Ruhunu kaça sattın?
Yıllar önce bir akşam yemeğinde, iflasın eşiğindeki bir arkadaşım milyonluk bir teklifi sırf prensiplerine ters geldiği için tek cümleyle reddetti:
“Ben başımı sokacağım bir ev, beni eve götürecek bir araba ve bir dostla iki tas yemek için ruhumu satıyorum. Şu anda üçüne de sahibim. Daha fazlası için ruhumu satamam.”
Kalktı, gitti. Teklifi yapan iş insanı boş sandalyeye uzun uzun baktı: “Böylesini ilk kez görüyorum.”
Klaus Mann’ın Mefisto’sundaki kahraman ise tersini yapar. Onu kimse tehdit etmez, silah dayamaz, pazarlık bile etmez. Adam ruhunu sırf başrol oynamak, biraz daha alkış almak, sıradan bir koltuk kapmak için teslim eder. Tek cümleyle: “Ben sadece bana verilen görevi yapıyorum.”
Mann’ın asıl dehası şurada: Ahlaksızlığı sıradanlaştıran bir sistem kurulduğunda, insanın ruhunu satması için bir şeytana bile ihtiyaç kalmıyor.
Milgram’ın itaat deneyini hepimiz biliriz: Katılımcıların üçte ikisi, beyaz önlüklü biri “devam et” dediği için tanımadığı bir insana en yüksek voltajda elektrik şoku verdi. Yıllarca “insan otoriteye boyun eğer” diye okundu.
Ama bir de tersinden okuyun:
Aynı oda. Aynı baskı. Aynı otorite. Ve her üç kişiden biri “hayır” dedi.
Sistem insanı çürütür, evet. Ama bireysel sorumluluğu sıfırlamaz. En çürük zeminde bile insan kalmanın bir yolu var — ve onu arayıp bulanlar insanlık tarihinin en onurlu sayfalarını yazıyor.
O akşam arkadaşım geride boş bir sandalye bıraktı. Yıllardır düşünürüm: O sandalye masadaki her şeyden çok yer kaplıyordu.
Çünkü bazı insanlar koltuğa oturarak değil, koltuktan kalkarak yükselir.
Sen ruhunu kaça satarsın?
Yazının tamamı bu haftaki @GazeteOksijen ‘de…
🔴MEB, Okullarda Devam Eden Temizlik ve Hijyen Sorununa Kalıcı Çözüm Üretmelidir!
Eğitim hakkı yalnızca dersliklerin varlığı, müfredat ya da ders kitaplarıyla sınırlı değildir. Öğrencilerin temiz, sağlıklı ve güvenli ortamlarda eğitim görmesi de eğitim hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Kamusal eğitimin niteliğini korumak ve geliştirmek isteyen bir anlayış, öncelikle okulların temel ihtiyaçlarını güvence altına almak zorundadır.
Eğitim Sen olarak Millî Eğitim Bakanlığı’nı sorumluluk almaya çağırıyoruz. Okullarda temizlik ve yardımcı hizmetlerde yılın hiçbir döneminde aksama yaşanmaması için gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Her eğitim-öğretim döneminde yeniden karşımıza çıkan bu sorunun kaynağı ortadan kaldırılmalı; okulların temizlik ve yardımcı hizmetler alanındaki personel ihtiyacı kadrolu, güvenceli ve sürekli istihdam yoluyla karşılanmalıdır.
Öğrencilerin sağlığı, eğitim ve bilim emekçilerinin çalışma koşulları ve kamusal eğitimin gerekleri tasarruf politikalarına, geçici çözümlere ve güvencesiz istihdam modellerine terk edilemez. İktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi, eğitim hizmetlerini günü kurtaran uygulamalarla değil; kamusal sorumluluğun gereklerine uygun, planlı ve kalıcı politikalarla yürütmektir.
https://t.co/42eEGmDX97
Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında Kürt kadınları hedef alan cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler kullanması kabul edilemez. Kadın bedeni, hasta mahremiyeti ve kimlikler üzerinden kurulan bu ayrımcı dil; “espri” ya da “fıkra” adı altında meşrulaştırılamaz. Toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de insan onuru, eşitlik, mahremiyet ve ayrımcılık yasağı temel ilkelerdir. Servet, unvan ya da toplumsal statü; hiç kimseye kadınları, halkları ve onların kimliklerini aşağılayan bir dil kullanma hakkı vermez. Kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan ayrımcı söylemler karşısında sessiz kalmak, ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi toplumsal yaşamda yeniden üretmek anlamına gelir.
