BİR SORU
Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işletmelerinde, işçi alacakları için uzlaşma sağlandığı açıklandı. 👇
Bir şirketin işçilerini ücret, tazminat, vb haklarını karşılamadan çalıştırmasının vardığı yer bir 'insan onuru' mücadelesi halini aldı. Her türlü haklarını kullanmaktan direkt veya dolaylı olarak, zorbaca alıkonulmuş emekçilerin buna karşı mücadelesi tartışmasızdı.
Bu durum, eşitlik hakkının da topyekün berhava edildiği bir eşiği aştı. Dolayısıyla 'haklarıyla güçlendirilmiş' olması, hukuka rağmen, işverende ve işbirlikçilerinde adeta rahatsızlık uyandıran bir olgu karşısında kaldık.
Bunu, sadece âdi bir sosyal vaka olarak görmek aymazlıktır. Bıçağın kemiğe dayandığı bu durumun, adeta 'gittiği kadar gider, nereye kadar gider' şeklinde açıklanabilecek bir abanma hâlinin bugünün neoliberal kapitalizminin insan üzerinde bir testi olarak da okunması zor olmasa gerek.
Bu nedenle, maden işçilerinin süregelen ve bugün sona erdirildiği açıklanan direnişi, aslında çok daha büyük ve kuşatıcı bir baskı zihniyeti politikaları karşısında gerçekleşti.
Bu nedenle, sendika başkanı Gökay Çakır ve sendikanın eğitim ve örgütlenme sorumlusu Başaran Aksu'nun "Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesi" nedeniyle tutuklanmalarının sendikanın bu direncine karşı, caydırıcı bir etki yaratacağını düşünen çevreler olabilir ki, yok değil.
İnsan onuruna sahip çıkma ve bu tavrı hukuka uygun olarak görünür kılma mücadelesinden, uyulması gereken hukukun beklediği bir ders çıkarılacak mı, yoksa ülkenin insanları meşru haklarına riayet edilmesini dişleri ve tırnaklarıyla söküp alma mücadelesini sürdürmek zorunda mı kalacaklar?
Aklı başında olan herkesin kendine sorması ve ona göre eylemesi gereken bir soru.
📍Yersiz kararlara meşru bir zeminde karşı çıkan, bu konuda hukuki menfaat sahibi olan öğrencilere dokunmayın,
📍Onların eğitim hakkına sınav öncesi bir zamanda engel olup mağduriyetlerini ölçüsüzce arttırmayın,
📍Hele bir Bayram sabahını öğrenciler ve aileleri için zehir etmeyin,
📍Doğru ve âdil olanı seçin:
Hafize özgür olmalı 🌿
#İstanbulBilgiÜniversitesi
#bilgiliyalnızdeğildir
#OkulİçinDeğilYaşamİçinÖğrenmeliyiz
Sıra arkadaşımız Hafize’yi derhal serbest bırakın!
Binlerce sıra arkadaşıyla birlikte eğitim hakkı için mücadele eden Hafize gözaltına alındı.
Bizleri korkutup sindirmek için yapılan bu baskılara karşı bir aradayız.
Hafize asla yanlız değildir!
#BilgiDireniyor
Sulukule yıkılırken 2006 da hafta sonları çocuklara kapısını açan ilk üniversiteydi Bilgi Üniversitesi, Santral İstanbul'da etkinlikler, Kuştepe de, Kuştepeli çocuklarla kapısını açtı. O çocuklar büyüdüğünde de kapıları kapanmadı. Bilgi üniversitesi hayattır, tek sahibi öğrencilerdir. #bilgidireniyor
Yurt dışında yaşayan arkadaşlarım hala inat ediyor musun Türkiye’de diye soruyor. Evet, ben akademide de Türkiye’de hala inat ediyorum. Okulları için mücadele eden öğrencileri sürekli çözüm düşünen akademisyenleri siz de görseniz siz de inat edersiniz.
"KAMUOYUNA
İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri olarak çok zor bir süreçten geçiyoruz.
Üniversitemizin faaliyet izninin kaldırılmasına ilişkin karar, gündemdeki yoğun siyasi gelişmeler arasında ne yazık ki yeterince görünür olamadı ve sesimizi duyurmakta ciddi şekilde zorlanıyoruz.
Okulun yeniden açılabilmesi ancak yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla mümkün. Alinan karara karşı hukuki süreç ise oldukça uzun sürecek. Sesimizin daha fazla kişiye ulaşabilmesi adına desteğiniz bizim için çok kıymetli olurdu. Mümkünse konuyu paylaşarak kamuoyunda görünür olmasına yardımcı olabilir misiniz?"
BİLGİ ÜNİVERSITESI ÖGRENCİLERİ
İnanın yazmakla bitmez. Bazıların yazayım.
Mesela 2000’li yılların ortalarında Dolapdere’de sokakta yaşayan ve risk altındaki çocuklar için merkezler, göçerler ve dezavantajlı azınlıklar için Tarlabaşı Toplum Merkezi gibi daha birçok sosyal proje yürütülüyordu. Üniversite yalnızca akademik bir kurum değil, toplumun en kırılgan kesimlerine temas etmeye çalışan bir dayanışma alanıydı.
