#FatoşPınarTürker ‘in savunmasını butlancılar da okusun. Emeğiyle kazanabileceği en üst gelire sahip bir kariyeri kamu hizmeti için bırakıyor. Ömrünce kazandığına çöküyorlar, bekar bir anne, çocuklarıyla tehdit ediliyor, kızların eğitimi aksıyor. İşkence görüyor ve satmıyor. Doğrudan şaşmıyor. Ne için satıldınız peki? Daha fazla ne kaybedebilirdiniz de sattınız?
@caglarcilara Programına Cüppeli Ahmet’i konuk aldığın gün senin ne sevimsiz olduğunu anlamıştım süt oğlan. Demek her iki tarafın da hataları var öyle mi? O hataları tahlil etmek de yalanlarla kurulmuş ve iktidar olmuş AKP ve avanesine mi düştü? Yatacak yeriniz yok vesselam!
Bir savcının istediği "iftira" ifadeyi almak için bir kadını çocuklarıyla tehdit etmesi, korkutması, avukatsız ifade almaya kalkışması suç değil midir? @adalet_bakanlik
Irmak öğretmene mobbing yapanla kalmasın aynı zamanda göz yumanlar mani olmayanlar da göz altına alınsın.Görevlerine son verilsin.Öyle bir ceza verilsin ki bundan sonra kimse koltuğuna güvenip kimseye şiddet uygulamasın.Uygulanmasına izin vemesin #Irmaköğretmeniçinadalet#memur
Irmak annesinin tek başına büyüttüğü, 2 yıllık üniversitesini 4 yıla tamamlayıp, KPSS de derece yapan bir kızdı. Kendini kariyerine vermişti. Oraya bir göçmen kuş gibi gitti, siz arkadaşımın kanadını kırdınız. Ancak o sahipsiz değil !
Ben Irmak Koparan’ın İzmir’deki en yakın arkadaşıyım. Dayanamayıp onun için bu hesabı açtım. Soruşturmaya vebal gelmemesi için her şeyi diyemiyoruz ancak bazı acımasız yorumlara cevap vermeyi bir dostu olarak borç bildim. #Irmaköğretmeniçinadalet
Irmak öğretmenimizle ilgili 2. paylaşımımı yapıyorum. Eğer 24 saat içerisinde @tcmeb ilgili okul müdürü ve İlçe Millî Eğitim Müdürü hakkında soruşturmayı başlatıp açığa almazsa 3. paylaşımımı da yapacağım. Olanları olduğu gibi öğretmen arkadaşının dilinden aktarıyorum:
1,5 yıl atanmayı bekledikten sonra 2024-2025 yılının ikinci döneminde Ağrı'nın Hamur ilçesi Soğanlıtepe İlkokuluna Irmak hoca ile birlikte atanmıştık. Hamur İlçe Millî Eğitim Müdürü Mehmet Özmüş'ün bana bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalması uygun değil diyerek beni Soğanlıtepe İlkokuluna, Irmak hocayı ise Karakazan İlkokulu-Ortaokuluna görevlendirdiler. Millî Eğitim Müdürüne ben de "Ben o köyde yapamam. İhtiyaçlarımı karşılayamam, köyün servisi yok beni de görevlendirin" diye söylemiştim. Fakat bana "İster uçakla istersen neyle gidiyorsan git!" dedi. Kimse yardımcı olmayınca köy muhtarının yardımıyla köye geldim. Hatta ilk atandığımızda bütün öğretmenlere "okullarınıza gidin ve görün" demişlerdi. Irmak hoca da gidemediği için İlçe Milli Eğitim Müdürü Irmak hocaya takmıştı diyebilirim.
