Bir yatırımcı düşünün…
Elinde 1 milyon lirası var.
Bir gün TERA hissesine giriyor.
Hisse yükseliyor.
Biraz daha yükseliyor.
Sonra biraz daha…
Derken ekranda gördüğü rakam inanılmaz bir noktaya geliyor:
1 milyon TL, yaklaşık 21 milyon TL olmuş.
%2.099 getiri…
Bakınız, %2.099!
Bir insanın yıllarca çalışarak belki de hayatı boyunca biriktiremeyeceği bir para.
Ayda 50-60 bin TL maaşla çalışan birinin karşısında duran rakam artık sadece bir yatırım getirisi değil; hayatını değiştirebilecek bir servet.
Ev alınabilir.
Borçlar kapatılabilir.
Çocukların geleceği hazırlanabilir.
Belki çalışmayı bile bırakabilir.
Belki gerçekten emekli olabilir.
Ama insan zihninin garip bir tarafı vardır.
Kazandığına değil, daha ne kadar kazanabileceğine bakmaya başlar.
21 milyon TL artık ona büyük gelmemeye başlar.
Çünkü kafasında yeni bir hedef vardır:
“%10.000 olsun, öyle satarım. Sonra da emekli olurum.”
Bir zamanlar 1 milyon lirası olan adam, artık 21 milyon lirayı yeterli görmemektedir.
Çünkü açgözlülük paranın miktarıyla ilgili değildir.
İnsan zihninin sürekli “biraz daha” diyebilmesiyle ilgilidir.
Sonra gün gelir işler değişmeye başlar.
Fiyat geriler.
Önce önemsemez.
“Düzeltmedir.”
Biraz daha düşer.
���Buradan döner.”
Biraz daha…
“Nasıl olsa tekrar çıkar.”
Ama düşüş devam ettikçe artık hayallerin yerini endişe almaya başlar.
Bir zamanlar %10.000’i bekleyen adam şimdi telefonlara sarılır.
Birini arar:
“Ne olacak?”
Başkasını arar:
“Buradan çıkar mı?”
Bir başkasına sorar:
“Nasıl satabilirim?”
“Bekleyeyim mi?”
“Tekrar eski yerine gelir mi?”
Artık bütün gününü hisseyle ilgili bilgi arayarak geçirmeye başlar.
Bir zamanlar ekrana bakıp emeklilik hesabı yapan adam, şimdi aynı ekrana bakıp çıkış yolu arıyordur.
Ve hikâyenin en acı tarafı burada başlar.
Adamın cebinden 21 milyon TL çıkmamıştır.
Çünkü o 21 milyon TL hiçbir zaman cebine girmemiştir.
Ama zihni o parayı çoktan kendisinin kabul etmiştir.
Hayallerini ona göre kurmuştur.
Geleceğini ona göre planlamıştır.
Belki alacağı evi düşünmüştür.
Belki arabasını…
Belki artık çalışmayacağı günleri…
Bu yüzden ekrandaki rakam küçüldükçe yaşadığı acı, gerçek bir servet kaybı gibi hissettirmeye başlar.
Uyuyamaz.
Telefon sürekli elindedir.
Her fiyat hareketine bakar.
Her düşüşte kalbi biraz daha sıkışır.
Her gün yeni birilerini arar.
“Bir haber var mı?”
“Ne olacak?”
“Dönecek mi?”
Hayatın normal stresi yetmezmiş gibi bir de hiç harcamadığı, banka hesabında hiç görmediği milyonların stresini yaşamaya başlar.
Ve öyle bir noktaya gelir ki…
İnsan, eline hiçbir zaman geçmemiş bir paranın kaybının üzüntüsüyle hastanelik olur.
İşte piyasanın insana öğrettiği en pahalı derslerden biri budur:
Ekranda gördüğünüz servet ile cebinize koyduğunuz para aynı şey değildir.
Kâr etmek sadece doğru hisseyi bulmak değildir.
Kâr etmek;
nerede satacağını bilmek,
ne kadarının sana yeteceğini bilmek
ve en önemlisi,
“biraz daha” diyen açgözlülüğe nerede DUR diyeceğini bilmektir.
Çünkü bazen insan piyasada parasını kaybetmeden önce,
“YETER” deme yeteneğini kaybeder.
Ve unutmayın:
Kâğıt üzerinde herkes zengin olabilir.
Asıl servet,
masadan kalktığınızda cebinizde kalan paradır.
Hüzün, kendi başına müthiş bir deryadır. Hüzünlenemeyen insan gelişmemiş bir insandır. Kendinden kopukluğunun, içindeki öze olan özlemin farkında değildir.