Bugün milletimizin asırlık duasının kabul olduğu, 86 yıllık hasretin sona erdiğinin muştusunun ilan edildiği bir gün.
Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ni yeniden ibadete açan tarihi kararın 6’ncı yılında, o kutlu kavuşmanın sevincini yaşıyoruz.
Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın dirayetiyle Ayasofya’nın kubbeleri yeniden ezanla, mihrabı secdeyle, avlusu dualarla buluştu.
#Ayasofya, kıyamete kadar tevhidin sedasıyla mâmur olsun, inşallah.
111.Dönem Kaymakamlık Kursu’nun açılış programında; yıllar önce aynı heyecanla başladığım bu kutlu mesleğe bugün adım atan genç kaymakam adaylarımızla bir araya geldik.
Kaymakamlık; makamdan önce mesuliyeti, yetkiden önce hizmeti esas almaktır. Vatandaşın derdini dinlemek, çaresiz kaldığı anda devletimizin şefkatini ve gücünü yanında hissettirmektir.
Kaymakam adaylarımızın; meslek hayatları boyunca kendilerini geliştiren, devlet vakarını koruyan, kapısını ve gönlünü milletimize daima açık tutan idareciler olacaklarına inanıyorum.
111.Dönem Kaymakamlık Kursu’nun hayırlı olmasını diliyor; her bir kardeşimize başarılar temenni ediyorum.
Rabbim milletimize hayırlı hizmetlerde bulunmayı ve görev yaptıkları yerlerde güzel izler bırakmayı nasip eylesin.
Girmediğimiz savaşlarda gâlip,
Sorulmadığımız konularda âlim,
Yaşamadığımız zorluklarda sabırlı,
Sınanmadığımız imtihanlarda mâsum,
Elimizde olmayan nimetlerde şükredici,
Bize karşı işlenmemiş kusurlarda hoşgörülü
olmak bizi yanıltmasın. Zaman her örtüyü bir gün kaldırır.
“Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair”
Müslüman yürekler bilirim daha Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet Eller bilirim haşin hoyrat mert Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır Her kırışığı sorulacak bir hesabı Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.
Syrian army forces fire Grad rockets toward YPG/SDF positions along the Euphrates River in the Tabqah area of Raqqah, Syria https://t.co/DuqariSnMS
📸: Bakr Al Kasem
Bu çağdaki en büyük iki kaybımız utanma hissi ve pişmanlık hissidir.
Utanma duygusunu yitirince insanın ar damarı çatlıyor, hiçbir şeyden çekinmiyor, yüzü kızarmıyor.
Pişmanlık hissini yitirince insan yanlışlarına üzülmüyor, tövbe etmiyor, kendisine çeki düzen vermiyor.
Sakarya Valiliği'nin 25.07.2025 tarihli ve 93233 sayılı Olur'u ile Karapürçek Kaymakamlığına vekaleten görevlendirilen Kaymakam Vekili Sayın Hüseyin Safa ERDEM 28.07.2025 tarihi itibariyle görevine başlamıştır.
Bugün güncel tartışmalara ışık tutması için Türkiye’nin nasıl kurulduğunu, hangi temeller üzerine inşa edildiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisinin nasıl açıldığını bilmeyenlere 1920 tarihli bu telgrafı özetleyerek ve sadeleştirerek bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.
Bu ülkeyi kuran esas irade budur.
Türkiye işte bu telgrafta vücut bulan hassasiyetleri korumak, yaşatmak, yüceltmek, her türlü saldırı karşısında bu değerleri muhafaza ve müdafaa etmek, nihayetinde de istikbale güçlü bir şekilde taşımak için kurulmuştur.
İslam’la müşerref olduğumuz günden beri kurulan devletlerimizin üzerinde yükseldiği değerler manzumesi işte bunlardır.
Elhamdülillah Müslüman’ız, Muhammed ümmetindeniz.
Bin yıldır ilay-ı kelimetullahın sancaktarlığını yapan Türk milletindeniz.
“Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche?”
İki şey, insanı başkalarının kölesi haline getirir:
1. Beğenilme, takdir edilme isteği
2. Beğenilmeme, dışlanma, eleştirilme, terk edilme korkusu.
Kur'an, şuurlu müminin ne başkasından teşekkür/övgü beklediğini, ne de kınanmaktan korktuğunu belirterek gerçek özgürlüğü gösterir.
Eğer bağımsızlık istiyorsan, eğer özgürlük istiyorsan, eğer bu topraklar üzerinde şerefinle, namusunla, izzetinle yaşamak istiyorsan, eğer ekonomik refah istiyorsan, eğer bolluk, bereket, dirlik istiyorsan, eğer huzur istiyorsan cenge her zaman hazır olacaksın.
Sabrı öldürdük, türbesini yaptırdık, ziyaretgah bir makama dönüştürdük. Hayatımızda sabır yok ama lafı çok. Bunu tek başımıza yapmadık. Organize bir cinayet. Ateşi bol olsun Henry Ford, ihtiyaca göre üretim yerine seri üretime geçerek üretimi hızlandırmıştı. Bunu biraz konuşalım:
Bu ve benzeri hesaplar günlük Gazze’den gelen görüntülerin stüdyolarda çekildiğini, açlık ve ölüm haberlerinin fake olduğunu iddia ediyor. Neden mi? Yapay zekaya veri sağlamak için ileride yazılacak tarih için dönemin görgü tanığı olarak kaynaklık teşkil etmek için.
