I stand with Katie.
5 incidents in 5 days. I left the court with 2 stitches and a bruised knee. Thankfully, it wasn’t worse.
Do we really have to wait until a player is seriously injured before these courtside boards are removed?
Player safety must come first.
#rolandgarros
@AbelGe87 Perfect!! roster construction, teams SG has FG is less than %25, everybody playing hero ball, no team wins nothing like that, especially in the playoffs, hopefully some changes are expected. This team has no hierarchy on the pitch and no, absolutely none offensive coaching
@levent_kazak@moodunlocked78 Antalya Falez otel lobisi, Yaşar Kemal Bir Ada Hikayesi kitabını orada kalarak yazdı, Şenol Güneş Antalyaspor teknik direktörü o dönem Falez otelde yaşıyordu, Yılmaz Morgül bir gala için sanırım gelmişti, sene 1997 ya da 98, ben orada çalışıyordum
IBM built a cloud of suits to make sure the CEO never talked to anyone actually doing the work. @elonmusk does the opposite.
"Elon's method is extreme focus on substance. Extreme focus on getting to the truth.
In any organization with multiple layers, there's compounding lies. Each layer wants to look good. Each layer puts a little spin on things.
If one layer lies to the next layer above it, maybe that's okay. When that happens two or three times, the lies compound. If that happens six times, the lies really compound. If that happens 12 times, the CEO has no idea what's happening.
That was IBM.
By the time I got there as an intern, I calculated there were 12 layers of management between me and the CEO.
They even had a term for it: the great cloud. A cloud of men in gray business suits who followed the CEO around and prevented him from ever talking to anybody who was actually doing the work.
When he would come to visit, it was like a visit from the king. A completely impervious bubble.
That's the polar opposite of the Elon approach."
— @pmarca
Ne yapıyorsam, nasıl yaşıyorsam, neden çabalıyorsam, sebebi 17 yaşında ilk okuduğumdan bu yana aklımın ve gönlümün rehberi olan bu sözlerdir:
"Bu hayrat gönül, bu pir aşkına didinme olmadı mı harika çocuk da olsan boşuna. Bezirganların enayilik saydığı, ya da arkasından kimbilir ne türlü çıkar gördüğü şair cömertliği yok mu -ki Can Yücel'de var o- şu bizim topraklar onu bekliyor Yunus Emre'den, Kaygusuz Abdal'dan,Nesimi'den beri.
Harika çocuk da olsan kırk yıl odun taşıyacaksın tekkeye, burnunu kırıp gözünü dört açacaksın dünyaya, şu bu beğendi diye asıl beğenmesi gerekene boş vermeyeceksin. Arapçaya Arapça, Latinceye Latince, İngilizceye İngilizce, adam olman için ne gerekse hepsini yeniden çocuk olasıya öğreneceksin ve...
ve... dayatacaksın arsa al, bankaya para koy, kim kime dum duma, kim öle kim kala diyen dostlara uymak şöyle dursun, onları kendi yoluna imrendireceksin.
Bütün bunları da niçin yapacaksın? Bir üstün güce yaranmak, bir başka dünyayı kazanmak için değil; sırf sahici insan olmak, küflenip paslanmadan yaşamak, dünyanın sabahlarına yakışmak için.
Bir de tabii köyün kemençecisi olmanın tadı var: bir vuruşta köy halkını horona kaldıran kemençeci. Merhaba Can Yücel ve merhaba Her Boydan kemençecileri dünyamızın...
Sabahattin EYÜBOĞLU"
İşte bu yüzden bir güce yaranmak için değil sahici insan olmak, dünyanın sabahlarına yakışmak için emekle didinen nice güzel kardeşimizle, bu zamanda biz de böyle yaşadık, böyle yaşamaya devam ediyoruz. Kişi hizmet ile bulur kemali diye, nerede olursak olalım tekkeye kırk yıl odun taşımaya ikrarlıyız.
Bu çirkin günler biter, dört bir yandan gelmiş milyonlarca insan Eren Eyüboğlu'nun bu güzel ağacı altında kardeşçe buluşuruz. İşte gönlü buna titreyen yürekli milyonlarca kardeşim biz Anadolu'nun çocuklarız.
Gönlümüzden ve aklımızdan hiç çıkarmayalım Türkiye kendi çocuklarıyla şifa bulacak...
Houston Rockets center Alperen Sengun has been named by NBA Commissioner Adam Silver to replace injured Oklahoma City Thunder guard Shai Gilgeous-Alexander on Team World for the 2026 NBA All-Star Game (Sunday, 2/15 on NBC & Peacock).
