İnsan incinmemeyi güç sanıyor. Sesini sağlam tutuyor, yarasını saklıyor, kendi yükünü kimseye göstermeden taşımayı öğreniyor. Zırhlara bürünüyor.
Fakat zırh yalnızca darbeyi kesmiyor, teması da azaltıyor.
Bir gün, güvendiği birinin yanında o zırhı indiriyor, kendini korumaktan vazgeçiyor. Sözü yarım kalıyor, sesi titriyor, sakladığı yerlerinden görünüyor. Aaa o da ne? Muhatabı çekip gitmiyor.
Karşısındaki yine de kalıyor. İşte o küçücük “kalış”, içimizde yıllardır nöbet tutan bir şeyi iyileştiriyor. Çünkü ruhun en derin ihtiyacı anlaşılmak, olduğumuz gibi kabul görmek.
Yakınlık da burada başlıyor: Kendimizi savunmaya ihtiyaç duymadığımız yerde. Bazen insanı iyileştiren, yaranın kapanmasından ziyade o yarayla da sevilebildiğini görmesidir.
Olduğu gibi.
Dün Gazze’nin güneyinde, zarar görmüş bir bina, yanındaki çadırların üzerine çöktü. Hem binanın hem çadırların içinde çoğu çocuk 11 kişi hayatını kaybetti; onlarca yaralı ve henüz ulaşılamayan insan var. Ateşkesin üzerinden neredeyse 1 yıl geçmiş olmasına rağmen Gazze’ye hiçbir iş makinesinin veya konteynırın girişine izin vermeyen İsrail, elbette bu ölümlerin de sorumlusudur. Kış yaklaşırken Gazze’de şartlar hâlâ akıl almaz derecede kötü.
#GazaGenocide
Dün gece yaşanan felaketin yanında İsrail Gazze’deki sivil kamplarını bombalamaya ve çocukları öldürmeye devam ediyor. Fotoğraf bugünden.
Ancak ne yazık ki bunlara dair gönderiler artık insanların ana sayfalarına düşmüyor dahi, aşırı derecede düşük görüntüleme alıyor.
Teknolojiden kaçmak ne mümkün ne de gerekli. Mesele, teknolojinin efendisi mi yoksa kölesi mi olduğumuz. Telefon bizim için bir alet mi, yoksa biz telefonun bir uzantısı mıyız? Bu sorunun cevabını her gün yeniden vermek zorundayız.
Birkaç mütevazı tavsiyem olacak.
👇👇👇👇
Birincisi, ‘kutsal’ boşluklar oluşturun. İhlal etmeyeceğiniz. Günün belli saatlerini, evin belli köşelerini ekranlardan arındırın. Sofra, yatak odası ve sabahın ilk saati; bu üçü ekransız kalsın. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakan insan, gününü başkalarının gündemiyle açmış olur. Oysa günün ilk saati, insanın kendisine ait olmalıdır. Dinginlik ve sessizlik, günün en iyi başlangıcıdır.
İkincisi, yavaşlayın. Bir şeyi yavaş yapmak, ona saygı duymaktır. Yürüyün, elinizle yazın, kâğıttan okuyun, bir sohbette telefonu masaya değil çantaya koyun. Bir işi bitirmeden diğerine geçmeyin. Beynimiz aynı anda birçok şey yapıyor gibi görünür ama aslında dikkat hızla dağılır. Tek bir şeye kendimizi bütünüyle vermek, ruh sağlığının özü.
Üçüncüsü, bedeninizi hayata geri çağırın. Toprakla, suyla, ağaçla temas edin. Bir komşunuzun kapısını çalın. Bir hastayı ziyaret edin. Bir çocukla oyun oynayın. Bunların hiçbiri ekranda olmaz ve bunların hiçbiri paylaşılmak zorunda değildir. Görülmeden yaşanan hayat, en sahici hayattır.
