Herkes mutlu olduğu yerde olmalı. Hayatı boyunca unutmamayı tercih ettiği yerde, hayatı boyunca unutmamayı tercih ettiği insanlarla birlikte olmalı. Başka bir yere gitmeye çalışmamalı. 🙂
Okudunuz mu bilmiyorum ama Gazap Üzümleri’nde şöyle bir cümle geçer: “Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben… Biz artık geçmiş zamanız.” Geçmişi silmeye çalışma; onu kabul et,anlamlandır ve ondan ders al. Gerçek başlangıç,unutmak değil; bilinçle devam etmektir.
Hangi duyguda olursa olsun, eski tweet ve mesajlarıma bakarken o zamanları idealize etmekten kendimi alamıyorum. Bu gelecekteki ben için. Duygusal yükün yeterince azaldığında her şeyi gülümseyerek hatırlayabilirsin.
ekransiz uyumayi o kadar ozluyorum kı…bi kere son defa telefona hic bakmadan uykuya daldim kim bilir kac sene once amk..yokk olmuyo telefona bakmasam overthinkten uyuyamiyom hani NASİ YAPİYODUK BUNU kafamizi koydugumuz gibi nasi uyuyoduk agliyom ya uyumak istiyorum
Bu ayetin yükü bana çok ağır geldi.
Siyasi, ticari ve içtimai nedenlerden dolayı çok yazar ve çok konuşurum. ALLAH affede.
Çok dindar biri sayılmam; fakat, dini çok bilip az amel etmektense, az bildiğime çok amel etmeye çalışırım.
On senedir uyurken Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe mealini dinlerim.
Bir gün uyuyakalmadan önce kulağıma şu ayetler takıldı:
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (Saff, 2-3)
Bir taraftan iman edip, öbür taraftan ALLAH’ın BÜYÜK bir NEFRET’ine maruz kalmak nasıl bir şey?
Yazarken korkuyorum. Konuşurken korkuyorum. Ürünlerimi pazarlarken korkuyorum.
Bu ayet bana çok ağır geldi.
“Mollanın dediğini yap, yaptığını yapma,” der bir Uygur atasözü.
Bilgide âlim, amelde zalim olduklarından dolayı, “dediklerini yap, yaptıklarını yapma” demişler.
Bir arkadaşım vardı. Çok bilirdi. Din anlatırken dilinin belâgati beni hayran bırakırdı.
Ta ki patolojik bir şekilde diliyle hareketinin hiç uyuşmadığını anlayana kadar.
Düşündüm: Ne ALLAH’ın nefret ettiği bir iman eden olmak istiyorum, ne de iman edip de ALLAH’ın nefretine maruz kalacak bir arkadaşım olsun istiyorum.
Kırktan sonra kaybedilecek çok zaman yok.
Çok bilmek yerine, çok amel eden arkadaşlarım olsun istiyorum.
Çok azdır böyle insanlar.
Fakat, bir Uygur atasözü derki, “soğanın postu çok, ahmağın dostu.”
Az hastır.
Son üç ayda en az üç kişiye ayrılık sonrasıyla ilgili tavsiyeler verdim. Şimdi dönüp hepsini dinleyelim bakalım, benim sözlerim bana teselli olacak mı.
Çalıştığım okulda, öğrencilerin evleri okulun karşısında bile olsa velileri yanlarında olmadan dışarı çıkmalarına izin yok. Yalnız öğretmenlerinin canı aburcubur istediğinde markete gitmek buna dahil değil tabii ki