Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
KAMUOYUNA VE DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIMIZA;
TSK’nın temel direği, ordumuzun şerefli ve fedakâr mensupları olan astsubaylarımızın, görev yaptıkları kışlalarda “üst” konumunda olanlar tarafından şiddete, hakarete ve tehdide maruz kalması asla kabul edilemez bir durumdur. Bugün, ordumuzun disiplin anlayışıyla asla bağdaşmayan, insan onurunu hiçe sayan bir olayı ve ardından yaşanan hukuksuzlukları kamuoyuyla paylaşmak zorundayım.
Doğu bölgemizdeki bir tugayımızda, araç çalıştırdığı gerekçesiyle bir astsubay üstçavuş meslektaşımız, tugay komutanı tarafından "geri zekalı", "aptal" gibi çirkin ifadelerle hakarete uğramış, boğazı sıkılmış ve tokatlanmıştır.
Üstelik bu olay, kamera kayıtlarıyla sabittir ve meslektaşımız aldığı darp raporuyla bu durumu belgelemiştir.
Sormak isteriz: Kışlalarımızda astsubaylarımızı koruması gereken komutanlık makamı, ne zamandan beri şiddetin merkezi haline gelmiştir?
İşin daha da vahim olan kısmı, meslektaşımızın hak arama yoluna girmesiyle başlayan sindirme sürecidir.
Meslektaşımız, olayı yargıya taşıyacağını ifade edince, tugay komutanı tarafından "sen savcıya gidersen, ben de seni başsavcılığa şikayet ederim" diyerek tehdit edilmiştir. Ardından, bir kolordu komutanı ve bir tugay komutanının beraberce başsavcılığa gitmesi, hukuk mekanizmasının üzerinde bir baskı unsuru oluşturulmak istendiği izlenimini vermektedir.
Daha da ibretlik olanı ise, meslektaşımızın bu durumu bir avukatla paylaşmasını "ketum davranmamak" olarak nitelendirip, avukata vekalet verdiği için ceza kesilmesidir. Kendi hakkını savunması için avukatıyla görüşen bir askeri, "yetkisiz kişiyle görüştü" diyerek cezalandırmaya kalkmak, hukukun evrensel ilkelerine ve akla aykırıdır.
Bir avukat, nasıl "yetkisiz kişi" olarak görülür? Bu zihniyet, astsubayın adalete erişimini engelleme çabasıdır.
Milli Savunma Bakanlığı, kamera kayıtları ortadayken darp konusunda soruşturma izni vermiş olsa da, hakaret ve tehdit gibi en az darp kadar ağır olan suçlar için "yeterli delil yok" bahanesiyle soruşturma izni vermemiştir.
Askeri Ceza Kanunu ve TCK hükümleri açıkken, general statüsündeki bir komutanın bu eylemlerinin soruşturulmasının önünün kesilmesini kabul etmiyoruz.
**TEMAD olarak altını çiziyoruz:**
* **Adalet, hiyerarşi ile sınırlı değildir.** Hiçbir makam ve mevki, astsubaylarımıza şiddet uygulama veya onları tehdit etme hakkını vermez.
* **Hakkını arayan astsubayımıza ceza vermek, baskıcı bir yöntemdir ve derhal bu yanlıştan dönülmelidir.**
Danıştay’ın, bu hukuksuzluğa "dur" diyeceğine ve hakaret/tehdit suçlarının da yargı önüne taşınmasının önünü açacağına inancımız tamdır.
Bizler, ordumuzun disiplinini ve hiyerarşisini en iyi bilen, hayatını bu disipline adamış insanlarız. Ancak disiplin, hiçbir zaman bir astın darp edilmesi, aşağılanması ve hak arama hürriyetinin elinden alınması değildir.
Bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Meslektaşlarımızın sahipsiz olmadığını, hukuk önünde haklarını sonuna kadar savunacağımızı tüm kamuoyunun bilgisine sunarım.
Cahit KOCA
TEMAD Genel Başkanı
@tcsavunma@TBMMGenelKurulu@Akparti@herkesicinCHP@MHP_Bilgi@iyiparti@RTErdogan@tcbestepe@iletisim@adalet_bakanlik@dbdevletbahceli@eczozgurozel@kilicdarogluk@MDervisogluTR@TSKGnkur@turkarakuvetler@anadoluajansi@ankahabera@ihacomtr@trthaber@ntv@Haberturk@nowhaber@nowtvturkiye@szctelevizyonu@gazetesozcu@nefesgazete@halktvcomtr@Haber7
E.Per. Kd. Bçvş. Ergün Erdoğan’dan gelen bir mesaj. Silahlı Kuvvetlerin bel kemiği Astsubayların emeklilikte yaşadığı mağduriyet duyulsun diye özetleyerek paylaşıyorum:
Bugün Yarbay, Albay, Kıdemli Albay ve general rütbelerindeki askeri şahıslar emekli olduklarında;
Kadrosuzluk tazminatı
Makam tazminatı
Temsil Tazminatı
Görev tazminatı
ve bunlara ilave yüzdelik ödeme,
adı altında çeşitli ödemeler almaktadır.
