Bir hekim arkadaşımız hastanenin tam girişinde trafik kazası yaptı.
Tırla çarpıştı.
Tır devrildi.
Arkadaşımızın aracı savruldu.
Kaza o kadar büyüktü ki, hastanenin içinden duyuldu. Bir an patlama oldu sandık.
Herkes koştu.
Herkes endişeliydi.
Acile alındılar.
Müdahale edildi.
Arkadaşımız şoktaydı.
Ne yaşadığının bile tam farkında değildi.
Bu sırada polikliniklerdeki randevular iptal edildi.
Zaten branşında tek uzmandı.
Hastanede kazayı görmeyen de kalmamıştı.
Derken birisi çıkıp şunu söyledi:
"Doktor hanım iyiyse belki poliklinik yapar."
İnsan bazen bir cümleyle çok şey anlatıyor.
Bir insanın ölümden dönmüş olması değil;
polikliniğin aksama ihtimali daha önemliydi.
Önce "iyi mi?" diye değil,
"çalışabilir mi?" diye soruluyordu.
Biz hekimlerin;
nefes alıp veren, korkan, yaralanan, kaza geçiren insanlar olduklarını unuttuk.
Ki o gün hastanenin kapısında kaza yapan bir doktor değildi sadece.
Bir evlattı.
Bir eşti.
Bir anneydi.
Bir arkadaştı.
Ve her şeyden önce bir insandı.
62 yaş, erkek hasta.
Muayenesini yaptık.
İlaçlarını yazdım.
Tam çıkacakken durdu.
"Hocam, bir şey soracağım." dedi.
"Sorun." dedim.
"Bu ilaçların hepsini almak zorunda mıyım?"
"Tabii." dedim.
"Niye sordunuz?"
Konuşacak gibi oldu, sonra yine sustu.
Ardından:
"Çiftçiyim ben, mısır ektim." dedi.
"Sigortam yok."
Şekeri var.
Tansiyonu var.
Kolesterolü var.
Ama asıl derdi onlar değildi.
Bu yıl mazot pahalıydı.
Gübre pahalıydı.
Tohum pahalıydı.
Sulama pahalıydı.
Hasat pahalıydı.
Bir tek emeği ucuzdu.
Bunların hiçbirini saymadı.
Düşündü ki:
"Bunlar doktoru niye ilgilendirsin?"
"En önemlileri hangileri, onları söyle hocam." dedi.
Amca ilaçlarını değil;
Neyden vazgeçeceğini seçmeye çalışıyordu.
Sağlığından mı?
Geçiminden mi?
"Dur." dedim.
Hastaların önceki tedavilerinden yarım kalan ilaçlar vardı.
Çekmeceyi açtım.
Benzer bir tedavi oluşturmaya çalıştım.
Verdim.
"Elimde bu kadar var." dedim.
Kapıyı zorluyorlardı.
Ayağa kalktı.
"Sağ olasın hocam. Allah büyüktür." dedi.
Gitti.
Bazen hastalığın adı diyabet olmuyor.
Bazen hastalığın adı;
Geçinememek oluyor...
Ve bu durumda yazacak tek bir reçetem yok!!!
Bağırsak sağlığı tüm vücut sağlığı için çok önemli.
Sağlıksız bağırsaklar; MS, Lupus, Sedef, Graves, Haşimato gibi otoimmün hastalıklardan şekere kadar birçok hastalıkla ilişkilidir. O nedenle bağırsak sağlığı, tüm vücut sağlığı için tahmin ettiğinizden çok daha önemli. +
Ne kadar az hareket ederseniz, o kadar erken yaşlanırsınız.
Ne kadar çok uykusuz kalırsanız, o kadar erken yaşlanırsınız.
Ne kadar çok kronik strese maruz kalırsanız, o kadar erken yaşlanırsınız.
Ne kadar çok şeker tüketirseniz, o kadar erken yaşlanırsınız.
Tüm Avrupa medyasının ortak görüşü:
Bu yıl Avrupa’nın en güzel şampiyonluk kutlaması Galatasaray’a aitti.
Senfoni orkestrasıyla futbolun ve sanatın buluştuğu o eşsiz gece, BBC tarafından bir kez daha milyonlarla paylaşıldı.
Galatasaray sadece şampiyon olmadı, Avrupa’ya unutulmaz bir şölen sundu.
İyi ki Galatasaraylıyım.
Bugün bir hasta geldi. Direkt söylediği şey bana aspirin yaz. Dedim ki "aspirinin ne işe yaradığını biliyor musunuz?"
"Ben aspirinsiz iyileşmiyorum" dedi.
"Şikayetinizi bana anlatın, belki yardımcı olabilirim" dedim.
