@soy95036 He ek olarak aslında bu bizi bir seçime zorluyor. Kürt tebaa mı ya da Ermeni tebaası mı? Şahsen Türk oğlu Türk’üm ama bir saniye bile düşünmem. Ermenilerin parasal anlamdaki boşluğunu hala dolduramıyor yüce Türkiye Cumhuriyeti.
@soy95036 feodal yani yarı otonom bir Kürt yapısından bahsediyoruz ve bu yapının sadece Ermeni değil, öbür unsurlara da, bilhassa Süryanilere neler çektirdiğini biliyoruz. Abdülhamid katliamcı olmamasına rağmen iki yıllık katliam sürecini berbat idare etmiştir. İtibar yok itibar.
bunu yaparken kurucu-kemalist tarih tezine osmanlıcılığıyla karşı koymuş olmasına rağmen, tavizsiz bir şekilde atatürkçülüğün öğretmenliğini yapabiliyordu. İyi bilirdik, minnettarız. İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn.
İlber Ortaylı’nın bana göre en büyük meziyeti Türk tarihini bir bütün olarak ele almasıydı. Ölümünün 100. yıldönümünde II. Abdülhamid’e “altın madalya”yı layık görebiliyor, “kahraman Enver Paşa” yazısıyla fotoğraf çekebiliyor, Vahideddin’e ‘hain’ diyenlere karşı çıkabiliyor ve +
İLBER HOCA'NIN BİLİNMEYEN HASSASİYETİ ; DUA BEKLEYEN KİMSESİZ CARİYE VE SARAY AĞALARI
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın Müslümanlığına dair bir şeyler yazmayı ayıp ve de yersiz addederim. Fakat hakkında yazılanlar bu yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı. Hoca aleyhinde yanlış zan sahibi olabilecekleri hem aydınlatmak ve hem de tarihe not düşmek için bu yazıyı yazdım. Merhum Ortaylı hocamız samimi bir Müslümandı, fakat bunu birilerine göstermekten hassaten ictinab ederdi. Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti.
Fazla kişinin bilmediği, hocamızın hassasiyetini gösteren aşağıda anlatacağım olay ise ibretlik tarihi bir hadisedir. İlber hocamız 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi müdürü tayin edildi ve bu görevde 2012 yılına kadar kaldı. Göreve geldiğinde ilginç bir âdet başlattı. Müdür tayin edildiği senenin Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttu. Hatim bittiğinde küçük bir katılımcı grubu ile duasını okuttu. Kasım 2005 tarihindeki hatim duasına davet edilen birkaç kişiden biri olan değerli dostum Murat Kargılı o gün yaşananları şöyle anlattı: “2005 Ramazan ayında [5 Ekim-2 Kasım] İlber Hoca beni aradı ve ‘Yarın (Salı) Hırka-i Saadet’i açacağız ve siz de gelir misiniz’ dedi. Ben de severek davete icabet ettim. Saat 11.00 gibi Topkapı Sarayı’na intikal ettim. Salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet açıldı. İlber hoca daha önceden destmâller hazırlatmıştı. Hırka-i Şerif’in açılması töreninden sonra Hocamız bana ‘Murat, akşam iftar yapacağız gelir misin’ dedi ve gelmem hususunda ısrarcı oldu. İftardan sonra Fatih Çollak Hoca bir aşir okudu. İlber Hoca aşir kıraatinden sonra elime ekte fotoğrafını yayınladığımız belgeyi verdi. Fatih Hoca, İlber hocanın listesini hazırladığı ağaların duasını yaptı. Duadan sonra İlber hocanın listesini aldım, hocaya imzalattırdım ve tarih attırdım. Hoca o sırada bana ‘Bu sarayın sahipleri sultanlar değildir, asıl sahipleri bunlardır, bunların adı sanı unutulmuştur ve bazılarının nesepleri kesilmiştir, kimseleri de yoktur' dedi'.
İlber Ortaylı hocamız müdür olduğunda başlattığı bu âdedi sonraki yıllarda da devam ettirdi. Her Cuma muhakkak ağalar ve cariyeler için hayır yapar, Kur’an okur ve okuturdu. 2005-2012 yılları arasında hiç ara vermeden Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’nda ağalar, cariyeler, Enderun hizmetlileri ve diğer hizmetlilerin ruhu için hatim duası okuttu. Bunu özellikle Osmanlı teşrifatına uygun bir şekilde Hırka-i Saadet ziyaretlerinden sonra yaptırırdı. Hatim duasına davet edilenler arasında muhakkak Saray’ın o dönemdeki “çalışanları da” bulunurdu. Bu hadiseye şahit olanlardan biri de hocam Prof. Dr. Mehmet İpşirli’dir. İpşirli Hocamız şahit olduğu töreni şöyle anlattı: “İlber, Saray’a müdür tayin edildiğinde Ramazan ayında bir gün beni aradı. Akşam hatim duası yaptıracağını ve duayı da benim yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de hukukumuza binaen kabul ettim. Akşam yaklaşık on kişinin katıldığı bir iftar yemeği verildi. Yemekten sonra bizzat İlber’in okutturduğu hatimin duasını okudum. Katılımcılar farklı meslek gruplarından idi. İlber, hatimi Saray’da hizmet etmiş ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için yaptırdığını, çünkü bunların arkalarında kendilerine dua edecek ve Kur’an okuyacak kimselerin bulunmadığını söyledi. Duadan sonra tatlı bir sohbet oldu ve daha sonra dağıldık”.
