Çok değil 1912 yılında Kurban bayramlarını özgürce kutladığımız Anavatan toprakları vardı
Unutma Her Kabulleniş Bir vazgeçiştir..
Yıllardır Anavatan yalanı ile uyutuluyoruz, Selanik'e anavatan diyorken Bugün sınır Edirne
Anası bu kadar sık değişen evladın vatanı var mıdır?
Atatürk: "ANNEM İDAM EDİLDİĞİMİ DÜŞÜNEREK FELÇ GEÇİRDİ"
Anneler Günü nedeniyle tekrar paylaşıyorum.
Zübeyde Hanım’ın hayatı Osmanlı Devleti'nin son yıllarına tesadüf etmiş ve çileler içinde geçmiştir. Genç yaşta kaybettiği üç çocuğunun acısının üzerine kocası Ali Rıza Bey’in vefat etmesi onun hayatında derin yaralar açmıştır.
Bütün sevgisini verdiği oğlu Mustafa Kemal’in devleti kurtarma arzusu, Zübeyde Hanım’ın çileli yaşantısında ayrı bir sayfa açmış, hayatı boyunca yaşadığı zorlukların yanına oğlunun başına kötü bir şey geleceği endişesi de eklenmiştir. Bununla beraber Zübeyde Hanım oğlunun fikirlerine karşı çıkmamış, ömrü boyunca ona inanmış ve destek olmuştur.
Selanik’in Yunanistan’a geçmesiyle doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalıp İstanbul’a yerleşen Zübeyde Hanım buradaki yıllarını yine evladından uzak ve çileler içinde geçirecektir. Oğlu Mustafa’nın Samsun’a geçip direniş başlatmasından sonra hükûmetin Zübeyde Hanım üzerindeki baskısı artmış, defalarca evi aranmış, oğlu hakkında çıkan haberler ve idam kararı onun üç buçuk sene gece gündüz ağlamasına neden olmuştur.
Zübeyde Hanım, Millî Mücadele’nin sonlarına doğru oğlunun yanına Çankaya’ya geldiğinde sağlığını tamamen kaybetmiş durumdadır. Ankara’daki son günleri hastalıklar içinde geçen Zübeyde Hanım, İzmir’e götürülmüş ve Milli Mücadelenin zaferle noktalanmasından kısa bir süre sonra, 14 ocak 1923'te vefat etmiştir.
Annesi vefat ettiği esnada seyahatte olan Mustafa Kemal Paşa, 15 Ocak sabahında Eskişehir‘e gelmiştir. Annesinin hastalığından haberdar olduğu için Emir Eri Çavuş Ali’yi çağırarak “Bir haber var mı?” diye sormuştur. “Şifre geldi ama çözülmedi” cevabını alınca Mustafa Kemal Paşa, “Annemin öldüğünü biliyorum.” demiştir.
Gazi bu kara haber üzerine bir müddet düşünmüştür. Cenaze merasiminde bulunmak için hemen İzmir’e mi hareket etmeli?
O halde tespit olunan seyahat programını değiştirmek, İzmit ve İstanbul civarında talim ve terbiye ile meşgul olan ordunun teftişlerini geri bırakmak, kısacası verilen emir ve kararlardan vazgeçmek lazım gelmektedir.
Başkumandan Paşa, bu yönü gerekli görmemiş, "Vatan vazifesinin yanında hiçbir hissin, hiçbir fikrin hükmü yoktur" diyerek İzmir’de bulunan yaveri Salih Bey’e şu telgrafnameyi not ettirmiştir: “Verdiğiniz elim haber, beni çok üzdü. Merhumenin münasip bir tarzda defin merasimini yaptırınız. Cenabı Hak, millete hayat ve selamet versin.” 12 gün sonra annesinin mezarı başına gelebilen Mustafa Kemal Paşa, bir müddet sessizce bekledikten sonra duygu yüklü bir konuşma yapmıştır.
Bu tarihi konuşma, Zübeyde hanımın çileli hayatı hakkında bilgi vermesinin yanında, Mustafa Kemal Paşa'nın milli egemenliğe olan bağlılığıyla padişah rejimine karşı olumsuz bakışını ortaya koyması bakımından oldukça kıymetlidir.
