#PolenEkolojiKitaplığı'ndan yayınladığımız Kızıl Ekolojik Devrim kitabının yazarı Victor ile söyleşi...
"Ancak sınıf temelli mücadeleler ekolojik savaşın cephelerini oluşturabilir."
https://t.co/IHBW9sA1DD
Muş Varto’da JES projesine karşı 78 gündür süren nöbet: “Su ve yaşam alanları savunuluyor”
🦉Muş’un Varto ilçesine bağlı Xwarik köyünde, ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Şirketi tarafından kurulmak istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı köylülerin ve ekoloji aktivistlerinin başlattığı çadır nöbeti 78’inci gününe girdi. Projeye tepki gösteren DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, verilen mücadelenin yalnızca bir çevre direnişi değil, halkın geleceği ve yaşam hakkı üzerindeki söz sahibi olma mücadelesi olduğunu ifade etti.
https://t.co/LUFnUfvYz9
Demokratik Cumhuriyet İçin Özgür ve Örgütlü Toplum” şiarıyla gerçekleştireceğimiz Kongremiz öncesinde düzenlenen Marmara Bölge Komisyonu çalışmalarına, DEM Parti Kadıköy İlçe Örgütü olarak katılım sağladık.
Demokratik siyaseti büyütmek, örgütlü toplumu güçlendirmek ve halkın sözünü Kongremize taşımak için ortak akıl ve kolektif emekle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Enkidu da Pocahontas da sistemin kurucu dış ögesidir. Sisteme ait değildirler ama sistem onlar olmadan kendi sınırlarını genişletemez. Bir uygarlığın kendini “medeni” olarak tanımlayabilmesi için önce karşısına bir “vahşi” koyması gerekir.
Enkidu ve Pocahontas, işte bu karşılaştırmayı mümkün kılan figürlerdir. Sınırı çizerler, sonra o sınırın öteki tarafında kalırlar. Bu genişleme tamamlandığında varlıkları artık bir tehdit hâline gelir. Bu yüzden ya doğrudan öldürülürler ya da anlatıları yeniden kurgulanır. Kurban, bazen çıplak şiddetle bazen ideolojik yeniden üretimle ortadan kaldırılır.
Bermal Akıl yazdı.🖊️
Doğanın Fiyatı: Enkidu ve Pocahontas’ın Mirası
https://t.co/StmXi2nH0N
Sarıyer'de Kürt yurttaşlarımıza yönelik gerçekleştirilen organize saldırıyı kınamak için Sarıyer Meydanı'nda gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasında, ırkçı-faşist saldırıya ilişkin tepkimizi dile getirdik.
Irkçılığa, nefret suçlarına ve linç kültürüne asla boyun eğmeyeceğiz. Toplumsal barışın, demokratik çözümün ve halkların ortak geleceğinin yanında olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Ömrünü kayıplar mücadelesine adayan Cumartesi Anneleri’nde Emine Ocak’ın vefatının birinci yılı dolayısıyla ailesi tarafından düzenlenen anmaya İl Eş Başkanımız Çınar Altan ile katıldık.
Emine Ocak, 40 yıl boyunca meydanlara taşıdığı adalet arayışı, bu toprakların utancına tutulmuş bir aynaydı.Şimdi Emine Ocak’ın 40 yıldır sorduğu soruyu soruyoruz; Hasan Ocak Nerede? kayıplar nerede?
Emine Ocak başta olmak üzere kaybettiğimiz tüm kayıp yakınlarına sözümüz; Kaybedenler kaybedecek!
1981 yılının 25 Temmuz'unda bir polis kurşunuyla katledilen DİSK Deri-İş Genel Başkanı Kenan Budak’ın mezarı başında düzenlenen anmaya İl Eş Başkanımız Arife Çınar ve vekilimiz Kezban Konukçu ile birlikte katıldık.
Kenan Budak, işçi mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.
"Latmos Beşparmak Dağları'ndan güzel haber geldi. Latmos Beşparmak Dağları'na yapılmak istenen kül depolama tesisi projesinde şirket geri adım attı ve ÇED süreci sonlandırıldı. Bu çok güzel haber ama şirket Söke'nin her yanına bu zehri döküyor, ovaya, sulak alana, zeytinlerin yanına her yere. Kağıt fabrikası bölgeyi zehirlerken suyu da yok ediyor. Bölge halkı daha güçlü şekilde kağıt fabrikasının kapatılmasını talep etmeli. Zehir solutuyorlar."
Geçim her geçen gün zorlaşıyor, ücretler hayat pahalılığı karşısında eriyor.