Dördüncüsü, can sıkıntısına izin verin. Beklerken, yürürken, kuyrukta dururken telefona uzanmayın. O küçük boşluklar, ruhun kendini onardığı anlardır. Tefekkür, hayal kurma ve dua bu boşluklarda doğar. Bütün boşlukları dolduran bir hayatta hiçbir şey için yer kalmaz.
Ve nihayet, kendinize niçin diye sorun. Elinize telefonu her aldığınızda, "bunu neden yapıyorum" diye sorun. Bir amaç için mi, bir kaçış için mi? Çoğu zaman ekrana bir şeyden kaçmak için sığınırız: yalnızlıktan, kederden, kendimizle yüzleşmekten. Oysa kaçtığımız şey, bizi bekleyen şeydir.
Dijital çağda huzur, bağlantıyı kesmekte değil, asıl bağlantıyı hatırlamaktadır. Hepimiz çok büyük bir bütünün parçalarıyız. Kalbin dijital gürültüye direnişi, aslında kalbin kendi sahibine ve tamlığa dönüşüdür.
Stephanie Sinclair denen bir kafir, akraba iki kişiyi alakasız bir şekilde fotoğraflıyor. Sonra bunu “çocuk evliliği” diye yıllar önce servis ediyor. Ama kıza verdiği isim “Ghulam”. Yani “genç erkek” demek ve tamamen bir erkek ismi. Bu isme sahip bir kız bile bulamazsınız. Bu yalanı üzerinden büyük ödüller alıyor, çocuk evliliklerini engellemek adına bir sivil toplum kuruluşu kuruyor ve hayatını batılı kafirleri tatmin edecek, müslümanları tahkir edecek yalanlar ile kazanıyor. Ama Epstein belgeleri yalan değil, gerçek. Birleşmiş milletler gerçekleri değil, işine gelen yalanları ancak aktarır.
Dini ekollerin zikir meselesini oldum olası anlamaz ve saçma bulurdum. Bu araştırma sayesinde aydınlanma yaşadım.
Araştırmaya göre beynimiz, günde 60-80 bin düşünce üretiyor; bunların büyük kısmı olumsuz ve dünün tekrarı. Çünkü beyin öncelikle mutluluk için değil, tehditlere karşı hayatta kalmak için çalışır. “Buna hazır değilim” gibi bir düşünce amigdalayı tetikliyor, kortizol salınıyor ve aynı döngü giderek güçleniyor.
Olumlamalar ise karşı program gibi çalışıyor. “Bunun üstesinden gelebilirim” gibi cümleleri tekrarlamak yeni sinir yolları oluşturuyor. İlk başta etkisiz gelse de tekrarladıkça beyin yeniden şekilleniyor.
2016 tarihli bir Pennsylvania Üniversitesi çalışmasına göre değer odaklı olumlamalar prefrontal korteksi (akıl yürütme) aktive ederken tehdit tepkisini yatıştırıyor.
Önemli olan tekrar ve kişisel anlam. Genel pozitif cümleler yerine sizin için önemli bir şeye bağlı, spesifik ifadeler daha güçlü etki ediyor. Yazmak, sesli söylemek veya karttan okumak fark etmiyor; asıl mesele düzenli pratik.
