Hayatın asıl kıymeti, kişinin kendi dar varoluşunu aşarak, dünyaya ya da başkalarının hayatına ışık düşürebilmesinde, anlamlı bir iz bırakabilmesinde yatar. Bu iz, büyük ve gösterişli olmak zorunda değil; bir deha veya şöhret olmak zorunda değiliz. Bazen bir insanın hayatına dokunmak, bir düşünceyi derinleştirmek ya da sadakatle bir emeği sürdürmek de aynı ölçüde anlam üretebilir. Geriye dönüp baktığında, ‘anlatacak bir hikayem var’ diyebilmek.
Çok az insan dinleyebiliyor, zira kendi zihnimizin gürültüsünden kurtulamıyoruz. Böyle olunca konuşmalar akmıyor, değer görmüş ve anlaşılmış hissetmiyoruz. Dinlemek kulak vermek değildir, muhatabımızla anlamlı bir bağ kurmaktır. Ona yer açmaktır.
Niyetle başlar, dikkatle sürer.