DEM Parti Kadıköy, Üsküdar, Ataşehir, Maltepe ve Ümraniye İlçe Örgütleri olarak Kadıköy Rıhtım'da halkımızla bir araya geldik; Temmuz ayında ücretlere ara zam talebimizi bildirilerimizle paylaştık.
Emekçilerin, emeklilerin ve asgari ücretlilerin insanca yaşayabileceği bir ücret haktır. Krizin bedeli halka değil, onu yaratanlara ödetilmelidir.
Temmuzda ara zam haktır! İnsanca yaşam, güvenceli gelecek için mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.
Emek gasbına, hukuksuzluğa ve baskıya karşı dayanışmayı büyütüyoruz.
DEM Parti Kadıköy İlçe Örgütü olarak, Kadıköy Süreyya Operası önünde Enerji-Sen'in, Doruk Madenciliğe bağlı Yunus Emre Termik Santrali işçilerinin 3 aydır ödenmeyen ücretlerinin derhal ödenmesi ve gözaltına alınan Enerji-Sen yöneticilerinin serbest bırakılması talebiyle gerçekleştirdiği basın açıklamasına katıldık.
İşçilerin alın teri gasp edilemez. Sendikal haklar kriminalize edilemez. Gözaltılarla emek mücadelesi bastırılamaz.
Ücretler derhal ödensin! Gözaltına alınan sendika yöneticileri serbest bırakılsın!
Yaşasın emek, dayanışma ve örgütlü mücadele!
🦮“Katliam Yasası”nın sonuçları
🐕🦺Ankara, İstanbul, Diyarbakır’da “köpek operasyonu”
✒️Ege Güneyli
🐾Yıldız Teknik Üniversitesi kayyım rektörlüğünün Davutpaşa Kampüsü’ndeki Pati Yaşam Alanı’nda bulunan 128 köpeği çeşitli belediyelere göndererek alanı kapatmayı planladığını öğrenen öğrenciler nöbete başladı. Öğrenciler, daha önce kampüsten alınıp belediye barınaklarına götürülen 77 köpekten yalnızca 16’sının hayatta kaldığını söylerken Diyarbakır’da 120, Hacettepe Üniversitesi’nde ise 39 köpeğin toplatıldığı öğrenildi.
https://t.co/e7iW9PtTkC
Turizm emekçilerinin sorunlarına dair Meclis Araştırması önergemiz üzerine konuştum.
Türkiye'de turizm sektörü iktidar ve sermaye tarafından sürekli "Şu kadar döviz girdisi oldu, büyüme oranları çok fazla." denilerek bu kapsamda değerlendiriliyor, emekçilerin esamesi bile okunmuyor bu değerlendirmelerde. 15 Temmuz 2026'da yayımlanmış Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü verilerine göre Türkiye 60,6 milyon uluslararası ziyaretçi ve 56,3 milyar doları aşan turizm geliriyle dünyanın en çok ziyaret edilen 4'üncü ülkesi. TÜİK verileri de "2025 yılında 65 milyar 230 milyon dolar turizm geliri elde ettik." diye açıklıyor övünerek.
Peki, bu övünülen veriler, bu yüksek veriler ne pahasına elde ediliyor, biraz o manzaraya bakalım. Sektör, en fazla kayıt dışı çalışmanın olduğu sektör, burada en az 3 milyon çalışan olduğu biliniyor ve turizm emekçileri haftada kırk sekiz saat çalışması gerekirken yetmiş iki saat çalışıyor; üstelik de bu çalıştıklarını, fazla mesaileri de tabii ki alamıyorlar, çok büyük bir çoğunluğu asgari ücret ve altında çalışan emekliler.
Düşük ücret, güvencesiz çalışma meselesi turizm emekçileri için artık yaşamsal bir mesele olmuş vaziyette. Kadın işçiler, göçmen işçiler ise hem ayrımcılık hem cinsel şiddet nedeniyle de sektörde çok ağır koşullarda yaşam mücadelesi veriyorlar.
Hatırlarsanız, geçen yıl 9 Temmuzda Genel Kurula turizm emekçileriyle ilgili bir kanun teklifi verdi iktidar ve izin haklarını, dinlenme haklarını gasp etti; 14 Temmuzda Resmî Gazete'de bu yayımlandı. Ve diyor ki Dev Turizm-İş Sendikası raporları: "Ömrü boyunca işsizlik sigortası primi ödese bile turizm emekçileri işsizlik sigortasından faydalanamıyor çünkü son üç yılda devamlı 600 gün prim ödeme şartı var, yedi ay kesintisiz çalışma şartı var. Bu şartların karşılanması ise bu sektörde neredeyse imkânsız." Bunu herkes biliyor.