"Geçen sefer geldiğimde de istedim yazmadınız, bana aspirin yazın ben bunu istiyorum"
Zaten bayram dönüşü yoğunluğu var, kapımın önü ana baba günü, hasta tutturdu aspirin yaz diye. Yok diyorum, dinlemiyor. Anlatmaya çalışıyorum, dinlemiyor. Odadan da çıkmıyor. Dayanamadım; "kaç mg lık aspirin istiyorsun söyle yazayım" Artık tek düşüncem istediğini vereyim gitsin oldu. Yapacak bir şey yok. Odadan kovsam eline kamera alıp Doktor beni odadan kovdu deyip sosyal medyada paylaşacak. Artık bıktırdınız Doktorları...
Dedi mg 'ını bilmiyorum. Ee ne yazacam o zaman? "Ortalama bir şey yazın" dedi. Anlattım mg 'ların önemini. Geçmişine baktım söylediğiyle hiç alakasız bir doz almış daha önce de muhtemelen Doktoru hayattan soğutarak benim gibi... Dedim ki size bunun yerine jelibon verip üstüne aspirin yazsam da aynı etkiyi görürdünüz, tamamen psikolojik yaşadığınız durum...
Yok illa yaz bana aspirini, yoksa çıkmıyor odadan...
Yazdım bir aspirin, sisteme de yazdım hastaya aspirinin kullanım endikasyonları ve riskleri anlatılmıştır diye. Saçma sapan bir sistem.
Hasta Sağlıklı Çözümü etiketleyip "Doktora gittim de bana aspirin yaz dedim yazmadı" dese hemen Bakanlık iletişime geçip ilgileniyor. Hasta bana zorla ilaç yazdırıyor, sistemde böyle bir saçmalık var. Üstelik bu hasta bana 1 puan verecek muhtemelen yazmamakta uzun süre direnç gösterdiğim için... Gelip de bakanlıktan hiç kimse Doktor kardeşlerim siz neler çekiyorsunuz poliklinikte demeyecek. Böyle sistemin yazıklar olsun
47 yaşında bir kadın hasta.
Mantar toplamış.
Mantar sote yapmış.
Önce kendisi tadımlık yemiş.
Bir şey olup olmayacağını görmek için...
Çünkü:
"Zehirliyse üç gün içinde belli olur." diye düşünüyormuş.
Üçüncü günün sonunda bir şikayeti olmayınca içi rahatlamış.
Yemeği tekrar ısıtmış.
Bu kez eşiyle ve iki kızıyla birlikte yemişler.
Bir süre sonra sırayla bulantı başlamış.
Ardından kusma ve karın ağrısı...
Şimdi dört kişi birden acilde.
Kendince bütün önlemleri aldığını düşünen kadın çok şaşkındı.
"Üç gün bekledim hocam." dedi.
"Peki bu üç gün nereden çıktı?" diye sorduk.
Meğer bir komşusu mantar zehirlenmesi nedeniyle 72 saat yoğun bakımda takip edilmiş.
O da bu bilgiyi almış...
Ve kendi hayatına uyarlamış.
Herkesin her şeyi bildiği zamanlardan geçiyoruz!
Lakin yanlış biliyoruz, yarım yamalak biliyoruz ve
Yanlış bilgi büyük bir zehirdir!!!
Dünyamız tek bir canlı organizma!
Bütünlüğe dikkat edin lütfen
Saat 8 yerinde göreceğiniz yeraltı volkanının patlamasının yarattığı manyetik dalganın yayılımı.
Yine İzmir'de şehrin göbeğinde yani Konak Alsancak' ya gece saat 1,5 tan beri elektrikler kesik. Gediz elektriği arıyoruz arıza ile ilgili bilgileri bile yok. Buzdolabında yiyecekler bozuldu. Siyasette "Sarı Öküz" Trendi / Siyaset / Milliyet Blog https://t.co/hiLHUyazTj
Fotoğraftaki bu canlı kırmızı çiçek, narinliğiyle bildiğimiz ama aslında doğanın en inatçı savaşçılarından biri olan gelincik çiçeği.
Bu çiçeğin o kadar acayip özellikleri var ki, ilk öğrendiğimde ben de çok şaşırmıştım. Mesela, bu çiçeğin tohumları toprak altında hiç hava ve ışık almadan tam 100 yıl boyunca bozulmadan uyuyabiliyor.
Ne zaman ki bir tarla sürülüyor, yol çalışması yapılıyor ya da toprak altüst oluyor, işte o zaman bu tohumlar gün ışığıyla buluşup aniden çimleniyor. Zaten doğada bir anda her yeri gelinciklerin kaplamasının sırrı da bu.
İlkbaharda hava ısınıp günler uzamaya başlayınca, toprak altındaki milyonlarca tohuma aynı anda bir uyanış sinyali gidiyor ve tarlalar birkaç günde kıpkırmızı oluveriyor.
Yaşam döngüleri de çok hızlı; tek yıllık bir bitki olduğu için birkaç ay içinde hemen büyüyüp çiçek açıyor, rüzgarda kuruyan kapsülünden binlerce tohum saçıp bir sonraki bahara kadar ortadan kayboluyor.