Oysa muvazzaflık döneminde hem subay hem astsubay personelin aldığı temel tazminat ödemesi Hizmet Tazminatı ödemesidir. (Rütbe bekleme süreleri 3 yıl olan personel için) Son düzenlemesi de yaklaşık 30 yıl önce 19/12/1996-KHK-568/2 md. ile yapılmıştır.
Asıl çelişki burada başlamaktadır.
Emeklilik sonrası verilen bu tazminatların isimlerine bakıldığında sistemin ne kadar tartışmalı olduğu görülmektedir.
Bando sınıfı albayın ya da askerî okulda görev yapan bir öğretmen albayın aynı görevi yapan astsubaydan, teğmenden farklı “makam tazminatı” alması hangi makamın karşılığıdır?
“Görev tazminatı”, "Temsil Tazminatı" ve “Makam tazminatı” denilen ödemeler yalnızca belirli rütbeler için midir?
Ast rütbelerde görev yapılmıyor mu?
Amir astsubayların makamı yok mu?
Üniformaları bir şey temsil etmiyor mu?
Sınırda nöbet tutan, operasyon bölgesinde görev yapan, tankın başında, gemide, uçuş hattında çalışan astsubay görev yapmıyor mu?
Tazminat isimleri dahi mevcut sistemin adalet duygusundan uzaklaştığını göstermektedir.
“Kadrosuzluk tazminatı” denilen uygulama ise ayrı bir tartışma konusudur. Sanki bu personelin kadrosu kaldırılmış gibi bir anlam taşımaktadır. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir. Bu kişiler doğal emeklilik sürecine girmiştir. Bu nedenle birçok personel tarafından bu isimlerin, belirli rütbelere ek ödeme yapılabilmesi için oluşturulmuş teknik tanımlar olduğu düşünülmektedir.
Bugün gelinen noktada en büyük sorun maaş dengeleridir.
Emekli bir Kıdemli Albay, muvazzaf bir teğmenin maaşına yakın gelir elde edebilirken; emekli bir astsubay çoğu zaman görevdeki bir astsubay çavuşun maaşının yarısına bile ulaşamamaktadır.
Adaletsizlik tam da burada başlamaktadır.
1. Yıllarca SGK'ya ödediği primlerin karşılığı değildir.
Örneğin; 30 yıl 9 aydan emekli bir Asb.II.Kad.Kd.Bçvş bir aynı süreden emekli bir Kd.Albaydan yalnızca %10 az prim ödemesine rağmen emeklilikte ödediği prime göre %71 daha az emekli maaşı almaktadır
2. 2026 yılı itibarı ile 36 yıl üzerinden emekli olan Kd.Albay %66,44 , Asb.II.Kad.Kd.Bçvş %47,96 , Uzman Çavuş %59,58 son maaşlarına oranla emekli maaşı almaktadır. Bu durum adalete, hiyerarşiye hatta matematiğe bile uymamaktadır.
3. Görev sırasında bir Kd.Albay ile Asb.II.Kad.Kd.Bçvş. Maaş oranı 1980'li yıllarda 1,10 civarı iken artık 1,37 farka ulaşması, emeklilikte bu farkın 1,80'nin üzerine çıkmasının da adalet, hukuk, hizmet, hiyerarşi ve matematikle ilgisi yoktur.
Emeklilik ikinci hayattır. Hukukun üstünlüğü mü, üstlerin hukuku mu sorusu burada anlam kazanmaktadır.
Adalet isim olarak vardır; ancak uygulamada tek taraflıdır.
Geç gelen adalet adalet değildir.
Tek taraflı adalet de adalet değildir.
Birçok meslektaşımız kredi borç batağında, evini geçindiremiyor, çocuğunu evlendiremiyor, kirasını ödeyemiyor. Aile düzenleri bozulmuş, yuvalar dağılmış örnekler mevcuttur. Bunları söylerken dahi insan üzülmektedir.
Buradan ilgililere, yetkililere ve etkililere soruyorum:
Bu adil olmayan uygulama ne zaman son bulacaktır?
