Ömer Türker'in kaleme aldığı "Nebî’nin Getirdiği Büyük Haber Nedir?" başlıklı makalesine websitemiz üzerinden erişebilirsiniz.
https://t.co/rdw2sGVz75
“Nübüvvet bahsinde temel mesele, şeriat âlimlerinin düşündüğ�� ve genelde kabul gördüğü üzere vahiy meleğinin bir Nebî’ye Haber getirmesi yahut Fârâbî gibi filozofların düşündüğü üzere bir ayrık aklın peygamber mütehayyilesinde meleğe dönüşmesidir.”
#teklifdergisi #sayı27 #nebivehaber
İbnü'l Arabî isimli çalışmam.
Kozmosun derinliklerinde tasvir edilen Muhyiddin İbnü'l-Arabî, âlemleri keşfettikten sonra beşerî ve yazılı bilginin yetersizliğini derinden hisseder. Elindeki kitaptan koparak evrene saçılan sayfalar, bilinen her şeyin sonsuz hakikat karşısında ne kadar eksik ve sınırlı kaldığını simgeler.
Nazariyat'ın bu sayısında, neşir hikayesi 15 yılı bulan,
daha sonra Taşköprülüzade külliyatı projesini de tetikleyen bir risaleyi (en-Nehel ve'l-alel fî tahkîki aksâmi'l-ilel) yayımladım.
Hikayesi, bağlamı ve tahliliyle birlikte okumak isteyenler için:
https://t.co/aIzDev7gCW
Valilere popstar muamelesi yapanlar var. Bingöllü hemşehrilerim bu konuda muazzam bir performans gösteriyor. "İyi vali" ya da "kötü vali" durumundan ziyade iyi sistem ya da kötü sistem durumu üzerinden bakmak gerek. Yoksa olumsuz durumlarda ilk işiniz tweet silmek olur!
"İnsan, esas itibariyle ruhani bir varlık olduğundan onun temel ihtiyacı, ruhunu kemale erdirmektir ve ancak ruhun kemale ermesi insanı mutluluğa ulaştırabilir. Dolayısıyla insanın bütün güçlerini ruhani bir mutluluğa ulaşmak için seferber etmesi gerekir.
Bunun için insanın bilme ve yapma güçlerini (nazari ve ameli güçler) yetkinleştirmesi gerekir. Bilme gücünün yetkinliği, sebep-sonuç ilişkisi içinde bütün mevcutların hakikatlerini ve düzenini kavramaktır.
"İnsan kendisi için var olmadığı gibi salt kendisi için eyleme hakkına da sahip değildir.Dolayısıyla insan, gayesi kendinde ve kendisi olan bir varlık değildir.İnsanı insan kılan da kendisinin salt kendisiyle tanımlanamaması ve gayesinin salt kendisinden ibaret görülememesidir"
"...insanın bu dünyada bulunuşundaki hikmeti 'imtihan' kavramı ifade eder, varlıktaki durumunu karakterize eden şey 'kulluk' kavramıdır, insanın nihai hedefi ise ilahi rızadır.
dünyevi başarı olarak da kendisini gösterebilecek ruhani bir hedefi dile getirir. Hem kulluğun hem de ilahi rızanın hedefinin en yetkin tahakkukunu Hz. Peygamber (sav) temsil eder.
Endülüs'ün bir yıldız gibi parladığı zamanlarda Endülüs aristokrasisi mal ve mülkleri ile değil kütüphanelerindeki kitap sayıları ile övünürlermiş. Avrupalı Hıristiyanlar cümleleri arasına Arapça kelimeler sıkıştırarak bilge görünmeye çalışırlarmış. Edebiyat, müzik, fizik, kimya, matematik, felsefe, denizcilik gibi alanlarda dönemin zirvesi. Rönesans'ın beslendiği ilk kaynak. Mimarisi sonraki asırlarda bile dünyayı etkilemeye devam etmiş. Kurtuba'da biri ölünce müzik aletleri Sevilla'ya, Sevilla'da biri ölünce kitapları Kurtuba'ya yollanırmış. Lebuşiye'de okyanus maceracıları adında bir mahalle varmış; bunlar Avrupa'dan okyanusun derinliklerine ilerleyen ilk insanlarmış. Daha fazlası için El-Kadim okuyalım, okutalım.
https://t.co/OgTCQTGyG3
İran'da vurulan okulda ölen çocuk sayısı 51'e yükselmiş. Gazzeli çocuklar için ağlayanlarin çoğu bu duruma sessiz. Çünkü ölümlere, ölenlerin mezheplerine göre tepki gösteriyorlar. Ölen sünniyse ağla, şii ise görmezden gel. Yavşaklar!
Levent Hoca çok doğru yazmış. Bilim, bazen en iğrenç ve karanlık niyetlerin en steril kılıfıdır. Örneğin, 19. ve 20. yüzyıl ABD'sinde dönemin önde gelen bilim adamları tarafından yapılan 'bilimsel' zeka testleri, göçmenlerin ve siyahilerin zeka bakımından moron olduklarını 'kanıtlamaya' çalışmış; bu sonuçlar ise ırkçı politikalara ve öjeni zulmüne meşruiyet sağlamıştır.
Bilim, ne her soruya cevap verme iddiasındadır ne de ahlakın tek ve mutlak rehberi olmayı vaat eder. Bilhassa pozitif bilimleri, her meselede siper yapıp zorla öne sürmek, bilime hiçbir katkı sunmadığı gibi saygınlığına da ağır zarar verir.