Burada tesbihat ya da zikir dediğimiz aynı sözleri sık sık tekrar etmenin anlamı da aslında ortaya çıkıyor. Zikirle bu korkularımla yetersizliklerime karşı yalnız olmadığını söyleyip düşünmek insan beynini hem yatıştırıp hem de bu otomatik düşüncelerin olumluya dönmesini sağlıyor
Kim bilir ne güzellikler yazdın ömrüme kaç tümseği kaldırdın da ben ayağıma takılan çakıl taşına ağladım..kim bilir nelerden korudun da ben görmedim esirgediklerinin yerine nice güzellikler yazdın da bilmedim..kim bilir ben çiçeğe ağlarken sen bana ne bahçeler hazırlıyorsun
🇵🇸 On binlerce Gazzeli uzuvlarını kaybederken Adidas işgalci askerleri gördü
📌 Spor giyim markası Adidas, yalnızca sağ veya sol eşin alınabildiği "One Shoe Service" (Tek Ayakkabı Hizmeti) adlı yeni uygulamasının tanıtım yüzü olarak işgalci İsrail askeri Shalev Biton'u seçti
📌 İşgal operasyonlarına katılıp uzvunu kaybeden askerlere yönelik belirgin bir sempati dilinin kullanıldığı reklam filminde, "Artık tekli ayakkabı alabilirsiniz" mesajı öne çıkarıldı. Kampanyanın merkezinde yer alan Biton, Mayıs 2021'de işgal faaliyeti esnasında sol bacağını kaybetmiş, aynı olayda araçtaki diğer birçok İsrail askeri de ölmüştü
📌 İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü yıkıcı saldırılar sonucunda bugüne kadar 174 bini aşkın Filistinli yaralandı. En az 42 bin masum sivil ise bu orantısız şiddet nedeniyle sakat kalarak hayatlarına ampüte bir şekilde devam etmek zorunda bırakıldı
📌 Ancak on binlerce Gazzeli uzuvlarını kaybedip hayatta kalma mücadelesi verirken, Adidas bu mağdurlar için herhangi bir destek kampanyası düzenlemedi veya onlar için bir reklam filmi çekmedi. Markanın bu tutumu, açık bir çifte standart ve ikiyüzlülük olarak değerlendiriliyor
SİZE ÇOK ÖNEMLİ BİR MESAJIM VAR:
Hasidik Yahudiler’in siyonist kolu Chabad’lar ile ilgili yayınladığımız belgeselimiz 2 haftada 69 milyon kez izlendi. Bu bizim için bir rekor.
Bu konu daha önce defalarca kez başkaları tarafından çekilmiş olsa da, bizim belgeselimize gösterdiğiniz özel ilgi için teşekkürler.
Ancak geçmiş yıllara ait bazı görüntüler sanki bu belgeselde yaşanmış ve yeni olaylarmış gibi her yerde paylaşılıyor.
Yine bu etkileşimin neticesinde toplumumuzdaki bazı kesimler tarafından adeta abartılarak kahramanlaştırıldığımı da görüyorum.
Ve tüm bunların çok daha önemli bir gerçeği gölgede bırakmasından rahatsızlık duyuyorum.
Bu yüzden şu an sahip olduğum popülerliği işte bu önemli gerçeğe dikkat çekmek için değerlendirmek istiyorum; dünyanın en büyük hapishanesine dönüşen Gazze’ye.
Sadece İstanbul’daki Beykoz ilçesi kadar küçültülmüş bir alanda 2.000.000 milyondan fazla insan yaşam mücadelesi veriyor. Ve ne mizah akımının, ne sahte Amerika karıştı görüntülerinin, ne de benim abartılmamın bu insanlara hiçbir faydası yok.
Bugün daha önce hiç olmadığım kadar gündemdeyim.
Eğer bu kadar büyük bir ilginin, milyonlarca görüntülenmenin ve sosyal medyada oluşan bu enerjinin bir anlamı olacaksa size çağrım şudur.
Filistin’de kaderine terk edilmiş ve yardıma muhtaç yüzbinlerce insan var. Size bir bağış linki vermiyorum. Ama siz de eğer benim gibi düşünüyorsanız, güvendiğiniz yardım kuruluşları aracılığıyla bu insanlara yardım edin. Özellikle çocuklar. Bazıları evini, bazıları ailesini, bazıları geleceğini kaybetti. Bu çocukların sesi yeteri kadar duyulmuyor.
En azından, gündemin ürettiği bu enerjiyi sosyal medyada doğru paylaşımlar yaparak bu çocukların sesi olmaya dönüştürün. Türk Aklını kullanın.
Erzurum’da yaşamayanlar buraya girmeyiz diye düşünüyor olabilir. Genç olanlar da o senenin bu sene olmadığını düşünüyor olabilir. Ama bu işler nasip. İzmir’de yaşayıp Erzurum’da gömülebiliriz. Dedemiz ölmeden biz ölebiliriz. Nasip. Allah imandan ayırmasın.
