kürtçülerin içinde lap lap bot sesleriyle elleri silahlı Türk askeri, Şırnak'ın Türk yurdu olduğunu haykırırken burası kürdistan diyen it oğlu itler sadece bakakalmış😂
kürtçülerin muhatabı yüce Türk silahlı kuvvetleridir.......
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün, Dumlupınar'da Meçhul Asker Anıtı'nın temel atma töreninde yaptığı konuşma - 30 Ağustos 1924
Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın ikinci yıldönümü dolayısıyla:
30 Ağustos 1924'de, Dumlupınar'da Meçhul Asker Âbidesinin esas vaz'ı merasimi Atatürk'ün huzurları ile yapılmış, merasimde hükûmet ve Ordu erkânı, askerî kıt'alar ve on binlerce halk hazır bulunmuştu. Erkân-ı Harbiyei Umumiye Reisi Fevzi Paşanın (Mareşal Çakmak) Başkumandanlık Harbi'nin askerî safhalarını anlatan nutkundan sonra, Gazi Mustafa Kemal kürsüye geçmiştir. Atatürk, zaferin kısa bir hikâyesini yaptıktan sonra onun siyasî ehemmiyeti ve neticesi üzerinde durmuştur. Bu zafer, ayaklanan bir milletin ilk hedefi idi. Bundan sonraki hedefler ne olacaktır? Atatürk onları anlatmış ve sözlerini Türk gençliğini muhatap yaparak bitirmiştir.
Şimdi Atatürk'ü dinleyelim:
Efendiler!
Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa verdiği kıymetli açıklamalarla burada hazır olanlara Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı’nın ve kesin sonuç veren 30 Ağustos Savaşı’nın oluş şekli hakkında bir fikri özetlemişlerdir. Beş gün aralıksız geceli gündüzlü süren en büyük Meydan Savaşı”nın gerçek içeriği bugün verilen açıklamalardan fazla, yarın tarihin hakemleri tarafından, araştırmacıların inceleme araştırma ve kararları okunduğu zaman daha açık, daha belirgin bir şekilde anlaşılacaktır. Beni milletim, Türk milleti, güvenine lâyık görerek bu hareketlerin başında bulundurdu. Bu görev ve işimin mutlu anısını duygulanarak sevinçle ve gururla saklıyorum. Görevlerini milletin vicdanından gelen gerçek ihtiyacına, yalnız onun yüksek fikrine uygun olarak yapmış olanlara özel bir vicdan rahatlığı ile bugün önünüzde bulunurken duyduğum mutluluğu ifade edemem.
Efendiler, tıpkı bugün gibi otuz sekiz yılı Ağustosu’nun otuzuncu günü saat ikide, şimdi hep beraber bulunduğumuz bu noktaya gelmiştim. Bu üzerinde bulunduğumuz sırtlarda kahraman on birinci tümenimiz şu karşıki tepelerde savaşa zorunlu kılınan düşmanın ana kuvvetine taarruz için yayılarak ilerlemekte bulunuyordu. Şu gördüğümüz Çal Köyü alevler ve dumanlar içinde yanıyordu. Beni buraya kadar getiren itici gücün ne olduğunu anlatmak için hatırladığım bir iki noktayı burada tekrar edeceğim: 29/30 Ağustos gecesi sabaha karşı Batı Cephesi hareketleri şubesi Müdürü Tevfik Bey, alışıldığı gibi o saate kadar çeşitli karar merkezlerinden ve her taraftan gelen raporlara göre harita üzerinden belirlediği ve gösterdiği genel durumu cephe komutanı İsmet Paşa’ya göstermiş ve o da hemen Paşa’ya göster emriyle Tevfik Bey’i yanıma göndermişti. Karahisar’da Belediye dairesinde bana ayrılan odada yatmaktaydım. Beni uyandıran Tevfik Bey’in gösterdiği haritaya baktım, hemen yataktan fırladım. Arkadaşlar, haritada gördüğüm şey şuydu ki, ordularımız düşmanın önemli kuvvetini kuzeyden, güneyden, batıdan kuşatmaya uygun bir durum almış bulunuyorlardı. Şu halde düşündüğümüz ve en büyük sonuçları sağlayacağını beklediğimiz durumlar ortaya çıkıyordu. Hemen Fevzi ve İsmet Paşaları çağırınız, dedim; üçümüz toplandık. Durumu bir daha düşündük ve kesinlikle karar verdik ki, Türk’ün gerçek kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün parlaklığıyla doğacaktır. Bu karara göre ordulara yeni emir yazıldı. (saat 6.30 öncesi) Fakat durum o kadar önemli, o kadar hız ve şiddet istiyordu ki, bu yazılı emirlerle yetinmek önlemi uygun olmazdı. Onun için Fevzi Paşa’dan, Altıntaş ve güneyinden hareket eden ikinci ordumuzun ve bunun daha batısında bulunan atlı kolordumuzun yanına giderek düşüncemize g��re hareketleri düzenlemesini kendilerinden rica ettim.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde ��hsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
İsparta’da şehit kardeşi 30 Ağustos törenlerinde Öcalan’ı protesto eden pankart açarak ve sarı torbayı sırtına bağlayarak protokolun önünden PKK’ya affa evet diyen milletvekillerini protesto ederek geçti. @zaferpartisi@zpgencresmi
Melih Gökçek Bey,
Bakın, yine kamuoyuna gerçeği yansıtmayan bilgiler veriyorsunuz.