29 Ocak 1923 tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesinde "Büyük Halaskarın Büyük Yemini" başlığı altında yayınlanan konuşma şu şekildedir:
"Zavallı validem bütün millet için mefkûre olan İzmir’in mukaddes topraklarına vücudunu vermiş bulunuyor. Arkadaşlar, ölüm yaratılışın en tabii bir kanunudur. Fakat böyle olmakla beraber bazen ne hazin tecelliler arz eder. Burada yatan validem, zulmün, cebrin bütün milleti felaket uçurumuna götüren keyfi bir idarenin kurbanı olmuştur. Bunu izah etmek için müsaade buyurursanız ıstıraplı hayatının bariz birkaç noktasını arz edeyim.
Abdülhamit devrinde idi. 320 (1905) tarihinde mektepten henüz Erkan-ı Harp yüzbaşısı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana tesadüf etti.
Hakikaten bir gün beni aldılar ve müstebit (despot) idarenin zindanlarına koydular. Orada aylarca kaldım. Validem bundan ancak hapishaneden çıktıktan sonra haberdar olabildi ve derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak üç-beş gün görüşmek nasip oldu. Çünkü tekrar müstebit (despot) idarenin hafiyeleri, casusları, cellatları ikametgahımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi. Validem ağlayarak arkamdan takip ediyordu. Beni sürgün yerime götürecek olan vapura bindirirlerken benimle görüşmekten men edilmiş olan validem, gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında elemler ve kederler içinde terk edilmiş bulunuyordu. Sürgün yerinde geçirdiğim mücadeleler onun hayatını ıstıraplar ve gözyaşları içinde geçirtmiştir.
Mütareke zamanında Anadolu’ya geçtiğim vakit, validemi mustarip bir halde İstanbul’da terke mecbur olmuştum. Yanımda kendisinin refakatime verdiği bir adamım vardı. Bunu Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman validem, bu adamın yalnız olarak geldiğinden haberdar olduğu dakikada, benim hakkımda halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının infaz edildiğini zanneylemiş ve bu zan kendisini felce uğratmıştı. Ondan sonra bütün mücadele seneleri onun hayatını elem, ıstırap içinde geçirtmişti.
Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların daima baskı ve işkencesi altında kalmıştı. İkametgâhı bin türlü sebep ve vesilelerle basılır ve aranır, kendisi rahatsız edilirdi. Validem üç buçuk senelik bütün gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi. Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi. Nihayet pek yakın zamanda onu İstanbul’dan kurtarabildim. Ona kavuşabildim ki, o artık maddeten ölmüştü, yalnız manen yaşıyordu.
Validemin kaybından şüphesiz çok üzgünüm. Fakat bu üzüntümü gideren ve beni teselli eden bir husus vardır ki, o da anamız vatanı mahv ve haraplığa götüren idarenin artık bir daha dönmemek üzere yokluk mezarına götürülmüş olduğunu görmektir. Validem bu toprağın altında, fakat milli hâkimiyet ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur. Evet, milli hâkimiyet ilelebet devam edecektir.
Validemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna ahdetmiş olduğum vicdan yeminimi tekrar edeyim. Validemin kabri önünde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve sağlamlaştırdığı hâkimiyetin muhafazası ve müdafaası için icap ederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli hâkimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun."
Atatürk burada annesinin çileli hayatından ve aynı zamanda vatanın da mahvolmasından Abdülhamit ve Vahdettin rejimini sorumlu tutmuştur. "Esas anamız" dediği vatanın kurtuluşunu bir teselli olarak görmüş ve bu kadar uğraşıp bedel ödeyerek kazanılan milli iradenin yaşaması için gerekirse ölmeye, annesinin yanına gitmeye tereddüt etmeyeceğine dair namus sözü vermiştir.
Tüm annelerimizin "anneler günü" kutlu olsun.
@selaniklisinan@hicmuhendisi Eğer vaktiniz varsa oralarda veya 2-3 gün kalacağım Selanikte sizinle tanışıp bir kahve içmeyi çok isterim.
