İlkin kalbine tünedi serçe kuşları
Kavruk yüreğinin ucunda
Bir kez olsun kalkmadı o kaşları
Günleri ufaladı avucunda
Ürkmedi kuşlar dahi bakışından
Zamanın katığını yerken
Süleyman nebi gibi ölmeli insan
Asasına dayanıp dinlenirken
Ardahan'da bir vatandaş, elleriyle kırdığı çekirdeklerle bahçesinde kuşları besliyor.
"6 yıl önce çekirdek çıtlarken elime kondular.
Zamanla bunlarla dost oldum. Her gün bu şekilde besliyorum."
@semihalkan85 Eyvallah. Nitelemelerdeki ayrımlar isabetli bence de ve güzel. Kiarüstemi vitalist ve naturalist (Hayyamcı) bi edayla doğada ve yaşamda içkin olan aşkınlığı “an”larda dondurmaya çalışan “dünyevi” bi adam olmaklığıyla “buraya” (boşluğa) kanca atma denemeleri yapıyor tekniğiyle.
Kiarüstemi olgunlaştıkça anlatıdan uzaklaşıp saf harekete ve onun fotoğrafik görüntüsüne kaymış ve sinemayı asli unsuru olan saniyede 24 fotoğraf karesine dönüştürmeye çalışmıştır. 24 Frames onun en somut ve görkemli halidir:
https://t.co/O6jjTF6SNk
@semihalkan85 O teknik ile Tarkovski’nin bu tekniği arasında sonuç olarak bi fark yok bence. Sinema teknik açıdan “suni” bir “sanat”tır. Warhol’un Empire’de yaptığı işi yapmalarına gerek yok sanırım.
Uluslararası spor organizasyonları erk sahiplerinin iktidar gösterisini sergileyecekleri ve politik mesajlarını topluma kanlı canlı iletmecekleri arenalardır. Bakalım dünya kupasında gladyatör gösterisiyle arenaya ve ekranlara kapatılan topluma nasıl bir mesaj verilecek.
@semihalkan85 Kiarüstemi sahilde yürüyen ördeklerin ayak sesini bile masaya ritmik vurarak kaydediyordu yanlış hatırlamıyorsam. Filmsel harekette “doğallık” da üretilen (dolayısıyla yapay) bir şeydir doğası gereği. Zaman konusunda bu film bir anlatı değil zamanı donduran fotoğrafik bir film.
Klasik kapitalizmin klasik medyayı doğurması gibi yeni kapitalizm de yeni medyayı doğurmuştur. Medya “zamanın” ve “sermayenin” çocuğudur. Yeni kapitalizmin bizzat simgesidir yeni medya. Simge imalathanesidir.
“Kapitalizmi, ekonomi-politik açıdan kendini yeniden üretememesi değil, simgesel açıdan yeniden üretememesi tüketecektir.” der Baudrillard. Yeni medya (ile dayatılan duygu, düşünce ve algı biçimleri) tüketim kültürü simgelerinin yeniden üretildiği yeni varoluş alanıdır.
Sinema insanı, anlamı, zamanı, yaşamı insanla (insanın hareketiyle yani yaşamın doğrudan bizzat kendisiyle) anlatabilmektedir. Dolayımdan uzak, doğrudan anlatım, hatta gösterimdir bu. Sanat olarak sinemanın hem gücü hem zayıflığı da buradan gelir.
Çoğu sanatın ham maddesi hareketten (dolayısıyla canlılıktan) uzak, ölgün, donuk imgeler, ifade biçimleri ve zihin tarafından hareketlendirilerek canlılık kazanan ögeler iken sinemanın ham maddesi bizzat “hareket” olduğu için “canlı” bir sanattır sinema ve gücünü buradan alır.
Diğer sanatlar insan ve anlamı şeylerle (çizgi, ses, kelime ve imge gibi araçsal formlarla) dolayımlayarak anlatmaya, aktarmaya çalışırken sinema bunu hareketle doğrudan yapabilme imkânına sahiptir.
Önce Yusuf’a görünen karınca ilahi bir imge olarak kendinden kat kat büyük gibi dursa da yükünü yüklenmiş ve bu sefer bize yol gösterir. Taşıyamayacağı şeyle yüklenmemiştir hiçbir varlık. Yusuf’un, “rüya”sını “peri” uğruna terk etmesini bir mesaj/yük olarak bırakıp gider karınca.
Mecidi’nin Söğüt Ağacı, Şirazi’nin şu şiirinden mülhem adlandırılmış olsa gerek:
“Bulut abıhayat yağdırsa da söğüt ağacından yemiş yiyemezsin çünkü onun meyvesi yoktur.
[Kalp gözü kör olmuş] alçak ve bozuk tabiatlı kimseyle vakit geçirme çünkü hasır kamışından şeker yiyemezsin.”
Gözler (ve dolayısıyla iştah) açılıp rüya âleminden çıkınca, görülen artık rüya değil peridir. Peri ise cinnî bir varlıktır; bir görünüp kaybolan, kalıcı olmayan bir varlık ve görüdür.