“Parsel Parsel” kitabımı yayımladığım dönemde sizin hakkınızda savcılığa suç duyurusunda bulunmuştum. Siz de kitapta yer alan tespitler nedeniyle hakkımda “suç uydurma ve iftira” iddiasıyla şikâyetçi oldunuz.
Savcılığa bir klasör dolusu belge sundum. İlk olarak hakkımda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. İtirazınız üzerine karar kaldırıldı ve yeniden inceleme yapıldı. Sonuç değişmedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 12 Kasım 2021 tarihli ek kararıyla bir kez daha “kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına” hükmetti.
(Belge 1-2.)
Şimdi de ben sizi rahatlatayım:
Avukatım, bugün yaptığınız paylaşımla ilgili gerekli hukuki başvuruyu yapacak. Savcılıktan iddialarınızın ayrıntılı biçimde araştırılmasını isteyeceğiz.Siz de her namuslu vatandaş gibi elinizdeki bütün belge ve bilgileri savcılık makamına teslim edin.
“Belediye toplu kitap aldı”, “belediye iştiraki kitap aldı” diye ortaya attığınız iddiaların belge ve bilgilerini de savcılığa verirsiniz.
Savcılık incelesin. Kim neyi, hangi belgeye dayanarak söylüyor ortaya çıksın.
Kamuoyu da gerçeği öğrensin.
Panik nedeninizi de anlıyorum.
Çünkü araştırıyorum.
Çin’i araştırıyorum. Dubai’yi araştırıyorum. Avrupa ülkelerini araştırıyorum. Türkiye’yi de araştırıyorum. Benim neleri araştırdığımı da pek tabii biliyorsunuz!
Metrekaresi 30 TL’ye satılan 2 bin dönümlük golf arazisini de, Eskişehir Yolu’ndaki arazileri de, önüme çıkan diğer belgeleri de inceleyip yazacağım.
Bir de trollerinize sürekli “Bu araştırmayı kim finanse etti?” diye sorduruyorsunuz.
Yayında söyledim, tekrar söyleyeyim:
Onlar YouTube kanalının aboneleri.
Araştırma ve seyahat giderlerimizi kanalımızın abonelerinden elde ettiğimiz gelirle karşıladık. Uçak biletinden konaklamaya kadar yaptığım harcamaların belgeleri de burada.
(Belge 3-4-5.)
Anlıyorum. İnsanın fikri neyse zikri de o olur. Ama gördüğünüz gibi gizli bir finansör yok, gizli bir sponsor yok. Zaten bunu teklif edecek veya buna cesaret edecek bir babayiğit de yok.
Belge var. Fatura var. Makbuz var.
Şimdi siz de iddialarınızın belgelerini savcılığa verin.
NOT: Şu firari FETÖ’cülerle ilgili de bir çift sözüm var.
Bunlar sizin arkadaşlarınız Melih Bey. Gün boyunca size bir zarar gelmesin diye çırpındılar. Ne de olsa eski dostsunuz .Her zaman yaptıkları gibi haberi manipüle edip gerçeği karartmaya çalıştılar.
Sizler bu isimlerle işler çevirirken, bizler 19 yıldır olduğu gibi FETÖ ile mücadele ediyorduk.
