşağı su döküyor. Kalabalıktan birine de yanaşıp sordum: Birader, Yerebatan Sarnıcı bu abimiz mi? Niye herkes bu adama bozuk para fırlatıyor?Adamı hem dolduruyorlar hem suluyorlar, başka ne düşüneyim yani.+++
Sevgili dostlar yaklaşık dört yıldır benim gönderilerimi okuyup ağladınız,bana iyi dileklerde bulundunuz destek oldunuz. Artık sona geldik,yarın karar duruşması var.Sanıkların olası kastla en ağır cezayı alması için sesime ses olun,sizler de gönderilerimi paylaşın lütfen.
#EzgiApartmanıKararBekliyor
İstanbul’da en sağ şeritten gelen bir sürücü, kaynak yaparak yolunda ilerleyen aracın önüne geçmeye çalıştı. Sürücünün yol vermemesi üzerine ikili arasında inatlaşma başladı. Kaynak yapmaya çalışan sürücü, yarı emniyet şeridine girerek diğer aracı sıkıştırdı.
@sidratta@TCtellikursun Yarım empati vicdandan eder işte böyle, peki senin saatin çalınıp böyle piyasaya sürüldüğünü görsen ne yapacaksın, ağzı olan konuşuyor ya
HER YAZAR KENDİ ÇUKUROVA’SINI YAZAR
Bir konferansta Yaşar Kemal’e soruyorlar;
“Bir ömür Çukurova’yı mı yazacaksınız?
Gülümsüyor..
Herkes .. Dickens’ı, Tolstoy’u ve dünya edebiyatının büyük isimlerini örnek verip,
“Her yazar kendi Çukurova’sını yazar.”
diyor..
Sonrası ..
Sessizlik..
İnat ettim aradım ve bu hikayesini anlattığı videosunu buldum.
izleyin..
Yanıtı imza gibi ..
“Her yazar kendi Çukurova’sını yazar.”
Çünkü onların yazdığı şey yalnızca bir şehir ya da bir ülke değildir.
Kendi hakikatleridir.
Bugün buna “otantisite” diyoruz.
Ama otantisite, sanıldığı gibi farklı görünmek değildir.
Kendine sadık kalabilmektir.
Çünkü insanın en büyük taklidi, başkası olmaya çalışmasıdır.
En büyük özgünlüğü ise kendisini inkâr etmemesidir.
Carl Gustav Jung’un dediği gibi, insan en çok kendi gölgesini kabul ettiğinde bütünleşir.
Yazar için de durum farklı değildir.
Başkalarının hikâyelerini ödünç alarak değil, kendi iç coğrafyasını tanıyarak sesini bulur.
Bu yüzden Dickens Londra’yı yazarken yalnızca Londra’yı anlatmıyordu.
Yoksulluğun ruhunu anlatıyordu.
Tolstoy Rusya’yı yazarken yalnızca Rusya’yı değil, insan vicdanını yazıyordu.
Yaşar Kemal ise Çukurova’yı yazarken aslında toprağın hafızasını, emeğin onurunu ve insanın direncini yazıyordu.
Çünkü büyük edebiyat coğrafyadan doğar.
Ama coğrafyada kalmaz.
İnsana ulaşır.
Nörobilim bunun nedenini açıklıyor.
Hipokampus yalnızca yaşadığımız yerleri kaydetmez.
Onları kokularla, seslerle, duygularla ve beden duyumlarıyla birlikte saklar.
Antonio Damasio’nun yıllardır anlattığı gibi, hafıza yalnızca zihinde değildir.
Bedenin içinde yaşar.
Bu yüzden bazen bir portakal çiçeği kokusu çocukluğu geri getirir.
Bir tren düdüğü yıllar önceki bir ayrılığı.
Ya da sıcak toprağın kokusu, insanın hiç dönmeyeceği bir evi…
Marcel Proust’un küçük bir kurabiyeyle kayıp zamanı geri çağırması yalnızca edebiyat değildir.
Aynı zamanda nörobiyolojidir.
Edward Said ise sürgün üzerine yazarken insanın asıl vatanının bazen yaşadığı yer değil, hafızasında taşıdığı yer olduğunu söyler.
Belki de bu yüzden göç eden insanlar yeni ülkelerde yalnız dili değil, kokuları, sesleri ve çocukluklarını da özlerler.
Çünkü kimlik, pasaporttan önce hafızada kurulur.
Edebiyat da tam burada başlar.
İnsan, kendisini en iyi bildiği yerden konuştuğunda en evrensel cümleleri kurar.
Kötü edebiyat çoğu zaman başkasının sesini ödünç almaya çalışır.
İyi edebiyat ise kendi sesinin peşinden gider.
Çünkü kök salmayan hiçbir ağaç göğe yükselemez.
Yerel olan, derinleştiğinde evrenselleşir.
Yaşar Kemal’in Çukurova’sı bunun en güzel örneğidir.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde okunmasının nedeni Çukurova’yı anlatması değildir.
İnsanı anlatmasıdır.
Belki de bu yüzden hepimizin bir Çukurova’sı vardır.
Kimininki bir Ege kasabasıdır.
Kimininki bir İstanbul sokağı.
Kimininki bir hastane koridoru.
Kimininki gurbetin ortasında unutamadığı çocukluk mutfağıdır.
Önemli olan nerede yaşadığın değildir.
Oraya ne kadar dürüst bakabildiğindir.
Çünkü insan, kendisinden uzaklaştıkça sesi çoğalmaz.
Kaybolur.
Yaklaştıkça ise yalnız kendi hikâyesini değil, insanlığın ortak hikâyesini de anlatmaya başlar.
Belki de büyük edebiyatın sırrı budur.
Dünyaya açılmanın yolu, dünyayı dolaşmaktan önce kendi Çukurova’na cesaretle dönebilmektir.
Ne güzel yanıt çakmışsın!
adamın saçlarıyla dalga geçiliyordu,
meğer otizmli oğlu kendisini kolayca tanısın diye uzatıyormuş. işte böyle önyargılarınızın içinden geçerler. sadece adını biliyorsunuz insanların, hikayelerini değil.
🇻🇪 🥹🐶❤️ Este perrito NO abandonó a su amigo gatito durante el terremoto en Venezuela.
Los rescatistas los encontraron así, el perro protegiendo a su compañero gatito.
Amor verdadero.
¿Te conmovió tanto como a mí? ❤️
#TerremotoVenezuela#Rescate#Temblor#Venezuela#terremoto