Eğitim Sen olarak kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan bu cinsiyetçi ve ırkçı dili kınıyor; eşit, özgür ve onurlu bir yaşam mücadelesini büyütme kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz. "
Eğitim sisteminin "siyasal iktidarın ideolojik çizgisine uygun biçimde yeniden şekillendirildiğini" belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, kamusal bir hak olması gereken eğitimin "sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden biçimlendirildiğini" vurguladı.
https://t.co/XRSFBTv9YA
Demokrasiyi Savunmaya Devam Edeceğiz!
AKP iktidarı, muhalefeti yok etmek ve toplumsal muhalefeti sindirmek için bir kez daha bir yargı sopasına sarılmıştır.
İstinaf mahkemesinin bugün CHP kurultayına yönelik verdiği "mutlak butlan" kararı, demokratik siyasete vurulmuş açık bir darbedir. Halkın iradesini gasp eden kayyum politikalarının bir başka tezahürü olan bu sipariş karar yok hükmündedir.
Yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabalarına, irade gasplarına ve antidemokratik müdahalelere karşı demokrasiyi, adaleti ve halkın iradesini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Yürütme Kurulu
🟥Yine Başarabiliriz, Emperyalizmi ve Saltanat Heveslilerini Kovabiliriz!!!
19 Mayıs, Osmanlı Devletinin emperyalist ülkelerin işgaline uğradığı, tüm isteklerine boyun eğdiği bir zamanda daha devlet olma aşamasına gelmeden Mustafa Kemal önderliğinde Anadolu ve Rumeli'de yaşayan tüm halkların birlikte mücadeleye adım attığı gündür.
Türkiye halkları, birlikte mücadele ettiklerinde emperyalizmi defedebileceklerini göstermiştir.
Eşit ve özgür bir ülke kurma yolunda girişilen bu mücadelede bu coğrafyada yaşayan tüm halkların payı vardır.
Bugün de kurtuluşun ve emperyalizme karşı mücadelenin yolu aynıdır. Birlikte eşit ve özgür bir ülke kurmanın, saltanat heveslilerini def etmenin yolu birlikte olmaktan geçmektedir.
Halkların iradesi, dün olduğu gibi bugün de işgale karşı olmak yönündedir. Bugün bu karşı gelişi önderliğini üstlenecek, örgütleyecek ve mücadele edecek olan emekçi sınıflardır.
Emekçiler, emperyalist saldırganlığa maruz kalan tüm dünya halklarıyla enternasyonalist dayanışma içinde olacak, emperyalist savaş politiklarına karşı her koşulda barıştan yana tavır alacaktır.
19 Mayıs, saltanatın karanlığında, emperyalist işgale karşı ortak mücadelesinde bir dönüm noktası, canı pahasına savaşanların eşit ve özgür bir yaşam mücadelesidir.
Yüz yedi yıldır işçiler, emekçiler, kadınlar ille de gençler; hayal ettikleri gibi bir ülke ve cumhuriyet için mücadele etmeye ve hayal kurmaya devam ediyorlar.
Bugün de tek adam rejimi, tarikat kuşatması, dincileşen eğitim, yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik kuşatmasında kimliğinden, inancından, dilinden, cinsiyetinden dolayı dışlanan milyonlar, bu düzenin çarklarında eziliyor.
Saltanat hevesi ve hayali ile otoriter bir rejim inşaa edenlere diyoruz ki; tarihin tekerleği tersine döndürülemez!
Barikatları yıkarak ayağa kalkan üniversite gençliğine, proje okullarındaki keyfi uygulamalara karşı mücadele eden liseli gençlere, laik, bilimsel, parasız eğitim ve ana dilinde eğitim diyen, eğitimi fırsat değil hak olarak gören ve bunun için mücadele eden gençlere selam olsun.
Biz biliyoruz ki; bu karanlığı hep birlikte aşacağız. Birbirimize yaslanarak, kimseyi dışarda bırakmadan, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ülke için, işsizliğe, sömürüye, inkâra ve baskıya karşı; demokratik bir ülke, güvenceli yaşam koşulları ve ifade özgürlüğü için mücadele edeceğiz.
Bu mücadelede birlikte yürüdüğümüz bütün gençlerin, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını kutluyoruz.
DSD Türkiye Yürütmesi