2015 yılındaki Büyük Nepal Depremi’nde öğrencilerimle birlikte psikososyal destek için Nepal’e, Katmandu yakınlarındaki Lele Köyü’ne gitmiştim. Kast sisteminin en altında yer alan "dokunulmaz" denilen azınlık ağır kayıplar ve yıkım yaşamıştı. Amacımız yalnızca psikososyal destek değil, aynı zamanda bir köy okulu inşa etmekti. O dönemin Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Aydın Uğur hocamız okulun inşa masrafını karşılamıştı (devri daim olsun).
Mardin, Ağrı, Siirt, Diyarbakır, Adıyaman ve Van’ın kırsal bölgelerinde yürüttüğümüz cinsel şiddeti önleme çalışmalarında da üniversite hep yanımızda oldu. Malawi’den Van’a, Kars’tan Mardin’e, Erzurum’dan Ağrı’ya kadar birçok köy okullarını Bilgi’deki psikoloji öğrencilerimle birlikte inşa ettik. Nitekim Türkiye genelinde yürütülen Çocuğa Şiddete Dur de Kampanyasını ve Cinsel İstismarı Önleme Hareketini Bilgili Öğrencilerimle organize edip yönettik.
Bugün bir üniversiteyi yalnızca binalarla, tabelalarla ya da diplomalarla anlatmak mümkün değil. Bir üniversitenin gerçek hafızası dokunduğu çocuklarda, umut verdiği gençlerde, dayanışma kurduğu köylerde ve insanların hayatında bıraktığı izlerde yaşar. #BilgiÜniversitesi bunu yaptı. Sadece diploma vermiyor Bilgi, Halka iniyor, temas ediyor, dönüştürüyordu.
@avfatmahosgor Çok teşekkür ederim.
Bilgi Üniversitesi, her programında, Türkiye yükseköğretimimde çığır açmış bir kurumdur.
Bu kültürel değer artık kamuya mal oldu. Bir gecede, akşamdan sabaha üstü çizilemeyecek bir sosyo-kültürel yapıdan söz ediyoruz.
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
+ İş Dünyası ve İnsan Hakları Çalışma Grubu üyesi olarak hazırlık sürecinde benim de bulunduğum "Hukuk, İnsan, Doğa ve Ekstraktivizm" oturumunda akademiden ve sahadan çok kıymetli hocalarımızla interaktif bir oturum gerçekleştireceğiz. Her disiplinden, ilgilenen herkesi bekleriz!
BİLGİ İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezinin 25. yılını,
⛏️ Madencilik ve Aktivizm
🏠 Konut Krizi
🏗️ Kalkınma ve Emek
⚕️ Sağlığa Erişim
gibi güncel insan hakları sorunlarını konuşacağımız çevirimiçi etkinlikle kutluyoruz!
@BiLGiOfficial
+
❌ Bu kadınların sesi duyulmak zorunda👇🏼
📍Eğer savunulan buysa, madencilik faaliyetleriyle ilgili “kamusal fayda” hedefini “menfaat dengesi” ilkesi gözetilmeden savunmaya kalkışmak en hafif tâbiriyle şuursuzluktur.
📍O yatırım sahalarında veya yakınındaki beldelerde yaşayan, atalarının mezarları orada bulunan, orada tarım yapan, sosyo-kültürel yaşamı o ortamda varolan ve gelişebilen insanlar da, o yatırımlara dair iş ilişkilerinin “bileşenleridir” stakeholders). Onlar adeta “yokmuş” gibi davranılması kabul edilemez.
📍Bu nedenle, bu insanların “yerinden edilmeye” zorlanmaları, bugünün insan hakları hukukunda, insan hakları üzerinde olumsuz etkiye (adverse human rights impact) yol açma anlamı taşıdığı için ilgili şirketin ve o yatırıma müsaade eden idarenin sorumluluğunu doğurur.
📍Bu gerçeğe, meşru hatlar içinde kalıp vurgu yapan kişilerin susturulmaya çalışılması ise, haklar üzerindeki olumsuz etkinin alanını daha da genişletip derinleştirir.
📍”Kalkınma”, hiçbir şekilde insana rağmen sağlanacak bir hedef olamaz. “İnsani kalkınma” kavramının bayramlık bir deyiş olmadığını hatırlatmak isterim.
📍Ya da Amartya Sen’in ünlü kitabının başlığı gibi, “Development as Freedom” (Özgürlük Olarak Kalkınma).
📍Bu hedefin savunulması, demokratik bir insan hakları meselesidir.
#Akbelen
#Madencilik
#İnsanHakları
#İşDünyasıVeİnsanHakları
@BizHumanRights
+ Unemployment isn’t the reason for poverty, it’s a symptom. The causes are unfair distribution of resources and sytemic inequalities, and it’s not a mystery.
If an institution fails to define the problem, how can it suggest a sustainable solution?
We can’t solve what we can’t define (or maybe, what we are unwilling to define)
“Poverty has many dimensions, but its causes include unemployment, social exlusion, and high vulnerability…”
This is from the official UN SDG website. Clearly, it lists symptoms, not causes +
Armağanın hazırlanmasında ve etkinliğin organize edilmesinde emeği geçen tüm hocalarımıza teşekkürlerimi sunarım. Turgut Hocama sağlıkla üretmeye ve bize rol model olmaya devam ettiği nice yıllar dilerim.
Öğrencisi olduğum için kendimi hep çok şanslı hissettiğim kıymetli hocam Prof. Dr. @turgut_tarhanli adına hazırlanan armağanın takdim törenindeydik. Bu anlamlı güne tanıklık etmek, hocamızın hayatlarına dokunduğu öğrencilerinden ve dostlarından anılar dinlemek çok kıymetliydi +