Turizm Bakanı da biliyor ama bu konuda herhangi bir adım atıyor mu? Hayır, atmaz. Neden atmaz: Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy patron çünkü, Etstur'un, Maxx Royal'in, Voyage'nin kurucusu ve sahibi yani o patronların çıkarına göre bir sektör düzenlemesi yaptığı için ne iş sağlığı ne iş güvenliği ne işçi katliamları onun gündeminde değil; varsa yoksa kendi şirketlerine teşvik primlerini almak.
İSİG @isigmeclisi verileri ne diyor: Sektör bazında 2025 için yiyecek ve içecek hizmetinde 39, konaklama sektöründe 34 işçi hayatını kaybetti. Bu rakamlar çok çarpıcı çünkü bu sektörler "düşük riskli grup" diye tanımlanıyor. Düşük riskli olan yerde ölümlerin sayısına bir bakın. Yine, 2026 verilerine -2026 bitmedi- göre şubatta 4, martta 4, nisanda 8, mayısta 10 olmak üzere 26 turizm işçisi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu arada patronlar kârlarına kâr katmaya devam ediyor. Bu güvencesiz çalışma koşullarında elektrik çarpmaları, düşmeler, zehirlenmeler, kesikler, barınma ihtiyacı...
Dev Turizm-İş'in @devturizmiss raporu diyor ki: Beş yıldızlı otellerde çalışan turizm emekçilerinin kaldığı yerlere bakın, onlara verilen yemeklere bakın. Kapının bir tarafında lüks, şatafat, diğer tarafında rutubetli korkunç yerlerde üst üste kalan turizm emekçileri, çocuklar. Bu barınma meselesi o kadar korkunç boyutlarda ki, en son, Süleyman Tuna Ergüler ve Eymen Enes Aygece'yi hatırlarsınız, çocuklar, MESEM kanalıyla patronlara peşkeş çekilen öğrencilerden ikisi, personel lojmanında, lojman dediğimize bakmayın, korkunç koşullarda kaldıkları konteyner gibi yerlerde hayatlarını kaybettiler.
Bu sektörde, hizmet sektöründe en fazla kadınların çalıştığını biliyoruz ve en düşük ücretlerle, güvencesiz çalıştığını biliyoruz. Göçmen kadınlar çalışma izni sorunları nedeniyle -patronların iki dudağı arasında- her türlü ayrımcılığa, tacize uğruyorlar ama Bakan dâhil olmak üzere iktidarın tümü bunlara tamamen gözünü kapamış vaziyette ve asla tek bir tedbir almıyor.
Şimdi, biz diyoruz ki tüm bu yaşananları göz önünde bulundurarak turizm başta olmak üzere tüm sektörlerde çalışma koşullarının iyileştirilmesi, güvencesiz ve insan yaşamına aykırı bulunan ortamların ortadan kaldırılması, taciz, mobbing, ayrımcılığın önlenmesi için bir araştırma komisyonu kuralım. Artık çocuklar MESEM'de ölmesin, artık işçiler her gün iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesin. Onurluca bir çalışma yaşamının sağlanması için bu araştırma önergesine "kabul" oyu vermenizi istiyoruz.
Paris’in klasik tiyatro sahneleri ile dengbêj divanları arasındaki mesafe yalnızca coğrafi değildir.
Bu mesafe, kültürlerin ve estetik formların çetrefilli çatışma alanıdır. 11. Uluslararası Amed Tiyatro Festivali'nin hemen ardından, Diyarbakır (Amed) kentinde bir araya geldiğimiz Fransız-Kürt tiyatro oyuncusu ve müzisyen Piya Coline, Kürt sanatındaki sloganlaşmış politik retoriği ve arabesk tahribatını açık yüreklilikle eleştiriyor.
Deleuze’ün ‘sanat bir direniş eylemidir’ tezinden yola çıkan Coline, sürgün, çok dilli kimlik inşası, Kürtçe üzerindeki vokal despotizm ve kadim destanların modern tiyatroya uyarlanması üzerine sarsıcı bir estetik çerçeve sunuyor.
"Fransızca benim ana dilim, annemle iletişim kurduğum dildir. Türkçe ise babamla konuştuğum, içinde doğup büyüdüğüm dildir. Ancak Kürtçe, kalbimin seçtiği dildir."
