🔴 Adamlar yapay zekanın hakkını harbiden vermiş.
Gözlerimden yaş geldi..
Mahmut Tuncer'in "hayatımı Serenay Sarıkaya oynasın" repliginden inanılmaz bir film senaryosu çıkmış ortaya. 😂
Son zamanlarda dinlediğim en iyi cover şarkı... Fin bir grup, Steve'n'Seagulls... AC/DC'nin unutulmazı "Thunderstruck" yorumu... İnanılmaz özgünlükte ve tatda 🖤
46 yıllık kocam bu sabah beni evden kovdu!
Kırk altı yıldır aynı yastığa baş koyduğum adam
Bir zamanlar “Yiğidim” dediğim Cemal beni evden kovdu.
Elinde küçücük bir yastığı kendine siper etmiş, kapının önünde durdu:
“Hanımefendi… Gitseniz iyi olur.
Eşim birazdan gelir… Gülizar kızar sonra.”
O eş… benim.
Benim adım Gülizar.
Onun “birazdan gelir” diye beklediği kadın ise
1974’te Almanya’ya gidip bir daha dönmeyen gençlik aşkı.
Bir an dizlerimin bağı çözüldü.
Mutfaktan su bardağı alır gibi yaptım…
Elllerim titremesin diye.
Sonra telefon çaldı.
“Gülizar Hanım, eşiniz yürüyebildiği için evde bakım desteği çıkmıyor.
Özel bakımevlerine bakabilirsiniz,” dedi.
Yutkundum.
Çünkü özel bakım demek:
Kırk yılın alın teri demek…
İzmir’de 98’de dişimizden tırnağımızdan artırıp aldığımız ev demek…
Bir ömrün bir çekmeceye sıkışıp
“Ver gitsin” denmesi demek.
Ama biz ne deriz?
“Tamam, sağ olun.”
Acıya hep sessizce eğilen bir kuşaktan geliyoruz.
Cemal’le ilk karşılaşmam 79’daydı.
Buca’da çay bahçesinde garsonluk yapıyordum.
Üstünde asker parkası, yüzünde mahcup bir tebessüm…
Fuar’da elektrik işine yeni girmiş.
“Sade kahve,” dedi.
Sesi kırık, ama insanı tutan bir güven vardı.
İkinci buluşmamızda 77 model Murat yolda kaldı.
Üçyol yokuşunun tam ortası…
Ben panik içindeyken, Cemal kaputu açtı, direksiyon altından bir şey söktü-takti,
Ellerini yağlı pantolonuna silip bana baktı:
“Ben seni yolda bırakmam kız,” dedi.
Ve gerçekten bırakmadı.
Depremde, krizlerde, işsizliklerde…
Ekmek küçülürken gururumuzu büyütmemek için çırpındığımız yıllarda…
Hep “Bir çare buluruz,” dedi.
Ama hayat kimseyi, hiç kimseyi kayırmıyor.
Beş yıl önce teşhis geldi: Damar tipi bunama.
Önce anahtarını kaybetti.
Sonra çaydanlığın altını kapamayı…
Sonra konuşmayı…
Sonra beni…
Sosyal medyada “kendi kabını doldur”, “papatya banyosu yap” diyorlar ya…
İnsanın sevdiğini unutuşuna papatya ne yapsın?
Gerçek sevgi o cümlelerde değil.
Gerçek sevgi;
Gece üçte banyodaki kazayı temizlemektir.
Arabanın anahtarını saklamaktır, “İşe geç kaldım!” diye kapıya koşmasın diye.
Ve hayattayken kaybettiğin birini…
Sessizce beklemektir.
Geçen ay oğlumuz Tolga geldi.
İstanbul’dan koşa koşa.
Babasının yanına oturup maç konuşmaya başladı.
Cemal uzun uzun baktı ona…
Sonra:
“Sen yeni taşınan kiracısın… değil mi?” dedi.
Tolga’nın gözleri bir anlığına kırıldı.
Ama gülümseyip:
“Evet babacığım… kiracıyım. Modeme bakıyorum,” diye cevap verdi.
O gün akşamüstü balkona çıktım.
İzmir’in hafif rüzgârı yüzümü okşadı ama içimi üşüttü.
Çiğdem kabuğu gibi ince bir yerden kırıldı kalbim.
Devlete kızdım, zamana kızdım, kadere kızdım.
Dağ gibi adamın gözlerimin önünde bir çocuğa dönüşmesine kızdım.
Bir an…
Bir an sadece…
Çantamı alıp Kordon’a kadar yürümeyi düşündüm.
Yürüyüp gitmeyi.
Kimsenin beni tanımadığı bir yere.
Ama gitmedim.
Kapıları kilitledim.
Battaniyesini örttüm.
Çünkü bazen sevgi, en çok kalırken yoruyor
Ama yine de kalıyorsun.
Dün bizim 46. yılımızdı.
Söylemedim.
Gün kötüydü.
Evde bir o yana bir bu yana dolaşıyor,
“Alet çantamı çaldılar… bulacağım onları,” diye mırıldanıyordu.