Gençlerimiz, Epstein dosyasından çok şey öğrenebilir. Bu dosya, deli bir istisnai insanla ilgili değil. Bu dosya, güçten ve tatminsizlikten zehirlenmiş insanın dünyanın içini boşaltma yarışında kendisine sessiz yandaşlar toplaması ve nicelerini yoldan çıkarabilmesi ile ilgili.
On senelerdir, tüm öğrencilerime ve kariyer günleri konuşmalarıma gelen bütün gençlere, "yükseklere dal atacak ağacın kökleri derinde olmalı, oralarda rüzgarlar daha başka" derim. Gerçekten sizi seven ve sevdiğiniz insanlarla besleniyorsanız, aile geleneklerinizle ve sizi ısıtan güvenli limanlarınızla beraber kadir kıymet bilerek yolunuzu yürürseniz, size cayır cayır kabahatlerinizi söyleyecek ve o esnada da tereddütsüz yanınızda duracak dostlar edinip koruduysanız, istediğiniz yolu istediğiniz gibi yürüyün, mesele yok. Karşınıza nasıl insan çıkarsa çıksın ekseninizden sapmazsınız. Nitekim, yükselip rağbet gördükçe karşınıza iyinin de kötünün de en gösterişli örnekleri çıkacaktır. Zamanla ayıklarsınız ve herkese sizin hayatınızda sahip olması gereken doğru rolü verirsiniz.
Ancak hızlı büyüyeceğim ve yükseleceğim diye sadece gövdeye, dala, yaprağa yüklenirseniz, köklerinizi derinleştirip genişletmeyi ihmal ederseniz, kendi içinde huzurlu insanlara tahammülü olmayanların ve o huzurlu insanları kendisi gibi arsızlastırma açlığı hiç bitmeyenlerin rüzgarlarında merkezinizi yitirirsiniz. Devrilip gidersiniz. Size güvenmediğimden söylemiyorum. O rüzgarları iyi bildiğimden, bu mücadelenin ne kadar ciddi olduğunu çok tecrübe ettiğimden söylüyorum.
Ben de her insan kadar bol, belki daha fazla, kabahati olan biriyim. Bizim etrafımızdaki herkes gibi, bemim de en temelimde iyiye, güzele, huzura yönelim vardır. Oysa ana kalibrasyonu bu olmayan insanlar da var. Gençler böylelerini henüz pek tanımadı. Denk geldiklerinde de tanıyabilmeleri önemlidir. Kendilerini kökleri ile beraber savunabilmeleri için gereklidir. Çoğu insan, kabahatleriyle, çıkardığı derslerle, iyisiyle, kötüsüyle, eksikleriyle, daha olgun, merhametli, anlayışlı ve kanaatkar bir noktaya doğru evrilir ve yaşlanır. Ancak bazıları yolda pusulasını öylesine kaybeder ki, insanların köklerine dair, onları sabitleyen ve onlara eksen kazandırıp huzur veren, onlara yön veren her şeyi düşman bilirler.
Epstein dosyası ile ilgili olarak pek sorulmayan bazı başka soruları sorarak gençler kendilerinin tehlike ve risk tanımlarını bu yönden kuvvetlendirebilirler:
Örneğin, kabe örtüsünün bir zerresine sahip olmak, Epstein gibi bir insana ne katar? O buna neden talip olur? Söyleyeyim: Güçten ve korkudan başka beslenme kaynağı kalmayan, elini attığı her şeyi elde ettikçe elinin hissini kaybeden insanlar, bu kötülük girdabında kalpleri kararıp kalınlaştıkça, herkesi kendileriyle bir zemine alma yolunda iyice arsızlaşırlar. Herkesi ve her şeyi küçümseyerek ve küçülterek, içini kendi elleriyle boşalttıkları hayatlarının anlamsızlığının kendilerine özgü olmadığına, dünyayı ve hayatı kendilerinin tariflediğine inanmaya başlarlar.
Ona kabe örtüsünden parça gönderilirken gönderen tarafından milyonlarca insanın dualarından, gözyaşlarından, umutlarından bahsedilmesi bundandır. Zira alıcı bununla beslenmektedir. Ruhsuz ve kapkara olabilirim, ama bak bende ne var, derdindedir.
Epstein kadar şeytanlaşmışı inşallah karşınıza çıkmasın ama bu arsızlık, kendi doymak bilmezliğine ortak etme veya meze etme çabası, mutlaka çeşitli şekillerde karşınıza çıkacaktır. Daha küçüklerini tanıyabilmek için gösterişli örneğine çalışmak isteyebilirsiniz.
Epstein, bu kalp korozyonu tamamen kontrolsüz bırakılıp sonuna kadar teşvik edildiğinde, güçle de buluşturulursa, görüntünün ne olacağına dair iyi bir örnektir. Mideniz kaldırdığı ölçüde bu dosyayı incelemek ve özellikle de onunla karşılaşıp yolunu değiştirebilenlerin bunu nasıl teşhis edip nasıl yaptığına bakmak isteyebilirsiniz.