“Çalışmalar devam ediyor” denilerek sorunların ötelenmesi artık kabul edilebilir değildir.
Astsubayın imzası olmadan uçak uçamaz, helikopter kalkamaz, tank ve silah sistemleri görev yapamaz.
Ordunun tamamı, trilyonluk malzemenin zimmet sorumluluğu ondadır. Mehmetçiğin eğitimi, disiplini, atışı ve her branştaki sorumluluğu onun omuzların @ZARGANA72 #doğruyolpartisi #genişmerkez @CenkKupelii@nevzatyuksel2@KarabaglarTemad@TuncbilekN@TuncerAkin31083@GolbasSuza25441@askeripersonell@zaferkirabal75@alitilkici38@TEMUD_2024
Earth’s atmosphere has crossed a historic threshold unseen for more than 3 million years.
Atmospheric carbon dioxide (CO₂) levels have now surpassed 430 parts per million (ppm): a concentration last experienced during the Pliocene epoch, long before modern humans existed.
This milestone was recorded at the Mauna Loa Observatory in Hawaii, the world’s longest continuously operating CO₂ monitoring station. In early March, daily averages peaked at 430.60 ppm: a figure climate scientists have tracked with growing concern for decades.
But what does crossing this threshold actually mean?
Prior to the Industrial Revolution, atmospheric CO₂ levels remained stable around 280 ppm. Today, they stand more than 50% higher, largely due to the burning of fossil fuels, large-scale deforestation, and other industrial activities.
This is far more than just a number: it’s a clear warning signal for the planet.
Approximately 25% of the CO₂ we emit is absorbed by the oceans. As it dissolves, it forms carbonic acid, driving ocean acidification. This process is already weakening shell-forming marine organisms such as corals, plankton, and mollusks — the foundational species of ocean food webs.
Researchers note that the current rate of ocean acidification is likely the fastest seen in at least 300 million years.
Many climate models had projected that CO₂ concentrations would only approach this level under aggressive global mitigation efforts. Instead, we’ve reached it while emissions continue to rise.
If current trends persist, atmospheric CO₂ could exceed 500 ppm by the end of the century, ushering in climate conditions not seen on Earth for tens of millions of years.
["Record-breaking CO2 Levels Recorded for Earth’s Polar Regions." PML]
Esra Işık, annesi Nejla Işık ve köy halkı; yaşadıkları toprakları, ağaçları ve yaşam alanlarını korumak için bir maden şirketine karşı direniyor.
Verdikleri bu mücadele, yalnızca bir çevre savunusu değil, aynı zamanda gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma çabasının güçlü bir simgesidir.
Ancak bu süreçte Esra Işık, “kamu görevlisine görevini yaptırmamak” gerekçesiyle tutuklandı.
Buna rağmen Nejla Işık ve köy halkı geri adım atmadı. Topraklarına, ağaçlarına ve yaşam alanlarına sahip çıkma kararlılığıyla direnişi sürdürmeye devam ediyorlar.
Lütfen bu iki videoyu izleyin.
Evet,Abdülhamit 1 gram değil, 1,5 milyon km²'den fazla toprak kaybetti.
Abdülhamit,çözülüp dağılan imparatorluğu kurtaramadı.Bırakın imparatorluğu kendini bile kurtaramadı.
Abdülhamit'i çocuklarımıza rol model olarak sunmaktan vazgeçin.Rol modelimiz vatan kurtaran ATATÜRK'tür
Merkez Bankası’nın ana hissedarı olduğu Bankalararası Kart Merkezi vurgununda 6 ayrı yolsuzluk saptandı.
Eski MB Başkan Yardımcısı örgüt liderliğiyle, eski BKM Genel Müdürü örgüt yöneticiliğiyle suçlanıyor.
Buna rağmen 6 tutuklu 3 ayda bırakıldı.
Vurgun var, tek bir tutuklu yok!
MUHALEFETE ÇAĞRIMDIR:
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve liyakatsiz ekonomi yönetiminin Türkiye’ye yaşattığı çöküş sebebiyle, her alanda kaybeden bir ülke olmaya devam ediyoruz.
Ülkenin, devletin, yürütme, yasama ve yargının tek kişinin yetkisine bırakıldığı bu ucube sistemde adalet sistemine güvensizlik %80’i aşmıştır. Adaletsizlik, devletin temelini sarsacak duruma gelmiştir. Yarınların daha iyi olmayacağına inananların oranı %70’lerde, meşruiyetini kaybetmiş iktidarın oy oranı %20 seviyesindedir.