5 Mayıs 2025'te ben askere gittim. Bir yıl sonrasında askerliğim bitmeye yakın Irmak hoca beni aradı. Durumunu anlattı: Karakazan'daki okul müdürü ile tartışma yaşıyor ve okul müdürü Irmak hocaya vuruyor. Bu konu başka kişilere tam tersi olarak anlatılıyor. Olay servis şoförünün gözü önünde olduğu hâlde hiçbir şey söylemiyor. Servislerde bulundurulması zorunlu olan kamera olmadığı için olay tam olarak açıklığa kavuşamıyor. Fakat Irmak hoca olayı gerçekliğiyle anlatacak şahitlerin olduğunu da söylüyordu. Sonuç olarak Irmak hoca Soğanlıtepe İlkokuluna sürülüyor. Köy, Irmak hocanın evine yaklaşık 60 km uzaklıkta. Onun için durum gerçekten çok zordu. Lojman kalınacak durumda değildi ki şu an ben de ana sınıfında kalıyorum. Lojman rutubet içinde ve orada kalacak olan kişinin hastalanması kaçınılmaz. Irmak hoca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yazı gönderiyor lojmanın durumuyla ilgili ve yaptıkları tek şey duvarları boyamak. Sonuçta da lojmanı yaptık kalabilir diyerek Irmak hocanın vermiş olduğu dilekçeler hiçbir zaman olumlu yanıtla karşılanmıyor. Fakat Irmak hoca sürekli Kaymakamlığa, İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne gidip durumunu anlatıyor. İlk zamanlarda taksiye 3.000 lira para veriyordu. Bunun üstüne ev kirası da eklenecek olursa bu durum maddi olarak kabul edilemezdi.
Ulaşımın zorluğu ise işin fiziksel tarafıydı. Ruhsal olarak ise daha kötüydü. Sabahları kahvaltı yapmadan geliyordu. Bunları haber alınca köyde tanıdığım ve güvendiğim bir öğretmene Irmak hocaya iyi bakmasını tembih ettim. Sağ olsun sabahları çay ve kahvaltılık getiriyormuş. Olabildiği kadar gönlünü hoş tutmaya çalışıyormuş. Fakat Mehmet Özmüş'ün uyguladığı mobbing arkadaşımı bitirdi, mahvetti. Özellikle yanlı davranmak. Irmak hocanın sürgün edilmesi fakat arkadaşımı darp edenlerin hiçbir ceza almaması işi psikolojik olarak çok kötüye götürdüğünü düşünüyordum. Ben bunları hocamızdan dinleyince ona şöyle söyledim: "Hocam merak etmeyim askerliğim biter bitmez ben oraya geleceğim ve sizin durumunuzu düzeltmek için elimden geleni yapacağım. Nasıl olsa bir erkek ile bir kadının aynı yerde kalmasını uygun görmüyorlar." Sürekli konuşurduk ve ona olabildiğince moral vermeye çalışıyordum. 13 Mayıs 2026'da göreve başladım. İlçe Millî Eğitim Müdürü ile görüşemedim fakat şube müdürü ile konuşup arkadaşımın durumunu anlattım. Hatta en sonunda "Sizden müdürlük yapmanızı değil abilik yapmanızı istiyorum, Irmak hocanın durumu iyi değil" dedim. Fakat hiçbir gelişme olmadı. Bu süreç içinde Irmak hoca dilekçe vermeye ve durumunu ilgili makamlara iletmeye devam etti. Yine hiçbir sonuç alamadı.
Aydın Çine'de sömürge madenciliğiyle oluşan işçi cinayetleri. Kamu yararı nedir? Kamu kimdir? Yüzlerce işçi silikozis hastası, onlarcası hayattan koparıldı ama kimsenin umurunda değil. Konferansta bile 40 kişi yoktu.
Şu annenin feryadı karşısında taş olsa harekete geçer. Hiç mi duygunuz yok, taştan da mı katısınız be! 😡
“Ben kimseyi suçlamıyorum, gerçek ortaya çıksın istiyorum” diyor. Daha naif, daha hukuki bir söylem var mıdır?
Bugüne kadar Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde yapılmış ne varsa, buna Atatürk Orman Çiftliği, Etibank, Sümerbank, Toprak Mahsülleri Ofisi, PTT, Tekel dahil halkın alınteriyle yapılmış yüzlerce kurum ve kuruluş, fabrika satıldı, adı değiştirildi, hiç edildi. Cumhuriyet’in izleri silindi, halkın hafızası silindi ki bunu yapanlar kendilerine yeni bir tarih uydurabilsinler.
Sonunda kuruluş döneminden bir Cumhuriyet Halk Partisi kalmıştı onun da adını Tarih’ten, hafızalardan silmek sizlere nasip oldu! Tebrikler! Artık Kuruluş Cumhuriyet yerine Kuruluş Osmanlı dizilerine baş rol oyuncusu olursunuz.
Biz Sosyalistler Cumhuriyet döneminin tarihteki ilerici misyonunu teslim edip, eksikliklerini eleştirirken, daha ileriye götürüp Sosyalist topluma evrilmesini sağlayabilir miyiz diye dertlenirken bizi hain ilan eden sizlerin karşısında, şimdi, şu anda cumhuriyeti savunmak ve korumak bize düştü ya aşkolsun bize. Ne kadar yurtsever olduğumuzu görünür kıldınız, size de bravo!
