Sıcak Demir Everest Yayınları’ndan çıktı.
Sıcak Demir, tavın ve çekicin arasında kalan şiirin hikâyesidir. Aynı zamanda modern şiirimizin yetmiş yedi yıllık seyir defteri. 1923 ile 2000 yılları arasındaki dönemi kapsayan kitapta; şiiri yaşamının merkezine koyan, ona şekil vermek isteyen şairlerin çekiç seslerini yüreğinizde hissedeceksiniz.+++
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Varlık dergisinin Ağustos 2026 sayısının dosya konusu, “Can Yücel 100 Yaşında!” Dosyamızda Can Yücel şiirini inceleyen yazarlarımız ise Kabil Demirkıran, Bâki Ayhan ve Atanur Memiş.
Kabil Demirkıran, “Çok Bi Çocuk: Can Yücel” başlıklı yazısında usta şairimizin doğayla kurduğu bağı, dil oyunlarını, ironisini, toplumcu duyarlığını ve argoyu estetik bir imkâna dönüştüren şiir anlayışını inceliyor. Yücel’in şiirlerinin merkezinde “dünyaya yeni gelmiş, ne olduğunu anlamadan doğaya, insanlar arasına fırlatılmış, şaşkın ve meraklı gözlerle çevresini inceleyen bir çocuğun” bulunduğunu belirtiyor; saf olduğu kadar muzip, kural tanımaz, alaycı ve öfkeli de olan bu çocuksu bakışın şairaneliği reddeden, doğallığı ve oyun duygusunu öne çıkaran, yerleşik değerlere eleştirel yaklaşan bir şiir dilini nasıl kurduğunu gösteriyor.
Bâki Ayhan, “Dil Doğalsa Şiir İçtendir: Can Yücel Üzerine Bir Dem” başlıklı yazısında Can Yücel’i biyografik mitlerin ve anıların dar parantezinden kurtararak şiir-hayat tutarlılığı üzerinden poetik bir zemine taşıyor. Onun şiirini belirleyen toplumcu gerçekçilik, hiciv, alay ve mizah gibi unsurların hangi gelenek hattından beslendiğini ortaya koyuyor. Dilindeki şiddetin, ironik ve sarkastik tonun arkasında derin bir hüzün katmanı bulunduğunu ileri sürüyor; Yücel’in otobiyografik, psikobiyografik ve dilsel sahiciliğini yapay metin deneylerine karşı bir içtenlik izleği olarak konumlandırıyor.
Atanur Memiş, “Şiirin Ağzını Açtırmak: Can Yücel’de Karaçalı Estetiği” başlıklı yazısında argo, küfür, gündelik dil, mizah ve politik öfkenin Can Yücel şiirinde –seçkinci güzellik anlayışından uzak, burjuva estetiğinin steril ve pürüzsüz sınırlarını ihlal eden, hayatın sahici alanlarına açılan– estetik bir bütünlük oluşturduğunu savunuyor. “Karaçalı estetiği” adını verdiği bu şiir dilinin okuru yaşananın bağlamından koparan “uyuşturucu” estetiğe karşı “uyandırıcı” bir görev üstlendiğini vurguluyor. “Gelenek –Safo’dan başlayarak, Şeyh Galip’ten Orhan Veli’ye, Neyzen’den Nâzım’a, Shakespeare’den Lorca’ya, Batı şiirinden halk şiirlerine kadar birçok isim, metin, ses ve biçemle– onun şiirinde bir karnaval havası estirir,” diyor.
*
Varlık’ın Ağustos 2026 sayısını edinmek veya dergimize abone olmak için: https://t.co/EI89CMN3kE
Birikim Güncel'de bugün Lea Ypi ile söyleşiye yer veriyoruz.
"Umut, Onu bir Beklenti olarak Görmeyi Bıraktığınız Anda Radikal Hale Gelir"
(Söyleşi: Emre Bayın ve Tanıl Bora)
https://t.co/SQQKngI6kb
1/ Kumpas nedir, nasıl kurulur biliyor musunuz? Gazeteciliğini bir silah gibi kullanıp gerçeği ortaya çıkarmak yerine bir insanın hayatını karartmanın aracına dönüştürülür. Gelin size güzel bir örnek üzerinden açıklayayım++
Ajanslardan biri CHP etkinliğine figüran gönderdiğini doğruladı.
TV 100 kanalı, butlan CHP’sinin etkinliğine figüran götüren ajanslardan Merss Production’ın açıklamasını aktardı. Ajansın sahibi Ömer İne, arkadaşı Samet Özkaş’a destek olmak için ajansının imkanlarını seferber ettiğini duyurdu. Bunun için para almadığını, “dostluk ve gönüllülük esasıyla” çalışmanın yürütüldüğünü iddia etti.
Böylece BirGün’ün CHP etkinliğine figüran gönderildiğine ilişkin haberi ajansın açıklamasıyla da doğrulandı. TV 100 açıklamayı “CHP’ye figüran götüren ajanstan açıklama” şeklinde net bir ifadeyle servis etti. Artık yandaş medyanın da konuya dair bir soru işareti kalmadı.
Hani kumpastı? Hani BirGün yalan haber yapmıştı?
Kamuoyuna,
Bugün muhabirimiz Ebru Çelik’in imzasıyla yayımladığımız “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlıklı haberimizin sonuna kadar arkasındayız. Muhabirimizin katılımcı gözlemle yaptığı haber, somut bilgilere dayanmaktadır ve bütünüyle gerçektir.
Haberimizin ardından istinaftan çıkan “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına getirilen yönetimin gazetemize yönelik kullandığı ifadeler kabul edilemezdir. BirGün, basının yüz akı kurumlarından biridir ve halka hiçbir zaman yalan söylememiştir. Patronsuz bir gazete olarak 22 yıldır bağımsız şekilde ayakta kalabilmesinin yegâne nedeni de yarattığı sarsılmaz güvendir.
BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar.
Yıllardır olduğu gibi bu pervasız saldırılar karşısında dik durmaya devam edecek ve taşıdığımız sorumluluk gereği Türkiye’nin aydınlık yarınları için gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sevgi ve dayanışmayla…
BirGün
Not: Muhabirimiz Ebru Çelik, CHP etkinliğinde figüranlara dağıtılan 950 TL’yi almamıştır. BirGün çalışanları hakkı olmayana göz dikmez.
Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc
❔Kültürpark'ı Sovyetler'e mi borçluyuz ?
🌳 Betonlaşan İzmir'in kalbindeki Kültürpark'ın hikâyesini biliyor musunuz?
1922 Yangını'nın küle çevirdiği Ermeni ve Rum mahallelerinin üzerine kurulan Kültürpark, ilhamını 1930'ların Sovyetler Birliği'ndeki Gorki Park'tan aldı.
🗺️ Bu yeşil alanın kuruluş öyküsünü, kentin hafızasındaki yerini ve pek bilinmeyen ayrıntıları Kavel Alpaslan (@kavelalpaslan) anlatıyor
▶️ Videonun tamamı Evrensel YouTube kanalında
https://t.co/MeCOYsK9MM
Sinan Suner, Erdal Eren ve Ercan Koca…
Dönemlerinin mücadeleci genç militanları… Onların yaşamı belleğimizde yer bulup geleceğe dair sorularımız için yanıt oluşturdular. @kubrayeterr@korkitap
Lea Ypi sosyalist sistemi eleştirirken bile onun kurduğu toplumsal ilişkilerin izlerini silemiyor. Belki de bu nedenle kitap, yazarı istemese bile sosyalist Arnavutluk’un kamusal kazanımlarının da tanıklığını yapıyor.
Deniz İpek (@DenizlIpek) yazdı
https://t.co/e2A4h9wFEn
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
deniz, oyununun adıyla, içeriğiyle, toplumla buluşma biçimiyle, yaptığının sonuçlarını göze almasıyla, cüret ettiği şeyle, tarihe geçecek bir politik sanat hadisesine imza attı. sadece bunun gururu bile ömrü boyunca ona yeter.
Deniz Göktaş’ın avukatı Metin Aslan ile konuştum. İki özel bilgi paylaştı…
Bir: Deniz tutuklama sonrası avukatlarına “neşemizi çalamayacaklar” demiş.
İki: Kendisiyle görüşen Kılıçdaroğlu’na “CHP’yi salın” demiş.
2023'te cami cemaatini Erdoğan'ın mitingine götürmeyi reddettiği için sürgün edilen bir imam, Deniz Göktaş'a şu mesajı ulaştırmamızı istedi:
"Hakaret yok, hiciv var. Bir imam olarak yanındayım Deniz kardeşim.."
Bütün inançlardan, bütün milliyetlerden bu topraklarda yaşayan bütün işçileri ve emekçileri birleştireceğiz ve bu saray düzeninizi başınıza yıkacağız!
İmran Deniz'i serbest bırakın!
Deniz’i asıyorsun İmran’ı işkencede öldürüyorsun sonra bir tane İmran Deniz çıkıp bambaşka bir alandan senin façanı bozuyor. Sosyalizm mücadelesindeki bu sürekliliği bu mirası bu inadı çok seviyorum.
Yarının BirGün’ü:
Biliyorsunuz…
BU REJİMİN ÖZEL
BİR DURUMU VAR!
Deniz Göktaş havalimanında gözaltına alındı. Kendi ayağıyla ülkeye dönmesine rağmen “yakalandı” dendi. Emniyete de ters kelepçeyle getirildi. Yarın 10.30’da Çağlayan’a sevk edilmesi bekleniyor
Mizahtan, neşeden, eleştiriden korkan iktidar, yargı eliyle tüm ülkeyi susturmaya çalışıyor. Yükselen her cesur ses sadece bir itiraz değil aynı zamanda özgür bir geleceğin teminatı
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Hava bedava, su bedava amq... Dünya yansa bir avuç otunuz yanmaz
Gencecik meslektaşınız, tutuklanacağını bile bile ülkesine aslanlar gibi döndü ve ayağının tozuyla ters kelepçeyle gözaltına alındı.
Acaba iki kelam mı etseniz ?
#DenizGöktaş
Deniz Göktaş yalnız değildir! @idgoktas
Milletvekillerimiz İskender Bayhan (@iskenderbayhn) ve Sevda Karaca (@sevdakaraca) mizahı suç unsuru yapan sarayın Adalet Bakanına anlayamayacağı bazı sorular sordu. Cevap beklemiyoruz:
📌Ölü Deniz isimli stand-up gösterisinde milli güvenliği tehdit eden unsur tam olarak nedir: Şakanın yapılması mı, şakanın anlaşılması mı, yoksa şaka üzerinden ülkenin halinin fark edilmesi mi?
📌Bakanlığınızca hazırlanan bir "Resmi Kahkaha ve İroni Rehberi" bulunmakta mıdır?
"O gazete Kadir İnanır’ın gazetesi"
Göcek'te bir büfede bir tane kalmış Evrensel'i gördüm, aldım ve parasını ödemeye yöneldim. Büfe sahibi, "O gazete Kadir İnanır'ın gazetesi. Parasını önceden verir, ayırtır ve buraya geldiğinde alır gider. Onun için önemli bir gazete, veremem" dedi.
✉️ Abidin Çınar'ın mektubu
https://t.co/zqXDR58H9F