Yapısı da inanılmaz hassas. Bir gelinciğe dokunduğunuz ya da dalından kopardığınız anda o güzelim taç yapraklarını hemen döküp soluveriyor. Ama bir o kadar da güçlü bir savunma mekanizması var; sapı kırıldığında hemen beyaz, süte benzer yapışkan bir sıvı salgılıyor ve bu sıvı kuruyarak yarayı kapatıp bitkiyi mikroplardan koruyor.
Biz insanlar ona baktığımızda sadece kırmızı bir renk görüyoruz ama arıların gözleri çok farklı çalışıyor. Gelincik yaprakları yoğun şekilde ultraviyole ışık yansıttığı için arılar bu kırmızılığı göremiyor, onun yerine çiçeği parıldayan neon bir hedef tahtası gibi algılayıp doğrudan ona yöneliyorlar.
Ayrıca bu yapraklardan doğal kırmızı gıda boyası yapılıyor, geleneksel tıpta da sakinleştirici olarak kullanılıyor.
Tarihi ve kültürel hikayesi ise bambaşka bir boyutta. Bizim kültürümüzde narinliğinden ötürü hüznün ve kavuşamayan aşkların sembolü olan gelincik, dünyada ise bir savaş ve anma sembolü.
1. Dünya Savaşı sırasında Belçika'daki cephelerde bombalar yüzünden toprak tamamen altüst olunca, yüzyıllardır uyuyan milyonlarca gelincik tohumu bir anda patlamış ve her yer kan kırmızısı çiçeklerle dolmuş. Bu manzara askerleri o kadar etkilemiş ki, o günden beri başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede savaşta hayatını kaybeden askerleri anmak için yakalara yapay gelincikler takılıyor.
Kısacası gelincik, sadece güzel bir kır çiçeği değil; doğru zamanı beklemeyi bilen en zeki stratejistlerinden biri.
"4 milyon Osmanlı evrakı inceledim, 98 yaşıma kadar 28 eser yazıp bıraktım ve anladım ki, bugün buradaysak bunu tamamen Atatürk'e borçluyuz, Gazi Mustafa Kemal olmasaydı biz de olmayacaktık. Bunu göremeyenler boş insanlar."
Prof Dr Halil İnalcık
#19MAYIS
Saye, Farsçada “gölge” demektir. Sayende ise “senin gölgende” anlamına gelir.
Sayende özgürüz,
sayende karanlıkta kalmıyoruz.
Sayende okuyoruz,
sayende söz hakkımız var.
Her şey senin sayende🇹🇷
19 Mayıs milletin esareti kabul etmeyerek bağımsızlık uğruna ayağa kalktığı, umutların yeniden yeşerdiği ve kurtuluş meşalesinin yakıldığı tarihi bir gündür...
19 MAYIS
ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI🇹🇷❤🇹🇷
KUTLU OLSUN.
#ATATÜRK ❤
SUT arttı denildi…
Ancak sağlık profesyonellerinin eline geçen ücrette kayda değer bir artış olmadı.
Geçen yıl %35 vergi diliminde aldığımız rakamları bugün ancak alabiliyoruz.
Aradan geçen onca zam, enflasyon ve sözde artışlara rağmen sağlık profesyonellerinin gelirinde gerçek bir iyileşme yok.
📌 Vergi dilimleri yükseliyor,
📌 Teşvik ödemeleri eriyor,
📌 Döner sermaye dağılımları yetersiz kalıyor,
📌 Enflasyon karşısında alım gücü her geçen gün düşüyor.
“SUT arttı” deniliyor ama sağlık profesyonellerinin cebine yansıyan bir artış görülmüyor.
Kağıt üzerindeki artış değil;
emeğe, maaşa ve teşvik ödemelerine gerçek yansıma istiyoruz.
#VergiDilimleri #Teşvik #DönerSermaye #SağlıktaEmek
@saglikbakanligi@drmemisoglu
Fransa’da bir hastane…
Fotoğrafı bizzat ben çektim.
Serviste hasta odalarının kapısına asmışlar.
Mesaj oldukça net:
• Sağlık çalışanına sözlü saldırının cezası: 7.500 €
• Fiziksel saldırı durumunda polis ve adli süreç devreye giriyor
• Servis kurallarına uyulmaması halinde ziyaretler durdurulabiliyor
• Gerekirse hasta başka bir hastaneye transfer edilebiliyor
Yani “sağlıkta şiddet” burada sadece kınanan bir şey değil, doğrudan yaptırımı olan bir mesele sayın bakanım @drmemisoglu
En kötü evin fiyatı 10-15 milyon,
En ucuz araba 2-3 milyon,
en ucuz kira 30 bin lira..
En ucuz etin kilosu 1000 lira,
Benzin, mazot 65 lira,
Dolar 45, euro 53 lira..
Dışarda bi çay/kahve 300 lira..
Böyle bir ortamda ruh sağlığınızı nasıl koruyorsunuz gerçekten..
Tekrar Buraya yazıyorum 160 binden fazla dağıttım, seneye 200 bin’den fazla üçüncü yıldan itibaren tüm Türkiye’nin ata tohumları karşılayacağım. Kısırlaşmış tohumlarınızı da alıp defolup gideceksiniz.