🔴 Filistinli ilim adamı Ebu Katade el-Filistini:
Savaş yaklaşıyor; uzun yıllardan değil, şu anda kapımızı çalan bir savaştan bahsediyorum.
Bu yüzden sabredin, çok az kaldı. Birbirinizi sevin ve birlik olun. Bunu yapmazsanız Allah sizi daha hayırlılar ile değiştirir.
Sokaklardan, meyhanelerden insanlar gelir; daha önce namaz kılmayan kimseler gelir ve İslâm’ın önderleri olurlar. Allah, İslâm’ı hiç duymamış insanları getirir ve onları ümmetin en hayırlı topluluğu kılar.
Namaz kılmayı bilmeyenler camiden çıkar, mücahid olur, sonra Allah yolunda şehid olurlar.
İsimler, etiketler, tarihler size fayda vermez. Kimse Allah’ın huzurunda “Ben falancalardanım” diyerek kurtulamaz. Eğer bu yoldan ayrılırsanız, soyunuz da akrabalığınız da size fayda sağlamaz.
Önemli olan, kim olduğunuz ve neyi yaptığınızdır.
Müslümanları gerçekten seviyor musunuz?
İslâm’ın zaferini gerçekten istiyor musunuz?
Yoksa insanların kurduğu bir yapıyı, bir partiyi mi zafere taşımaya çalışıyorsunuz?
Filistinli gazeteci Farah Ebu Ayaş, işgalci İsrail tarafından 100 günden fazladır hapsediliyor. Kadın, insan, çocuk hakları hepsi uydurmaca imiş…
Ebu Ayaş, böceklerle dolu tek kişilik bir hücrede akıl almaz işkenceler görüyor, en son üzerine salınan köpekler giysilerini parçalamış ve İsrail askerleri Farah’a şiddetin her türlüsünü uygulamış.
Farah, ‘dünyanın bütün gazetecileri bize ses olsun’ diye İsrail zindanlarından haber yollamış. Bu ses yankısız kalmamalı.
İsrail, Gazze'de Memlükler döneminde inşa edilen Paşa Sarayı'nı yıktı, 20 binden fazla tarihi eseri yağmaladı
14 yüzyıllık tarihe sahip olan "Büyük Ömer Camii" diğer bir adıyla "Gazze Ulu Camii", saldırılar nedeniyle büyük ölçüde yıkıma uğradı
✋🏿Neyazık ki size bunu söylerken kalbim😔kırık bir şekilde öleceğim. Yetersiz beslenme nedeniyle😭 yetersiz beslenme teşhisi konuldu. Vücudum yavaş yavaş çöküyor.Evet, açım ve yiyecek alamıyorum. Kaydırıyorsanız,LÜTFEN bir nokta bırakın. Sadece bir nokta🙏
https://t.co/ylNodau98D
Dondurucu kış soğuğundan korunacakları evleri olmayan 945 bin Gazzeli için acilen gerekli adımlar atılmazsa Allah korusun sonuçları soykırımdan çok daha kötü olacak.
Asıl zorluk şimdi başlıyor.
Sessiz kalma, kardeşlerini yalnız bırakma!
#HumanitarianCrisisInGaza
6 Şubat depremlerinde Malatya’da beyin hasarı geçiren Muhammed Mirza Kuzu’nun babası Hacı Kuzu, yetkililere çağrıda bulundu:
"Üç senedir çalışmıyorum. Bazı ilaçları tamamen cebimden alıyorum. Bazılarının raporu olduğu hâlde, yüksek bir rakamla yüzdesini ödüyorum.
Benim ne belli bir işim var ne de çalışabiliyorum. Devletin vermediği ilaçlar var. Üç senedir borç ede ede 2 milyonun üzerine borç altına girdim.
Üç senedir Malatya’nın bütün milletvekillerini aradım. Allah rızası için bir gün biri bana cevap vermedi. Ben buradan yetkililere sesleniyorum, iş insanlarına sesleniyorum, Allah rızası için sesimi duyun."
(ANKA)