Dünden beri sadece oyunlar, diziler gibi toplumun dikkatini çeken ama olaya etkisi çok daha az olan olaylar konuşulup köpürtülüyor. Problem çok daha büyük ve ciddi.
Saldırgan şahıs, teröristlerin ve okul baskınları yapan katillerin övüldüğü, idol olarak görüldüğü global gruplarda ciddi zaman geçiriyor ve bu saldırganları kendisi de örnek alıyor.
Radikal beyaz üstünlükçü, aşırı ırkçı, İslam düşmanı, AŞIRI nefret dolu, antisosyal bir saldırganla karşı karşıyayız ve takıldığı sanal gruplardaki insanlar da kendisi gibi. Birbirlerini övüp teşvik ettikleri global topluluklar mevcut.
Mevzu iki oyun üç saçma diziyle açıklanabilecek bir olay olmanın ötesinde. Şahsın arkasında bıraktığı ve bu gruplarla paylaştığı yazılarda okuyunca inanamayacağınız fikirler de var. Kutsal gördükleri saldırganlar, tarihler ve mekanlar mevcut. Bu imgelerin saldırılarında etkileri var.
Tüm detayları güvenlik sebebiyle ve özenilmemesi adına paylaşmıyorum lakin sorun sözde uzmanların televizyonlarda anlattığından çok daha ciddi ve farklı konularla bağlantılı.
Uzmanların, yetkililerin ve topluluğa hitap eden insanların magazinsel, dikkat çekebilecek saçma mevzuları bırakıp işin tehlikeli ve ciddi kısmı hakkında ebeveynleri uyarması ve bilinçlendirmesi gerekiyor.
Derdimiz daha fazla tık veya gündem olmak değil, bu problemlerin ardının gelmesini engellemek olmalı.
Tekinsiz Yusuf, okullarda öğretmenler, öğrenciler katledilirken sesini çıkarmıyor. Ama söz konusu tarihi çarpıtmak olunca susmak bilmiyor.
“Kuran’ı yasakladılar”, “camileri ahır yaptılar” yalanlarını diline dolamış aklı sıra laikliğe, cumhuriyete savaş açıyor. Fesli Kadir’in talebesi, eğitimsizlik bakanından başka ne beklenebilir?
Cumhuriyetle Atatürkle derdi olanla derdimiz var. Buradayız beyler!
Lütfen oyunlara elleşmeyin. Kontrol edelim, denetleyelim derken gün sonu iş keyfinize göre yasak koymaya dönecek.
“Ama o oyunda da bilmemne varmış.” diyerek işi mantıklıymış gibi göstermeye çalışacaksınız ama oyuncu adam bunu yemeyecek; kendini korsana verecek ya da saçma sapan VPN kullanımı artacak.
Virüsünden tut da kullanıcı datalarının yurtdışına sızmasına kadar bir ton işle uğraşacağız.
- “Eskiden dışarıda oyunlar oynardık artık oynamıyoruz”un bahanesi milletin oyun oynaması değil. Milletin sokağa güvenip çocuğunu bırakamaması. Sorunun çözümünü farklı yerlerde arıyorsunuz.
- Aileleri bilinçlendirelim ile başlamamız gereken işe “bi temsilci atayın da biz şu oyunlara bi bakalım” kafasıyla yaklaşınca kimse yapılacak olan işe güvenemiyor.
- Türkiye’de çok yaygın bir denetlenmeyen sanal kumar problemi varken, millet bu yüzden hayatını yitirecek noktaya gelirken, aileler paramparça olurken bana gelip de “oyunlar da bağımlılık tetikliyo…” demeyin rica ediyorum.
#OyunHakkımaKarışma
#OYUNUMADOKUNMA
Sayın Bakan bir oyun bağımlısı(!) olarak sormak istiyorum; aile ve çocuğu korumak için yasaklayalım, engelleyelim, hatta mahkemeyi aradan kaldıralım atadığımız bürokratlar bunları yapsın söylemlerinden başka çözümleriniz var mı? #OYUNUMADOKUNMA@MahinurOzdemir
Mesele yalnızca Suriye meselesi değil, ellerine fırsat geçse bebeğimizden yaşlımıza hepimizi yok etmek isteyecek melunların tüm bölgedeki vahşiliğini gözler önüne serme meselesidir. Nefes aldıkları müddetçe zehir saçmaya devam edecek bu yılanların kökü kazınmalı. #SaveHasakah
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.
TBMM'de Öcalan ve PKK’yla başlatılan müzakere süreci çerçevesinde bir komisyon oluşturuluyor. Zafer Partisi, CHP dahil hiçbir muhalefet partisinin bu komisyona katılmaması gerektiğini savunuyor.
Komisyona katılmama için üç temel gerekçe var.
1) Bu komisyon AKP, MHP, DEM ve Öcalan PKK arasında başlamış olan mevcut müzakere sürecinin meşrulaştıracaktır.
2) Öcalan ve PKK’nın İstiklal Harbi veren ve devlet kuran Gazi Meclis tarafından muhatap alınması anlamına gelecektir.
3) Bu komisyon, PKK’nın taleplerine cevap verme ve bu talepleri meşrulaştırarak yerine getirme komisyonu olacaktır.
4) Bu komisyon PKK taleplerine cevap verme ve onu meşrulaştırmanın ötesinde, yapılacak yasal düzenlemelerle PKK'ya af ve siyaset serbestisi getirme ve yeni anayasa ile ulus-üniter devletin tasfiyesi işlemini üstlenmiş olacak. Yani 23 Nisan 1920'de devlet kuran TBMM, şimdi o devleti tasfiye etmiş olacak.