Editörya Komünü Röportajı 🖊️
Fransız-Kürt sanatçı Piya Coline: Kürt sanatında asıl direniş yeni ve evrensel olanı üretmektir
https://t.co/hixnnbw15f
Tüm tarafların çıkarlarını adil şekilde sürece dahil etmeden yapılan ıslahatlar toplumsal uzlaşma üretemez. Geçmişteki reform girişimlerinin başarısızlığı, bunların toplumsal bir sözleşme niteliği taşımamasından kaynaklanır. Barış, sadece muktedirlerin kendi iktidarlarını korumak adına yaptıkları taktiksel tavizlerden ibaret olamaz.
Gerçek bir sulh, toplumun tüm katmanlarının kamu yararını gözeten kapsayıcı bir reform programıyla mümkündür. İktidar sahiplerinin ortak çıkarı kişisel veya zümresel çıkarlara kurban etmesi çöküşü hızlandıran bir etken olmuştur.
Ömer Gültekin 🖊️
Geçiş Dönemi Adaleti Olarak Sulh: Hakikat, Hesaplaşma ve Demokrasi
https://t.co/W1Il1iClCV
Geleneksel müziğimizi korumak varoluşsal bir zorunluluktur. Fakat sadece korumak yetmez. Onu aktarmak ve en önemlisi devamını getirmek gerekir. Burada Gilles Deleuze’ün sanata dair yaptığı o muazzam belirlemeyi hatırlamak lazım. Deleuze sanatı bir “direniş eylemi” olarak tanımlar. Onun aktarımıyla, bin ya da iki bin yıl önce üretilen bir sanat eseri, o dönemin muktedirlerini nasıl rahatsız ettiyse bugün de modern çağın muktedirlerini aynı şekilde rahatsız etmeye devam eder.
Bizim geleneksel Kürt müziğimiz de tam olarak böyle bir ontolojiye sahiptir. Geçmişte bu kilamlar Erivan Radyosu’ndan ya da Bağdat’tan, sürgünden okunurdu. Kilamlar, o dönemin iktidar sahiplerini sarsıyordu.
https://t.co/hixnnbw15f
Em di salvegera şehadeta 27emîn de Hozanê evîndarê çîya, “Hozan Serhet,” ku dengê wî li çiyayan belav dibû, bi rêzdarî, hesret û spasdariyê bi bîr tînin. Melodiyên wî heta îro jî di dilan de dijîn.
Kutsal orman nasıl ham maddeye dönüştü?
4000 yıl arayla yazılmış iki hikâye, doğanın fiyatı.
Bermal Akıl, "Doğanın Fiyatı: Enkidu ve Pocahontas'ın Mirası" analizi ile Gılgameş Destanı ile Pocahontas efsanesini yan yana koyarak doğaya ve yerli olana hükmetmenin neden insanın insana hükmetmesiyle aynı mantığı taşıdığını yazıyor.
"Bugün de bir ormanı, bir nehri, bir dağı "kaynak" diye adlandırdığımız her an, aslında bu aynı hesaplamayı bir kez daha yapıyoruz. O şeyin fiyatını soruyoruz, kendi değerini değil."
Bermal Akıl yazdı.🖊️
Doğanın fiyatı: Enkidu ve Pocahontas’ın mirası
https://t.co/StmXi2nH0N
"Filmi izlerken üzerine en çok düşündüğüm replik 'Bekletmek otoriterdir.' oldu.
Bence filmin gerçek meselesi tam da budur. Aziz aylarca mahkemeyi bekler. İşe dönmeyi bekler. Kredisinin sonucunu bekler. Hakkındaki kararın açıklanmasını bekler. Hayatı durmuştur ama devlet ona “hayatın durdu” demez. Bekledikçe zaman onun aleyhine işlemeye başlar. Otoriter rejimlerin en etkili araçlarından biridir bu: insanı belirsizliğe mahkum etmek! Çünkü kesin bir cezanın sınırı vardır, belirsizliğin cezası ise sınırsızdır."
Berat Birtek, "Sarı Zarflar: devletin sahnesi ve baskı unsuru olarak inceltilmiş iktidar " analizi ile İlker Çatak'ın filminin açık baskı unsurlarından çok, sessiz yabancılaşma ile inceltilmiş iktidarın nasıl işlediğini ve sansürün artık içeriden kurulduğunu yazıyor.
Berat Birtek yazdı. 🖊️
Sarı Zarflar: devletin sahnesi ve baskı unsuru olarak inceltilmiş iktidar
https://t.co/PcpaUTpINp