Yardımlarınız için çok teşekkürler. Umarım görüşürüz. +905422340116 Harun
@selaniklisinan@hicmuhendisi İyi geceler Sinan kardeşim. Yaklaşık bir saat sonra Bursadan yola çıkıp Drama ya gideceğim. Ben yeni adı Kali Virisi olduğunu düşündüğüm ancak sizin Mikropoli olarak söylediğiniz Kırlıkova köyünü bulmaya gideceğim. Öncelikle buralardan istediğiniz bişeyler varsa keyifler gtirblrm
@selaniklisinan O benim ☺️. Size müteşekkirim çünkü sayenizde bölgesel olarak tespit yapmıştım. Sizin söylediğiniz yer ile bana söylenen yer birbirine yakın. Şu şekilde yorumladık sizce yanlış mı?
@selaniklisinan Eski tarihli bir harita buldum. İsterseniz sizinle de paylaşabilirim. Bir macar gezgin hazırlamış. Balkan savaşlarından öncesine ait. O haritayı şimdiki harita ile karşılatırınca da Kali Varisi olarak geçiyor.
Selanik sadece sur içinden ibaret değildir, Selanik Vilayeti’ne bağlı Drama, Serez, Karacaova, Vodina, Karaferye, Kılkış gibi kasabalardan mübadeleyle Türkiye’ye gelenlere de Selanikli denilir. Selanikli mübadiller Rumeli’yi vatan yapan Müslüman Türklerdir. Evladı fatihandır.
Alman ilkokul çocukları,
cami ziyaretinde Müslümanların secde ederek ne hissettiklerini anlamak için secde ediyor.
Ben de çok merak edip araştırdım çocukların cevaplarını! Vee.....
Isa yı dinledim diyen....
Tanrı ile konmuştum diyen...
+👇
Devamı var.
Diriliş/Turgut Özakman'dan
Düşünsene;
Köydesin.
Tarlada uğraşıyorsun.
Gazetelerden Yunanlıların Ege' yi işgal ettiklerini okuyorsun.
Yaşadığın köye çok uzaktalar. Sana gelene kadar durdurulacaklarını ve köyüne gelemeyeceklerini düşünüyorsun.
iki gün sonra gazeteye bakıyorsun.
Komşu şehirdeler. Yolu yarılamışlar.
Endişeleniyorsun.
Birkaç gün sonra gazete de çıkmaz oluyor.
Çevre köylerden haber geliyor.
Hepsinin basılıp yakıldığını duyuyorsun.
Bıçak kemiğe dayanmış.
Gidecek yerin de yok.
Bekliyorsun. Sabah oluyor , akşam oluyor sonra tekrar sabah oluyor .
Belki bizim köye gelmezler diyorsun.
Köyden silah sesleri gelmeye başlıyor.
Kaçınılmaz son geliyor.
Artık senin köyündeler.
Düşünüyorsun.
Eşini kızını ve oğlunu kilere saklıyorsun. Silahını alıp evin camından dışarısını gözlüyorsun.
Dakikalar sonra evin önünde 30 kişilik düşman müfrezesi görünüyor.
Basıyorsun tetiğe.
Biri indi.
Bir daha basıyorsun. Bir düşman daha indiriyorsun
Üç dört beş derken mermin bitiyor.
Dalıyorlar evin içine. Dipçik ile suratını dümdüz ediyorlar.
Aman beni vurup gitsinler de ailemi bulmasınlar diye dua ediyorsun.
Buluyorlar.
Askerlerden üçü " Biz bunu bir sorgulayalim " deyip pis pis gülerek eşini sürükleyip ahıra götürüyor.
Diğer üçü de kahkahalar ile " Biz de bunu sorgulayalim" deyip kızını bahçeye çıkarıyor.
Askerlerden biri oğlunu işaret ediyor.
" Öldürün bunu. Büyüdüğünde intikam almak ister"
iki asker vurmak için oğlanı evin arkasına götürüyor.
Çaresizsin.
Beni vurun onlara dokunmayın diyorsun ama nafile.
Ellerin ba��lı. Bir şey yapamıyorsun.
"Herşey buraya kadarmış" diyorsun.
Tam bu esnada köyde silah sesleri başlıyor.