Bu 4 temel nedenden ötürü hiçbir muhalefet partisi komisyonda yer almamalıdır. Türkiye Cumhuriyetini tasfiye suçuna ortak olmamalıdır.
Zafer Partisi olarak bu komisyona katılmayarak muhalefet eden milli politik güçler ile birlikte yaşanan sürecin Türkiye’nin başına getireceği büyük sorunları ilçe ilçe köy köy dolaşarak, mitingler, konferanslar, paneller düzenleyerek anlatacağız. Sosyal medyada, televizyonlarda PKK ile müzakerelerin ülkemizin başına getirileceği felaketleri izah edeceğiz.
Siz kimsiniz diyorlar. Kim miyiz?
Hasan Tahsin
Sütçü İmam
Şahin Bey
Kara Fatma
Halime Çavuş
Nezahat Onbaşı
Gördesli Makbule
Erzurumlu Haşim Bey
Hacı Bedir Ağa
Adurrahman Kamil Efendi
Rifat Börekçi
Behiç Bey
Yüzbaşı Şerafettin
Tayyar Rahmiye
Fahrettin Altay
Dadaylı Deli Halit
Yörük Ali Efe
Gavur Mümin
Şerife Bacı
Ali Saip Bey
Diyap Ağa
Demirci Mehmet Efe
Mehmet Kazım Dirik
Sakallı Nurettin Paşa
Reşat Bey (Çiğiltepe)
Onbaşı Halide Edip (Adıvar)
Refet Bele
Ali Fuat (Cebesoy)
Kazım Karabekir
Fevzi Çakmak
İsmet İnönü
+++++
Mustafa Kemal’iz
İngilizler bu yiğitlerin hepsine tekmil Kemalistler dedi.
Onlar kendilerine vatan sevdalıları dediler.
Beden değişir ruh değişmez, hepsinin torunları aramızda ve ayaktadır. Türkün vatanına göz diken mezarını kazsın!
Terörsüz Türkiye hepimizin arzu ettiği bir şey elbette… Ama tiyatroya dönen bugünkü haliyle değil. Yaşadığımız ikinci Habur olayıdır. 30 teröristi bir alana toplayıp, üç beş silahı yakma görüntüsü inandırıcı değildir.
Türk yoğurdunu ABD’de Yunan yoğurdu diyerek pazarlayan, Türkiye’ye PKK ağzı ile iftiralar atan bu kişi Fenerbahçe’nin sponsoru olacakmış.
Fenerbahçe kökleri İstiklal Harbinde olan Atatürk’ten taviz vermeyen, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyerek gurur duyanların takımıdır.
Ben yakıştıramadım. Bu kararı uygulamadan önce bütün Fenerbahçelilerin katılacağı bir oylama yapın. @Fenerbahce
CHP’nin yeni Meclis Başkan Vekili Tekin Bingöl’ün otorite tesis etmek amacıyla, Ermeni diasporasının tezlerinin meclis kürsüsünden dile getirilmesine seyirci kalmasına ve buna seyirci kalmayanlara karşı hasmane bir tutum sergilemesine hiç gerek yoktu.
CHP’li Tekin Bingöl’ün meclisi yönetecek basiret ve ferasete sahip bulunmadığı yönündeki kanaatimiz bugün itibariyle daha da netleşmiştir.
Divan Katibimiz Sayın Yasin Öztürk’e verilen kınama cezasını şiddetle reddediyorum.
Ayrıca CHP Grup Başkan Vekilinin Türkiye Cumhuriyetine yöneltilen iftiralara sessiz kalmasını ve adeta olup bitenleri onaylamasını da zihinsel bir istifra olarak telakki ediyorum.
Kiminle müttefik iseler, onlarla devam etsinler.
Hepsi bir, biz ise tekiz!..
Türk siyaseti sancılı bir dönemden geçmektedir. Kısır tartışmalar, siyasetin var oluş sebebi olan vatandaşın derdini çözme işlevini perdelemekte, gerçekte hiçbir işe yaramayan siyasi kamplaşmalar ve polemikler, siyasi safları sıkılaştırırken memleketin sorunlarının çözümünü ötelemektedir. Siyaset, fikir ayrılıklarından ziyade inatlaşmanın aracı haline dönüşmekte, seçmen ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin, ne yapılırsa yapılsın en istemediği kampın karşısına oy vermekte, böylelikle siyaset iki kutuba hapsolmaktadır. Halbuki demokrasi geleneğimiz çok çeşitli renklerin siyaset sahnesinde var olması üzerinedir. İki kutuplu siyaset ne olursa olsun ne yapılırsa yapılsın senin hiç istemediğinin karşısındakine oy vermeni dayatmaktadır. Seçmen istemeye istemeye de olsa bir tarafa oy vermeye ve oy verdiği yerdeki saçmalıklara, namussuzluklara göz yummaya mecbur bırakılmaktadır. Memleketi bu iki kutuplu siyaset anlayışından çok hızlı bir şekilde çıkarmak lazımdır. Bunun için gerekli olan 3. Yolun tahkim edilmesidir. Her kesimden namuslu insanların bir araya geleceği bu yol, ülkeyi içinde bulunduğu çıkmazdan hızlı bir şekilde çıkaracak; adalete, devlete ve kurumlarına olan güveni yeniden tesis edecektir.