En önemli şeyin sadece yuvası olduğunu,sona geldiğinde kabullenerek itiraf edişini.
Hayata veda ederken aslında sıkı sıkı tutunduğunu görmek!
Ve nihayetinde susmanın en sakin ve doğru seçim olduğunu anlamak.
İşte öyle bi zaman… öyle bi yaş…
Tahmin edebildiğin yalnızlığı, yaşadığı ihanetlerin yoğunluğu,kendine hayıflanmalarını, korkularını,mahcubiyetini,başarısızlarını,kırgınlıklarını ki belki de en az onlar kadar kendine…
Hercai ruhunu, başıboşluğunu,vurdumduymazlığının içinde aslında nasılda yıprandığını…
Özlemek…
Kemikli yüzünü, huzurlu göğsünü, yumuşak yanaklarını.
Ela gözleri yorgun ruhuyla bezenmişti.
Yaş aldıkça sessizce konulan bir kadeh rakının aslında sadece bir kadeh rakı olmadığını anlamak!
Anladıklarının a��arlığı….
“Bence her şeyi psikolojik bağlamda gerekçelere bağlamak, çağımızın kaybı. Belki de anam babam usulü, koşarken düşen çocuğa ‘Bir şey olacaktı sana!’ diye bir tokat atmak kadar sıradan bakmaktır hayat.”
Hayatı öylesine ciddi bir yerden yaşıyoruz ki sanki sonsuz gibi.Anlık ya da sandığımız zamanlık isteklerimiz,olaylar karşısında bahane bulmamıza yetecek kadar güçlü. Peki ya sonra?Mesela 90yasına geldiğimizi farzedelim ve o gün biri gelip bize bu günlerimizi sorsa? Ne diyeceğiz!