Ben mutfakta bulaşık yıkarken, gözyaşlarım süzülürken,
Omzumda bir el hissettim.
“Gülizar…”
Aylar sonra…
Cemal’in o eski, berrak sesi!
Döndüm.
Gözleri bir anda açılmıştı.
Sis dağılmış gibiydi.
Titreyen elinde küçük bir zarf:
“Bunu sakladım… kötüleşmeden önce.
Bugün aç diye.
Biliyorum zor… kusura bakma,” dedi.
Sonra sarıldı bana.
Eski Cemal gibi.
Sırtımı, kalbimi, ömrümü tutan şekilde.
Ama sarılışı biter bitmez…
Işık yine söndü gözlerinde.
Sessizce pencereye yürüyüp kediyi izlemeye başladı.
Zarfı açtım.
İçinden gümüş bir kolye çıktı.
Ve el yazısıyla küçük bir not:
“Gitmek senden kolaydı. Kalmak senin aşkındı.”
Ayaklarım tutmadı.
Fayansın üzerine çöktüm.
Bir ömrün ağırlığını ilk kez bu kadar taşıyamadım.
Biz hep başlangıçları seviyoruz:
Söz yüzüklerini, gelin arabalarını, düğün videolarını…
Oysa evlilik, asıl sonbaharda sınanıyor.
Gerçek sevgi;
Aynı ömrü yüz kere taşısa da “Yine taşırım,” diyebilmektir.
Yorulmuş ellerle bile “Bırakmam,” demektir.
“Hastalıkta, sağlıkta” sözünü laf olmaktan çıkarıp
Hayatın tam göbeğine yazmaktır.
Bu satırları okuyan herkese:
Sevdiklerinize biraz daha sıkı sarılın.
Ve bir hastaya bakan, yaşlısına omuz veren,
Yükü sessizce taşıyan siz güzel insanlar…
Bilin ki: Bu dünyadaki en ağır, en kutsal emek sizindir...
Öncesi ve sonrasını karşılaştıran görüntüler, 12 yıl önce Parkinson teşhisi konulan Gath'ın Produodopa tedavisine başladıktan sadece iki gün sonra kaydettiği çarpıcı ilerlemeyi gösteriyor.
İtfaiyecilerin 11 saatlik uğraşından sonra "Artık umut yok, alan çok dar!" dediği yere gönüllü olarak girerek boruya sıkışan küçük çocuğu kurtaran 14 yaşındaki koca yürekli kahraman;
François Monthoux, İsviçreli bir heykeltıraş olup, İsviçre'nin Bière kenti yakınlarındaki ormanın derinliklerinde üç yıl boyunca surlarla çevrili pişmiş toprak bir şehir inşa etmiştir.
Hollanda'nın Lahey kentinde her yıl 26 Aralık ile 5 Ocak tarihleri arasında, sahilde en büyük ateş yakma yarışması düzenlenir.
Maalesef, ahşap paletlerdeki çivilerin büyük mıknatıslarla çıkarılması gerekiyor.
Balıkesir'de yeni yıla "2026'da kimseyi kaybetmeyelim." diyerek giren Hasan Durka, bu sözlerinden saniyeler sonra bir magandanın rastgele ateş açması sonucu vurularak hayatını kaybetti.
Magandanın işletmeden alkol almak istediği, talebi reddedilince de tüfekle rastgele ateş açtığı ortaya çıktı.
Katilin aftan yararlanarak tahliye olduğu öğrenildi.
Ahlaksız sahneleri sayesinde yurt dışında ilk ödül alan Türk filmi Berlin in Berlin filimindeki Hülya Avşar empati yapabilseydi ne o filimde oynar ne de bir sex işçisini programına çağırmazdı...
Popülerite uğruna insanlıktan çıkmak bu olsa gerek....
Vatandaş Yunanistan'a ucuz tatile mi gidiyor? Hemen yurtdışına çıkış harcına fahiş zam yapılsın. Tatil daha pahalı olsun.
Vatandaş banka uygulamasından düşük komisyonla döviz mi alıyor, hemen uygulama yasaklansın. Vatandaş daha yüksek komisyonla bankadan döviz alsın.
Vatandaş Temu'dan ucuz bir şey mi alıyor hemen limit 27 Euro'ya insin hatta o bile çok görülsün. Vatandaş ucuz bir şeyler alamasın. Yasaklansın.
Vatandaş kendini enflasyona karşı korumak için altın mı alıyor, hemen altın kotası getirilsin. Kota dolunca altın ithalatı yasaklansın. Yurt içinde altın fiyatı artsın, vatandaş makas yüksek alamıyoruz desin.
Vatandaş TL'ye ve açıklanan enflasyona güvenmediği için döviz mi alıyor o zaman döviz baskılansın, vatandaş bezdirilsin.
Vatandaş nasıl olsa döviz fazla artmaz diye TL'de mi duruyor, o zaman sağlam bir devalüasyon olsun vatandaş TL'ye güvendiğine bin pişman edilsin.