You are a bunch of trolls paid to spread cheap propaganda. Carrying an Israeli passport has become a global disgrace. Zionists will be treated like Nazis for the next hundred years. Better keep your second passports ready.
Alıntıladığım aptal ve onun gibi düşünenler için değil elbette ama belki biri faydalanır diye tekrar anlatacağım bunları:
Supernova Festivali’nin düzenlendiği bölge, İsrail’in 1948 sonrasında sistematik olarak kurduğu sınır yerleşimlerinden birinin, Re’im kibbutzunun hemen dışındaydı.
Re’im, yalnızca bir yerleşim yeri değil, 1948’de boşaltılmış Filistin köylerinin yakınına kurulmuş, İsrail’in toprak yerleşim politikasının bir parçasıdır.
Bu bölgedeki yerleşimler, devlet eliyle örgütlenmiş, askeri ve altyapı desteği sağlanmış, yeni bir nüfusla geçmişi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir işgal modelinin sahadaki uzantılarıdır.
Festivalin düzenlendiği alan, coğrafi olarak Gazze Şeridi’ne birkaç kilometre uzaklıktadır. Ama sadece fiziki olarak değil, tarihsel olarak da Gazze ile doğrudan bağlantılıdır. Çünkü Re’im ve çevresinde, 1948 öncesinde al-Muharraqa, Dimra, Beit Jirja, Barbara, Julis, Bayt Daras gibi Filistin köyleri bulunuyordu.
Bu köylerde yaşayan siviller, 1948 Arap-İsrail Savaşı sırasında ya doğrudan saldırılarla ya da kuşatma, aç bırakma, korkutma gibi yöntemlerle göçe zorlandı. Çoğu birkaç kilometre ötedeki Gazze Şeridi’ne sığındı. Ve bugün Gazze’de yaşayan milyonlarca insanın önemli bir kısmı, bu köylerden sürülen insanların çocukları ve torunlarıdır.
1949’dan itibaren İsrail devleti, boşaltılan bu bölgeleri “terk edilmiş” sayarak sistematik bir şekilde yerleşime açtı. Kurulan yapılar genellikle kibbutz, moshav ve Nahal yerleşimleri olarak adlandırıldı ama bu sadece bir adlandırma değil, bizzat bir stratejidir.
Kibbutz, kolektif üretime dayalı, özel mülkiyeti dışlayan, sosyalist model gibi sunulan ama 1948 sonrası dönemde devletin doğrudan desteğiyle Filistin topraklarına yerleştirilen bir işgal biçimidir. Bu yapılar askeri korumaya sahiptir, toprak kontrolünü sağlar, dönüş ihtimalini ortadan kaldırır.
Moshav, kibbutz kadar kolektif olmayan ama aynı yerleştirme ve kontrol amacına hizmet eden bireysel mülkiyete dayalı yerleşim modelidir.
Nahal yerleşimleri ise önce ordu tarafından kurulan, sonra sivilleştirilen askeri-tarımsal yerleşim noktalarıdır.
Re’im gibi kibbutzların çevresine kurulan bu yapılar, Filistin köylerinden arındırılmış alanlara doğrudan yerleştirilmiş, yerel hafızayı silmeye yönelik mekânsal stratejilerdir.
Julis’in yerine Hodaya, Beit Jirja’nın yerine Zikim, Barbara’nın yerine Mavki’im, al-Muharraqa’nın yakınına Re’im yerleştirilmiştir.
Ama köylerin isimleri haritadan silinse de, geçmişleri topraktan silinmiş değildir. O topraklar hâlâ o insanlar tarafından hatırlanıyor. O insanlar hâlâ Gazze’de yaşıyor ve bu köylerin bazı sakinleri hâlâ hayattalar. Çocukları ve torunlarıyla birlikte, kendi köylerinin birkaç kilometre ötesinde, dönemedikleri bir coğrafyaya bakarak yaşıyorlar.
Supernova Festivali, işte burada düzenlendi. Bugün Re’im, Netiv HaAsara, Nahal Oz, Be’eri, Kfar Aza gibi yerler, sadece İsraillilerin yaşadığı alanlar değil, Filistin hafızasının üstüne inşa edilmiş İsrail projeleridir.
Faiz (orantısını değil varlığını kast ediyorum) ekonomiyi boğup atıyor. Tüm ticaret borç üzerine kurulu, nakit diye bir şey yok.
Dolayısı ile faiz oranının her alım satımda tekrar tekrar maliyet içerisine girmesi dışında, vadeli ticaretin riskleri de maliyet içerisine giriyor.
Faizi gerekçelendirmeye sebep olan ''e büyük yatırım nasıl yapılacak yauu'' sözü de tamamen anlamsızlaşmış halde. Ne yatırımı yahu ? Hangi yatırım ?
Millet kıçına donu bile vadeli alıyor, giyilen atlete bile bankalar kar açısından ortak. O atlet üretimden son satışa kadar her el değiştirmesinde bankaya para kazandırıyor.
Zira üretimin ilk basamağından son tüketime kadar herkes banka ile ilişki üzerinden ticaret yapıyor. Her kademede tekrar çarpan olarak bankaları besliyoruz.
Üretmeyenler tarafından sömürülüyoruz.
13 yıl boyunca Suriyeli misafir kardeşlerimize “üf” bile demeyen o koca yürekli, Ensar gönüllü iyi insanlara da selam olsun!
İçimizdeki kötülere, kalbi kararmışlara rağmen dik durduk, imtihanı kazandık.
Türkiye budur; iyilerin, iyiliğin memleketidir. Türkiye hep böyle kalacak