Ancak bu sefer çığlıklar köylülerden değil düşman askerlerinden geliyor.
Türk askeri giriyor köye.
5 Mehmetçik evin arkasına koşuyor oğlanı kurtarmak için. Düşman askerini indirip oğlanı kurtarıyorlar.
4 Mehmetçik. Ahıra saldırıyor eşinin ırzına geçmesinler diye. Son anda yetişiyorlar. Orada ki düşman askerini de vurup hatunu kurtarıyorlar.
Diğer Mehmetçikler evin bahçesine dalıyor. Kısa sürede çatışma bitiyor. Kıza da zeval gelmeden kurtarıyorlar.
O asker senin canını, namusunu , serefini kurtarıyor.
Şimdi sen bu askerlere " Oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun , cumaya gidiyor musun, hangi partilisin, mezhebin nedir, dinin nedir " diye soru sorar mısın ?
O noktadan sonra senin için önemi olur mu ?
Bizi birleştiren partimiz , rengimiz, dinimiz ya da mezhebimiz değildir.
Bizi birleştiren maya akrabalıktir, Türklüktür,
Birbirinize sahip çıkın.
Sizin köyünüze sıra gelmeden... Anadoluyu vatan yapan, " Yurtta Barış, Dünyada Barış " diyerek bağımsız ve özgür Türkiye Cumhuriyetini kuran, eşsiz, yüreğinde sadece vatan sevgi ve şuuru olan önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, kahraman ve fedakar komutan ve silah arkadaşları ecdadımızı ve vatan millet yolunda can veren tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Bak ahlaksız herif, sana anlatayım!:
"Deyyus" diye, "pezevenk" diye, kızını okutmayıp dedesi yaşındaki adama yavrusunu hiç kıskanmadan satana derler.
Bak Allah düşmanı sana söyleyeyim!:
Kızını kıskanan ve onun üzerine titreyen insan, kızını liseye- üniversiteye gönderir, iyi bir eğitim aldırır ki sizin gibi din satıcılarının, her yerinden necaset saçılan pisliklerin anlattıklarını Allah'ın dini zannetmesinler.
Bak insanlık düşmanı, vicdan düşmanı, ırz düşmanı, sana öğreteyim!:
Allah'ın "oku" emri sadece erkekler için değil, kadınlar için de geçerlidir. Allah'tan korkan insan, "7 yaşındaki kız çocuğu 70 yaşındaki dedeyle evlenebilir!" diyenlerin şeytanın çocukları olduğunu anlaması için kızını okutur.
Bak şeref yoksunu pislik!
Seni uyarayım!:
Allah adına kadınlar hakkında söz söyleme hakkın yoktur senin. Senin apışarandan sadır olan "dinden" Allah'ın dini münezzehtir.
Deyyus da, pezevenk de, ahlaksız ve şerefsiz de sensin!
Çünkü deyyuslar, pezevenkler, şeref yoksunları kızları adına kaygılanmazlar; onları mal olarak, hayvan olarak, seks kölesi olarak görürler ve parayı bastırana satarlar!
Satabilmenin önündeki tek engel de kızların okumasıdır.
Kızlar okuyacak. Bu, Allah'ın en temel emridir.
Sakın İslam dinini o apışarandan sadır olan din ile karıştırma!
Sakın kızını kolay satabilmek, dedelere verebilmek, kolay köle yapabilmek, mal muamelesi yapabilmek için okula göndermeyenlerin dinini Allah'ın dini sanma!
Sizler de ey insanlık!:
Sakın deyyusluğun, pezevenkliğin, alçaklığın, şerefsizliğin "dini" kılığa bürünmüş türevlerini, tiplerini, versiyonlarını; sakala, sarığa, cübbeye girmiş ve "kızlar okumasın!" diye anıran şeytanlarını İslam'ın adamı sanmayın! Onlar, Allah'ın üzerlerine pislik yağdırdığı en şerli yaratıklardır!
Bu sapıkların eline, diline, ocağına düşmemeleri için kızlarınızı okutun.
Kızını okutmayan vicdansızdır, ahmaktır ve hatta alçaktır!!!
Delirdim ya!!!