Önce Urfa, sonra Maraş, sırada ise Gaziantep ve Adana olabilir...4 Ekim 2024 tarihinde yaşanan İkbal ve Ayşenur cinayetlerinin ardından, bu olaylarla bağlantılı Discord gruplarını ifşa etmiştim. Hemen sonrasında ise bir gencin elinde bıçakla camilere saldırdığına şahit olduk. Devletimiz, gerekli tüm önlemleri alsa da bu durumun tamamen önüne geçilebilmesi için var gücüyle hareket etmek zorundadır. Bu çocuklar, oynadıkları oyunlar ve bizlerin bile adını duymadığı sosyal mecralarda örgütlenerek, kendi çarpık kafa yapılarına uygun arkadaş çevreleri kuruyor, bir araya geliyor ve adeta kartelleşiyorlar. Hiç kimseden korkuları yok, tamamen sanal bir dünyanın içinde yaşıyorlar. Hepsi birbirine özenen bu bilinçsiz gençleri, "abi" dedikleri karanlık figürler kendi işleri için birer ayakçı gibi kullanıyor.
İfşa ettiğim Discord grubundan sonra savcılığa ifade vermeye gittiğimde, oradaki gençlerin halini yakından gördüm. Hiçbiri kolay kolay toparlanacak durumda değildi. Aralarında ailesi doktor olan, eğitimli ve aklı başında görünen profiller de vardı ancak diğerleri gerçekten vahim durumdaydı. Bizler, özgürlük, rahatlık ve marjinallik adına her şeyi normalleştirerek aslında değerlerimizi yok ettik.
Hemen hemen her şehirde benzer vakalar mevcut. Bu çocuklar geçimlerini uyuşturucu ticaretiyle veya "mafya" diye tabir edilen sözde abilerinin yanında ayakçılık yaparak sağlıyorlar. Yaşları 12, 14, 16 ve 18 aralığında değişiyor, hayatta ciddiye aldıkları hiçbir değer yok. İfşa ettiğim grupta bir çocuğun, "Dışarıda kimi görürsem kafasını kesmek istiyorum," şeklindeki yazışması dosyaya girmişti. Savcı, "Bunu sen mi yazdın?" diye sorduğunda, hiçbir korku emaresi göstermeden "Evet," diyebiliyor. Çünkü ne hukuktan ne de devletten çekiniyorlar.
Hayat doğrusal bir çizgide ilerlemiyor, döngülerle seyrediyor. Yükseliş ve düşüşler, genişleyiş ve daralışlar. Dolambaçlar, kıvrımlar. Mevsimleri oluyor ömrümüzün, kah yeşeriyor, kah yaprak döküyoruz. Tutunduğumuz bir yer olmalı.
İnsanı sağlam tutan, değerlerine sadakatidir.
Bu güzelliğin bir adı var: Komorebi.
Komorebi Japoncada; ağaç 木, sızmak 漏れ ve güneş 日 karakterlerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve güneş ışığının ağaç dalları ve yaprakları arasından sızmasını ifade ediyor.
Yeryüzündeki güzellikleri fark etmek, hayata güzellik katar.
Kendi aile, klan veya kabilemizin dışına taşarak başkasının acısına da merhem olmaya çalıştığımız bir hayat, sevginin eyleme geçmiş halidir.
Aldır gönül, ki sen ancak aldırdığın kadar varsın.
#WeAreMadleen
Öyle zannetti ki çıkardığı sesten değil çıkarmadığı sesten mesuldür insan en fazla. Gün gelir hissetmediğin acının da hesabı senden sorulur, kalbimden sorumsuzum sanma.
Kehribar Geçidi/ Nazan Bekiroğlu
İhmal Arapça bir sözcük ve aslında develeri, hayvanları başıboş bırakmak demek.
Türkçemize bir görevi zamânında yapmamak, gereken ilgiyi göstermemek anlamıyla girmiş. Tabii kelime sadece dilimize değil, hayatımızın her zerresine sirayet etmiştir. Yazıktır, günahtır. #Bolu
Bu kahramana iyi bakalım: Dr. Hüssam Ebu Safiyya.
İşgalci ailesini katletti, kendisini drone saldırısında ağır yaraladı.
Durur sandılar ama durmadı. Vazgeçmeyeceğini dünyaya haykırdı.
Şimdi İsrail’in işkence kampında. Akıbeti belirsiz.
Şüphesiz ki ümmet olmasa da kuyudaki Yusuf’un Rabbi yanında.