Epstein, bir günde Epstein olmadı. Etrafında insanlar toplayıp onların nüfuzundan beslendi. Neticeyi taşlamak, yeterince öğretmez. Yolculuğu incelemek gerek.
Yeşil pasaport meselesi var ya… Ülkece “aynı hizada yürüyelim” diyeceğimize, “ben senin iki adım önüne geçeyim” diye sıraya giriyoruz. Bir yanda yeşil pasaport hakkı olup da alamayan vatandaş, öte yanda “bize de yeşil pasaport, bize de” diye kapı kapı dolaşan meslek kuruluşları. Sanki pasaport değil, sezonluk indirim kartı. Bakıyorum, mühendis “bize de”, avukat “bize de”, muhasebeci “bize de”, oda-dernek-federasyon “bize de”. Bu gidişle bordo pasaportlu olan 700 kişi falan kalacak, onlar da birbirini görünce sarılacak? “Kardeşim sen de mi bordo?” İşin ironisi şu, Yeşil pasaport talebi, aslında “vizesiz Avrupa’ya gideyim” arzusunun kibar ambalajı. Kimse “vize randevusu bulamadım”, “banka dökümü istediler”, “maaş bordrosu yetmedi”, “niyet mektubu yazdım, niyetim yine de beğenilmedi” demek istemiyor. Daha havalı, “Bize de yeşil.” Üstelik bu talep yarışı bitmez, Yeşil gelince “koyu yeşil” isteriz, o da olursa “nane yeşili” diye yeni kategori açarız. Herkesin pasaportu yeşil olunca da bu sefer “bize de mavi tik” gibi başka bir ayrıcalık ararız. Çünkü mesele renk değil, mesele turnikeden kolay geçmek. Peki bunu “benim kartım yeşil olsun” diye istemek yerine, “herkesin hayatı biraz daha vizesiz olsun” diye istemek daha akıllıca değil mi? Aynı hizada olsak, kimse kimsenin önüne geçmeye çalışmasa. “Ben ayrıcalık alayım” değil, “herkesin engeli azalsın” desek. Pasaport alan, yurt dışına çıkabilecek imkânı olan her vatandaş için vizesiz bir hayat temenni etsek…
Çünkü yeşil pasaport, sorunu çözmüyor, sadece sorunun etrafında küçük bir VIP şerit açıyor. Toplum da o şeride girmek için birbirini dirsekliyor.
Belki de tek dilek cümlesi şu olmalı, “Bize de yeşil pasaport” değil, “Bize hepimize, bordo pasaportla bile rahat nefes alacak bir dünya, vizesiz sorgusuz “Tek Türk pasaportu ile vizesiz seyahat”odaklanmamız gereken bu. Yeşil pasaporta bile vize söylentileri arasında, vatandaş olarak “öncelik” değil, “eşitlik” istemek lazım…
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
Yağmurlu havalarda eskiden işe gidiş-dönüş saatlerinde kavşaklarda trafik polisleri olurdu. Şu anda sadece ışıklara ve insanların trafikteki bilincine ve ahlakına kalmış durumda, yani kilit Eski uygulamayı yoğun kavşaklarda bir değerlendirseniz mi @AntalyaValilik@AntalyaEmniyet
Bilecik Pazaryeri ilçesi Bozcaarmut Köyü yakınlarında ormanın içinde açılmak istenen altın madeni olağanüstü güzel coğrafyayı yok edecek. Sadece Bilecik değil Bursa'nın köyleri, suyu, ormanı, üretimi, kimliği hafızadan silinecek. Elden ele lütfen.
Milli oyuncularımız Alperen Şengün ve Adem Bona, #NBAAllStar sahnesine çıkmaya hazır! ⭐️
Oy vermek için:
1️⃣ NBA All-Star oylama sayfasına gidin: https://t.co/30B3kvKj8G
2️⃣ Her iki konferans için de All-Star kadrolarınızı kurun.
3️⃣ Alperen’i Batı (West) Konferansı, Adem’i Doğu (East) Konferansı kadronuza eklediğinizden emin olun!
Milli oyuncularımıza #NBAAllStar yolculuğunda başarılar dileriz! 🇹🇷
Yazık, bundan sonra yorumcu da olmaz kendisinden, ha yaparlar da izleyen olmaz, artık iyice abartır saçmalamayı, belki rok la falan beyaz futbola koyarlar ilgi çeksin diye. Yazık, çok yazık... "Beşiktaş bir değerler manzumesidir" o değerlerden bu kadar bihaber bir ekip hiç olmdı