Hatta bugün adını sorup durduğunuz FETÖ mensubuna Ankara’da bizzat siz yer verdiniz.
Şimdi çıkıp bana FETÖ üzerinden soru sormanız gerçekten ibretlik.
3 yaşına kadar istismar edildi, işkence gördü, dövüldü.. yardım istedi, sesimi duyun ölmek İstemiyorum dedi! Kimse duymadı, Zeytinburnu sahilde annesi ile öldürüldü, Şimdide "İntihar" denilerek üstü kapatılmaya çalışıyorlar. Seni Unutamıyorum Hifa İkra. Umarım orada mutlusundur.
Bildiğiniz gibi çok uzun paylaşımlar yapmam ama 280 karaktere sığmayan bir derdim var bu seferlik mecbur kaldım.
Tanrı beni Türkiye Cumhuriyetinde doğan bir Kürt olarak yarattı, ailem ise beni Devletine, Milletine, Ülkesine, Bayrağına bağlı bir evlat olarak yetiştirdi.
Ama 90larda Kürt köylerini basıp beşikteki bebeğe bile kurşun sıkan ve menfaat gördüğü her ülkenin ayaklarını köpek gibi yalayan pkk terör örgütünün en iyi sömürülecek topluluk olarak Kürtleri gördüğü için (sözde) Kürtler adına eylem yapmaya başlaması ile 40 yıldır "Kürtüm ama pkklı değilim" demek zorunda kalarak büyüdüm.
Geldiğimiz son süreçte, Kürt sorunu adı altında bir komisyon kuruldu ve sözde komisyonda Kürtler değil sadece pkknın teröristlerine af konuşuldu. Asıl içimi acıtan ise, Kürtlerin yoğun yaşadığ yerlerde pkk terör örgütünün sözcüsü dem parti %30-40 oy alırken, bu yapıya oy vermeyen %60-70 lik Kürtlerin de tek sözcüsü dem parti ve apo olarak muhattap alındı. Akp ve Chp'deki Kürt vekil sayısı dem partiden çok daha fazlayken, dem partide ise en az Kürt vekil vekil varken bu bakış açısı dem partiyi tüm Kürtlerin temsilcisi, apo denilen bebek katilinin ise tüm Kürtlerin önderi olarak görme ezikliğinden başka bir şey değildi.
Devlet adına konuşan iktidar ve devleti yönetmeye talip olduğunu beyan eden (aşırı derecede sözde) muhalefet partisi olan Chp ve Yeni Parti'de Akp ve onun kurma kolu olan Mhp'nin bu kayığına binerek Türkiye Cumhuriyetine körü körüne bağlı milyonlarca Kürt'ü, "Eğer Kürtsen demlisin, pkklısın, apocusun" fikrini resmileştirdi.
Ben bir Kürt evladıyım. Yani meclisteki 467 vekil ve onların partilerine göre bölücüyüm, pkklıyım, Türkiye düşmanıyım ve uzlaşılması gereken bir yapı ve giderilmesi gereken sorunum.
Kendimi anlatmama gerek yok. Ben Murat Katfar. Türkiye Cumhuriyetine gönülden bağlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türk Milletinin bir ferdiyim ve benim gibi milyonlarca Vatansever var. İktidar ve muhalefet bizleri dinlemediği ve pkkyı muhattap aldığı için, derdimizi dile getirdiğimiz zaman ya da dile getirenleri hapis, mahkeme, hesap erişimi gibi yöntemlerle bir şekilde susturduğu için, Vatansever Kürt Polislerimizin, Askerlerimizin, Köy korucularımızın seslerini pek duyamıyorsunuz.
Bizler Vatan haini şeyh sait'in değil Dersimli Diyap Ağa'nın yolunda olan Türkiye Cumhuriyetinin evlatlarıyız.
Kürtler adına yürütülen bu rezil sürece karşı çıkan ve Vatansever Kürtlerin onurlarını muhafaza eden @umitozdag ve @MDervisogluTR'na buradan şükranlar��mı iletiyorum.
Son sözüm.
Vatanı Türkiye, Lideri ve tek önderi Mustafa Kemal Atatürk olan birisi olarak,
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, Yaşasın Aziz Türk Milleti.
Ne Mutlu Türküm Diyene!