Eğitimdeki derin başarısızlık, umutsuzluk ve geleceğe dair belirsizlik, gençlerimizi tüketen bir beka sorunu olmayı sürdürmektedir.
Hep daha iyiyi değil, daha kötüyü konuşan, indirimleri değil zamları bekleyen Türkiye artık yorulmuştur.
Korku, kaygı, endişe iklimi sebebiyle konuşamayan milletimizin mutsuzluğu, huzursuzluğu ve güvensizliği derinleşmeye devam etmektedir.
BÜTÜN MUHALEFETE TARİHİ BİR SORUMLULUK DÜŞMEKTEDİR.
Toplumsal birliği ve bütünlüğü sağlamak, Cumhuriyetimizi korumak, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü tahkim etmek, müreffeh bir Türkiye’yi yeniden inşa etmek için birlikte düşünmemiz, ortak akıl üretmemiz artık kaçınılmazdır.
Seçimlerin adil, eşit ve güvenli bir ortamda yapılması için sorumluluk duygusuyla çalışmak muhalefet olarak hepimizin tarihi sorumluluğudur.
Milletin sandıktaki iradesinin eksiksiz tecellisi için hep birlikte düşünmeli ve çalışmalıyız.
Türkiye’nin geleceği için tarihi sorumluluğumuzu gerçekleştirecek bir ortak aklı hep birlikte kurmalıyız.
TÜRKİYE’YE SAHİP ÇIKMALIYIZ!
Bugün iftar sofrasında dualarım 86 milyon vatandaşımız içindi. Siyasete başladığımdan bugüne geçen 18. Ramazan’a Silivri’de girdim. 2009 yılında ilçe başkanı olduğum Ramazan’dan bugüne 17 yıldır komşularımın, hemşehrilerimin sofralarına misafir oldum.
Belediye başkanı olduğum 11 yıl Kadir Gecesi’nde “Hayırlı İftar Soframız”la, şehit ve gazi ailelerimizle, muhtarlamızla ve vatandaşlarımızla onların sofralarında bulunmanın onurunu yaşadım.
Hüznü, bereketi, sevinci, yokluğu, yoksulluğu… Her ne varsa o yurttaşın evinde onu yaşadım. Birlikte dua ettik, can cana olduk, dertlere derman olmaya gayret ettik. Birbirimizi hissettik ve hizmetlerimize ışık tutan sohbetlerimiz oldu.
Bu akşam iftar sofrasında gözlerimi yumdum, tatlı yüzünü gözlerimin önüne koydum. Pamuk yanaklı ninelerimden, beni yetiştiren evimizin kadınlarından, Havva halamı kaybetmenin verdiği hüzünle onun için dua ettim. Beni yetiştiren güzel halamın ruhuna rahmet olsun. Mekânı cennet olsun.
Mutlaka Akçaabat Zavana (Salacık) köyüne geleceğim, mezarının başında seninle buluşacağım.
İşletme hakkı satılacak olan iki Boğaz köprüsü ve 9 otoyolun yıllık geliri 600 milyon $.
OVP'deki 185 milyar TL'lik özelleştirme hedefi baz alınırsa, kabaca 4 milyar $'lık bir fiyat tahmin ediliyor.
Buna köprüleri satmak değil, köprüleri yakmak denir.
🧐
Jeneratörleri çalıştırmak için mazot isteyen vatandaşa sistem kapalı deyip vermeyen akaryakıt firmaları...
İnsanlar enkaz başında titrerken çadır satmaya kalkışanlar...
Daha üç beş yıllık binalar kâğıt gibi yıkılırken denetim görevini unutanlar...
Ve meydan meydan gezip “imar affı” müjdesi verenler...
Kaç bina o aflarla yıkıldı?
Kaç can o müjdelerin altında kaldı? Sonra tek cümle duyduk:
“Allah affetsin... Mukadderat... Kader...”
Ama kader ihmalle yazılmaz. Mukadderat betonun içine kum karıştırmaz. Allah, sorumluluğu insandan alıp kimseye teslim etmez.
Rahat mısınız?
Gece uyuyabiliyor musunuz?
Bugünkü yazım
11 ilde büyük yıkıma neden olan 6 Şubat depremlerinin 3. yıldönümü bugün.
Resmi verilerle 53.537 insan hayatını kaybetti, 300 binden fazla bina yıkıldı. 2 milyon insan göç etmek zorunda kaldı.
Ekonomik maliyet 104 milyar $.
Ruhsal maliyeti ve acıyı anlatacak bir sözcük yok.
😢