insanın kalbine dünyadan daha büyük bir arzu yerleştirilmiş, bu yüzden ne elde ettiğiyle tam doyuyor ne de kaybettiğiyle tamamen yıkılıyor. İçimizdeki boşluk, eksikliğimizden değil de asıl yurdumuzu henüz bulamamış olmamızdan.
Dün Eyüp Sultan’da medfun olan Ebussuud Efendi’yi ziyaret ettiğimizde karşılaştığımız manzara dua istemek için kırmızı kalemle mezar taşını yazılarla dolduran birinin bıraktığı izleri temizlemeye çalışan gençler.. İnsan olarak nerede, nasıl bir iz bıraktığımız gerçekten çok mühim
سُبْحَانَكَ مَنْ يَرَانِي وَيَعْلَمُ مَكَانِي وَيَسْمَعُ كَلَامِي وَلَا يَخْفَى عَلَيْهِ شَيْءٌ مِنْ أَمْرِي
Beni gören, bulunduğum yeri bilen, sözümü işiten ve benim hâlimden hiçbir şey kendisine gizli kalmayan Allah’ı tesbih ederim
‘Allah’ın derdiyle dertlenen kişinin dünyalık derdini Allah satın alır. Allah’ın derdiyle dertlenmeyen kişiyi ise Allah, dünyalık dertlerle meşgul eder.’
Bir sonraki vakfede yakinen şahit olsak bu dualara.
Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur…
/Kürk mantolu madonna
Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar, ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.
Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sükûtu, ne inkisar kalır... Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız; ama kendi kendimize acımalıyız.