Ben CHP’li değilim, zaten mesele de CHP değil. Mesele memleket meselesi. Mesele varlık yokluk meselesi.
Ben bu halkın çocuğuysam, bu halkı tanıyorsam, ne kadar yurtsever olduklarına şahitsem adım kadar eminim ki bu halk bunun hesabını sizden er ya da geç sorar!
Kahrolsun butlancılar, yaşasın Cumhuriyet!
#TatavaYok programını ilk bölümden beri izliyorum ilk defa bir konuk başından sonuna kadar tatava yapmış. @drmadiguzel’in her cümlesi tatava…
Tatavacı butlancılar!
İyi ki bu programı yapmışsın, iyi ki varsın @aydinsule1 ♥️
ŞULE AYDIN KILIÇDAROĞLU'NA YAKIN VEKİLE SORDU | Mustafa Adıgüzel | Şule ... https://t.co/e0Or0l0apj @YouTube aracılığıyla
Kusura bakmayın ama birkaç “iyi” infaz koruma memurları haklarını alsın diye her tutuklandığımda beni çıplak aramaya maruz bırakan, mahkemeye getirildiğimde ‘demir tabut’ nakil araçlarında kelepçemi açmayarak, mola vermeyerek bana fiziken işkence yapan, ilaçlarımı özellikle geç getirerek, alay ederek zorbalık yapan gardiyanların da rahat etmesini sağlayamayacağım. O kadar iyi kalpli de değilim!
Öneri: Eylem yapsınlar, bedel ödesinler, madencilerin tırnağı kadar varlık göstersinler alsınlar haklarını!
Kusura bakmayın ama birkaç “iyi” infaz koruma memurları haklarını alsın diye her tutuklandığımda beni çıplak aramaya maruz bırakan, mahkemeye getirildiğimde ‘demir tabut’ nakil araçlarında kelepçemi açmayarak, mola vermeyerek bana fiziken işkence yapan, ilaçlarımı özellikle geç getirerek, alay ederek zorbalık yapan gardiyanların da rahat etmesini sağlayamayacağım. O kadar iyi kalpli de değilim!
Öneri: Eylem yapsınlar, bedel ödesinler, madencilerin tırnağı kadar varlık göstersinler alsınlar haklarını!
Aynı koç bugün Anıtkabir’e 6000 çalışanıyla çıkartma yaptı,
Bizlerde yedik bay koç?
Önce o çalışanın anasütü gibi olan hakkını ver, yaşam alanlarımızdan elini çek, Atatürkde kabrinde huzurla uyusun.
#İBBDavası'nda 42.gün
İş İnsanı #AlperAydın beyanda bulunuyor.
"Şu olayı mutlaka anlatmak istiyorum.
Çünkü artık olayın, bu iftiranın ne kadar fantastik boyutlara ulaştığını göstermek istiyorum.
🔺️Bir sabah saat sekiz buçukta beni içeri aldılar acilen.
Bütün yatağımı, yorganımı falan toplattırdılar.
Herkesi avluda topladılar.
Kimseyi yanıma yaklaştırmadılar. X-ray cihazına götürdüler Sayın Başkan.
🔺️Götürdükten sonra bu muamele iki saat falan sürdü.
Bütün yataklarım, her şeyim X-ray cihazından geçti.
Merak ediyorum ne olacak falan.
Acaba başka bir yere mi gidiyorum falan diye.
Çünkü normalde yatağı yorganı alıp götürmüyorlar bir şekilde.
🔺️Akabinde beni infaz memurunun kapısında beklettiler.
Dediler ki senin ifaden alınacak. Bir odaya aldılar beni.
Hiçbir şey söylemiyorlar. Aldılar, cezaevinde oluyor bu mevzu.
Soru şu, iki soru. Benim suçlamalar büyük bir yerden, yüksek bir yerden geldiğine dair suçlamalar çıktı Sayın Başkan.
🔺️Birinci suçlama; benim avukatlar vasıtasıyla koğuşa uyuşturucu soktuğum.
İkinci suçlama ise, Sayın Başkan, ben 7'de kalıyorum.
Genelde cinayet hükümlülerinin, gasp ve cinayet hükümlülerinin olduğu yer.