Ekte bu hadiseye dair ilginç bir belge yayınlıyorum. Belgeyi değerli dostum Murat Kargılı gönderdi. Merhum Hocamız, Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olduğu 2005 yılı Ramazan’ın da ağalar ve cariyeler için hatim indirttiği gibi kendisi de 50 Yasin-i Şerif adamış. Fotoğraftaki listeyi bizzat İlber Hocamız, Murat Bey’e bir hatıra olarak vermiş. Listede kimler için dua edildiği yazıyor. İlber hocamız bizzat kendisi “50 Yasin-i Şerif adadım” yazmış.
İftihar kaynağı değildir tehcir, utanç verici bir vakadır. Yüce Osmanlı tarihine son anda gölge düşürüp zaten olumsuz olan Türklük algısını tamamen alt üst eden kirli bir girişimdir.
O halde yaşasın İstanbul Yargılamaları!
@mesutylmzngzlgu@soy95036 Arkadaşlar, elbette bunun farkındayım. Bizim fırkada da mason var. Mevzu tam olarak bu değil. Benim amacım onların, yani (cihatçı) neo-ittihatçıların tenkitlerini kendilerine karşı kullanmak ve mevzuyu biraz da şakaya bağlamak.
Mehmet Celal Bey, Turkish administrator who saved thousands of Armenians from death during the Ottoman mass killings of 1915-16 and was punished for it, dies in Istanbul. He was 62.
İttihatçılık her şeyi yapmayı kendine meşru gören komitacı kafasıdır. Onlar her şeyi "vatan için" yapıyordur. Öyleyse;
-Sabetaist olmaları önemsizdir. -Alman, İngiliz, İtalyan casuslarıyla anlaşabilirler
- Mason üstatlığı yapabilirler
- Suikastler düzenleyebilirler+
Ermenilere yönelik gereksiz sert muameleyle devletin itibarının zedelenmesi (hariçte). Dahası, Ermeni tebaanın Osmanlılığı gözden düşürmesi (dahilde) doğrudan Devr-i Hamid’in eseridir.
Yoksa kendisine karşı şahsi bir husumet beslemiyor, ellerinden öpüyoruz.
II. Abdülhamid ‘ne kızıl sultan ne de gök sultan’ derler, yanlış. Oldukça kızıl (ama sınır aşmıyor), bir o kadar da gök sultan. Tahttan indirilmesini savunuyorum, iyi oldu. Çünkü biz Abdülhamid’i iki noktada kaybettik. Ermeniler ve Anayasa.
Yok biz de Kızıl Sultan eleştiriyoruz da anlamadığım şey şu Talha, II. Abdülhamid’i ölüm yıldönümünde boklamak için ısrarla 2024’ün Erzurum Valiliği tweetini alıntılamak da nedir ya?
Neo-siktihatçı geri zekalıları sıcak tutmak için mi yapıyorsun bunu?
Konuyla alakası yok (tweete büyük ölçüde katılıyorum) ama günlüğünde Kemal Atatürk’ün ölümüne yer vermiştir, yanlış hatırlamıyorsam “büyük adamdı” notuyla methederek. Bu konu için bkz. (Atatürk in the Nazi Imagination):
Rıza Tevfik
Bu şairi iyice tedkik etmek istedik. Fakat şiirlerini toplayamadık. Toplu bir eseri yokdur. Gazetelerde neşredilmiş şiirlerdir. Kendisi perişan bir adamdır. Şiirleri de perişandır. İbtida aruzla yazmış ise de sonra hece veznine dökülmüşdür. Tekke tarzı şiirlerimizi taklid etmiş, cidden güzel nefesler ve emsalini yazmışdır.
Rıza Tevfik doktordur. Fakat hekimlikden hiçbir şey bilmez. Felsefe ve edebiyyatı merak etmiş, felsefede iyice malumat sahibidir. Hele şairliği yüksekdir. Mühim bir şairdir.
Tekirdağı'nda doğup büyümüş ve Türk harsıyla yetişmiş ise de Türk olmayıp Arnavud'dur. Kendinde Türklüğe karşı muhabbet yokdur. Dinsizdir. Bu sebeble Müslümanlığa karşı da muhabbeti yokdur. Hayatında, sayde intizam sahibi değildir. Safderun olup başkalarının tahrikine süratle kapılır. Gayet nekre bir adamdır. Hoş sohbetdir. Birçok dil bilir.
Meşrutiyyetden beri politikaya girmiş ve en büyük hataları politikada yapmışdır. Hiç beceremediği bir iş varsa politika ve idaredir. Çok acınır ki politikada irtikab etdiği hatalardan dolayı Türk milleti için kaybolmuşdur. Bu sahada en büyük hatayı Anadolu millî cidaline bilfasl karşı olması ve nihayet de Sevr Muahedenamesi'ni imza etmesidir.