Açıkçası baro seçimlerini artık zerre umursamıyorum. Her dönem aynı yüzler, tutulmayan sözler, içi boş sloganlar…
Seçim kazanıldıktan sonra ise sıkıntılara çözüm üretmek yerine göstermelik faaliyetler ve kınama metinleriyle geçen bir başkanlık dönemi. Dert meslek değil, koltuk.
Some women don't flirt with people. They flirt with life. Extra twenty minutes at the café. Fresh flowers for no reason. Music while getting dressed. Taking the scenic way because the sky looks good. There's romance happening between her and being alive.
2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Anne Carson’ın Nobel Komitesi’yle yaptığı telefon görüşmesi:
“Reykjavik’teki evimde çay içip London Review of Books okuyordum. Yerleri süpürmeye kalktığımda telefonlar çalmaya başladı. Hepsini kapattım. Eşim zorla geri arattı. Eşim “Aç şu telefonu artık. Belki de Nobel’dir” dedi.”
Şu anda nasıl hissediyorsunuz?
— Sadece kraker yiyip çay içiyorum. Pek dramatik bir durum yok.
Nobel’i bekliyor muydunuz?
— Tanrı aşkına, tabii ki beklemiyordum. Bence hepiniz çıldırmışsınız.
Nobel sizin için ne anlama geliyor?
— Hiç düşünmedim. Sadece parayı nasıl bağışlayacağımızı düşünüyoruz. Evi olmayan bir arkadaşımız var. Bir de Sınır Tanımayan Doktorlar’a bağış yapıyoruz.
Nasıl kutlayacaksınız?
— Telefonlara cevap vermek zorunda kalmamak için ormanda yürüyüşe çıkacağız. Sonra sessizliği dinleyeceğiz.
Yazarlığınızı nasıl tanımlarsınız?
— İstemsizce. Hep başka bir şey yapmaya çalışırken oluyor.
Kitaplarınızı okumaya nereden başlamalı?
— Herhangi bir yerden. Ben hep ortadan başlayın derim.
Yeni bir kitaba nasıl başlarsınız?
— Ortadan. Tek kuralım bu.
İlham kaynağınız?
— Homeros.
Antik hikâyelerin bugün hâlâ geçerli olmasının nedeni ne?
— Geçerli değiller. Onların bizim için geçerli olmasıyla ilgilenmiyorum. Bizim onlara layık olmamızla ilgileniyorum.
Sıkılmaktan kaçınmak neden önemli?
— Kim sıkılmayı sever ki? Uyumak mı, Homeros okumak mı? Günün geri kalanında ne yapacağıma böyle karar veriyorum. Hayat sıkıcı.
Genç yazarlara tavsiyeniz?
— Ortadan başlayın.
Bazen bir fotoğraf ya da twit paylaştıktan sonra üzerime fazla görülmenin verdiği tuhaf bir huzursuzluk çöküyor. Demek ki bu insan tabiatına ters bir şey. Her şeyi göremeyeceğimiz gibi herkes de bizi göremez. Bu ünlüler falan bu kadar gözün ağırlığına nasıl dayanıyorlar acaba.
Bugün için izin almıştım ama planım son anda ertelendi, izin boşa gitti. Ben de bugün 11’de kalktım, kendime güzel bir kahvaltı hazırladım ve tv’de yaprak dökümü izliyorum. İznim çok da boşa gitmemiş gibi hissettiriyor
Bunu ben de düşündüm ve bence cevabı şu: Zina ve alkol daha güzel, çekici, cazip günahlar. Domuz eti öyle değil. Ben birkaç farklı versiyonda denedim, bence çok kötü. Yani insanlar zaten günaha girmeye değecek bir şey değil diye sıkı sıkıya bağlı bu kurala
şu hayatta cidden en anlayamadığım şey bizim domuz nefretimiz. Zinadan, alkole, kul hakkından gıybete her günaha düşebiliyoruz ama konu domuz olun en az dindar hatta ateiz bile o cizgiyi geçmiyor, geçemiyor. Nasıl işledi bu "fobi" acaba. Tamam kirpi de yemiyoruz ama küfür seviyesinde bir nefretin kökeni ne acaba
Oysa bunlardan en büyük günah zina. Ama insanların bir günahtan uzak durup durmamasını günahın büyüklüğü değil zevkin büyüklüğü belirliyor. “Aldığım zevk girdiğim günaha değer” diyorlar
Bunun farklı bir versiyonunu da şurada görüyoruz: birçok muhafazakar erkek içki içmiyor ama zina yapıyor. Çünkü içki zaten tadıyla, kokusuyla vs. çok da çekici gelmiyor. Yani ondan uzak durabiliyor ama zinadan uzak duramıyor
Chicas recordad q la clase media no existe, existe la clase obrera y la clase privilegiada. Si te tienes q levantar a las 8 d la mañana para ir a trabajar, aunq no tengas problemas para llegar a fin de mes eres clase obrera. Así q dejad de defender a rentistas x favor os lo pido