Ben geldiğim günden itibaren 55-60 kişilik bir koğuşta kalıyorum.
Bütün koğuşu haraca bağlamışım. Suçlama bu.
Haraca bağlamışım.
🔺️Bu arada bunların hepsi cezaevi kayıtlarında var. Hepsi kayda alınmış.
🔺️Koğuşta baskı kuruyormuşum. Kim nerede yatacak, yataklar nasıl dağıtılacak buna ben karar veriyormuşum.
Bu arada ikinci ayım falandı.
İnsanlar üzerinde böyle aşırı bir baskı yaratıyormuşum.
Bu insanların çoğu da 15 yıl, 20 yıl ceza almış, iki cinayet, üç cinayet işlemiş insanlar.
Yani onların üzerinde de inanılmaz bir baskı kuruyormuşum.
⚫️ Ben zaten okudukça şaşırdım. “Ben neymişim?” dedim. Hakikaten enteresan yani. Akabinde sekiz-on tane daha böyle garip garip suçlama yaptılar.
Ben de dedim ki bunlara cevap veremem. Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamıyorum.
🔺️Sonra orada bir iki saat tuttular beni. Bu arada koğuştan insanları çağırıyorlar Sayın Başkan.
Minimum bir iki yıllık hükümlülerden başlayıp on beş yıllık mahkûmlara kadar çağırıyorlar.
Hepsinin tek tek ifadelerini alıyorlar.
İfadenin başında da herkesin verdiği ifadeleri söylüyorlar ama kimin söylediğini açıklamıyorlar.
🔺️Allah hepsinden razı olsun. Hiçbir tanesi “olur böyle şey” dememiş.
Sayın Başkanım, ben on tane mahkûm arkadaşımın söylemlerine bugün kefil olurum.
Bir tanesi çıkıp “Evet, Alper Aydın bizden haraç alıyor” deseydi ben bugün gasp suçundan yargılanıyor olacaktım.
Bir tanesi çıkıp “Bize uyuşturucu getiriyor” deseydi uyuşturucu suçundan yargılanıyor olacaktım.
🔺️Finalinde beni tekrar aldılar. Burada cezaevi tarihinde görülmemiş bir şey yaşandı.
Aynı koğuşa sevk edildim. Ben bunu bir yere kadar anlayışla karşıladım.
Çünkü birisi şikâyet etmiş olabilir. Onu da anlayışla karşılıyorum.
⚫️ Ama cezaevi tarihinde yatağıyla, yorganıyla birlikte ifadeye götürülen ilk mahkûm olduğumu söylediler.
Yani normalde çağırırlar, aşağı inersin, ifaden alınır.
19 Mart'ta yatağım ve yorganımla birlikte götürülmedim.
Kötünün kötüsü bir muameleydi.
Uğurcan Kapıdağ'nın da zaten cezaevi sistemini bilen birisi olduğunu düşünüyorum.
Çünkü Sayın Başkan, kendisi de daha önce cezaevinde bulunmuş birisi. Biz Silivri'ye geldiğimizde zaten Serhat Kapıdağ da, Uğurcan Kapıdağ da Silivri'deydi.
🔺️Yine de kimseyi itham etmiyorum.
Ama şuna geleceğim: Cezaevinde bile rahat bırakılmadık. O on kişiden bir tanesi çıkıp “Evet, Alper Aydın bize uyuşturucu sattı” deseydi, bugün Alper Aydın bambaşka suçlamalarla kendini savunmaya çalışıyor olacaktı."
Beypazarı ve Ayaş’ta kolluk, iki ayrı noktada geniş çaplı çevirme ve kimlik kontrolü yapıyor.
Geçen her araç tek tek durduruluyor, madencilerin Ankara’ya ulaşmasını engellemek için fiili bir abluka kuruluyor.
Hakları için yola çıkan tek bir madencinin bile geçişine izin verilmemesi hedefleniyor.
Bunlarla uğraşmayın. Ya bizi köle ilan edin, ya da hakkımızı verin!
Ankara’ya varacağız. Ses ver Türkiye!
Mehmet Gürler ağır MS hastası, Mehmet Parlak tek böbrekli , o da fonksiyonunu yitirmek üzere. Onları hapiste tutarak bayrak daha fazla dalgalanmıyor, Türkiye daha güvenli olmuyor. Vicdanlı olun, bırakın. Adli Tıp’a da çeki düzen verin