Son nefesimde TURAN adlı ülkenin düşüyle haykıracağım andımı Boş kovan gibi düşerken yere, son eylemim olacak bu sır kanımla yazacağım adını
ATAÜNİ L - YL -PDR
Okumadan izlemeden geçme
İngilizler tek kurşun atmadan mı İstanbul’u terk etti?
İzmir’in kurtuluşunun ardından 1 aylık sürede neler yaşandı?
İngilizler neden Türklerle savaşmayı göze alamadı?
İngilizler Türklere karşı neden savaş başlatamadı?
İzmir’in Yunan işgalinden kurtulduğu 9 Eylül ile 11 Ekim 1922’de Bursa’nın Mudanya ilçesinde imzalanan Mudanya Ateşkes Anlaşması arasındaki süreçte yaşananları anlatan Tarihçi Dr. Selim Erdoğan;
9 Eylül'de Türk süvarisi İzmir'e girdiği andan itibaren aslında sadece İngilizlerin değil, Fransızların da, Amerikalıların da bir telaşı vardır. Ama en büyük telaşı yaşayan İngilizler. Çünkü İzmir yetmeyeceğini biliyorlardı. Çanakkale’nin ardından İstanbul hedefteydi.
İstanbul ve Çanakkale’de İngilizlerin çok kısıtlı miktarda silahlı gücü var. Hızını almış, taarruz gücü yerinde, morali yerinde bir Türk ordusunun karşısında durabilecek bir miktar değil bu. İngilizler, İstanbul'a bizim sandığımız kadar büyük önem atfetmiyor. Onlar için Çanakkale çok daha önemli.
9 Eylül'den sonra Fransızlarla gerilmeye başlıyorlar. Çünkü Fransız Başbakanı açık ve net biz artık İngiliz çıkarları için savaşmayacağız diyor. Çanakkale'yi Fransız birliği terk edince çok büyük bir olay oluyor.
İstanbul'daki mesela birliklerinin çok büyük bir kısmını Çanakkale'ye kaydırıyorlar. İstanbul'da sadece 4 tabur bırakıyor. İstanbul'dan yaklaşık 1-1.5 alayını Çanakkale'deki birliklerini desteklemek için kaydırıyor.
Mustafa Kemal Paşa, önden süvari birliklerini, arkasından da piyade ordularını yavaş yavaş Çanakkale'ye doğru yürütmeye başlıyor. Ama bu öyle bir yürüyüş ki, avını ürkütmemeye çalışan, dikkatli bir avcının yumuşak adımlarıyla yaptığı bir yürüyüş. Zaten biraz da İngilizleri sinirlendiren şey bu.
Lloyd George sürekli yanına bir müttefik çekmeye çalışıyor. Olmuyor, kimseyi getiremiyor. Fransızlar çok net tepki veriyor.
Bunun üzerine yapılan bütün bu tartışmalar, kavgalar sırasında Lord George bütün İngiliz teamüllerine aykırı, geleneklerine aykırı bir şey yapıyor. Normalde böyle bir savaş kararı alırken kolonilerinden görüş alması lazım. Ve daha sonra da kralın bunu onaylaması lazım. Bunları yapmıyor kendi kabinesinin bile haberi olmadan. Çok büyük bir hata yapıyor. Kabine toplantısında bir karar alıyorlar. Gönderilecek yazıyı hiç öyle bir görüş sorma değil bildiğiniz savaş deklarasyonu. Yani biz Türklere savaş açtık. Siz de bize en az birer Tugay gönderin diye. İşte Yeni Zelanda'ya, Avustralya'ya, Kanada'ya bu gönderiliyor. İşte kolonilerle Lord George'un o anda ipler kopuyor.
Hatta şöyle bir tuhaf şeye kapılmış Lord George, nereden geldiği belli olmayan bir istihbaratla Türklerin 30 Eylül'de taarruz edeceği fikrine kapılmış. Kaynak yok ortada ve bunu o kadar artık çok yüksek sesle ve defalarca söylemiş ki etrafında kabinede 30 Eylül'de Türklerin net bir şekilde saldıracağını bekliyor. Halbuki böyle bir şey yok.
O yüzden Lord George'da bir emir vermiş. 30 Eylül'de Türkler saldırmadan önce biz saldıralım. Saldırmaya müsait bir askeri birliği yok.
Aslında ne yaparsa yapsın bir intihar saldırısı olacak. Saldıran İngiliz birliğini feda edecek. Ama amaç şu biz saldıralım. Kemal'in bu şekilde bize taarruz ettiğini, saldırdığını, savaşa girdiğini gördüğü zaman müttefiklerimiz er ya da geç koloniler gelecekler bizim yanımızda. Hani en baştaki ilk bir iki tümeni belki feda edeceğim ama ondan sonra İngilizler tekrar dersini Kemal'e verecekler. Onun hayali bu şekilde.
Emir veriyor fakat General Harrington emri uygulamıyor. Ertesi gün General Harrington için hatta neredeyse bir divana harp kuruyorlar. Verilen emri nasıl uygulamaz diye.
Fakat General Harrington'ın açıklaması açık ve net. Ben Kemal'le bir şekilde diyalog kanalını açık tuttum. Benden haber bekleyin biz Türklerle masaya oturmak üzereyiz.
Mudanya'da bir mütareke görüşmesi başlamak üzere. Bunun üzerine İngiliz genelkurmay başkanı işte hava kuvvetlerinden sorumlu general donanma komutanı onlar da sahip çıkıyorlar General Harrington'a. Orada bir oylama yapılıyor. Onların sahip çıkması nedeniyle General Harrington'a dokunamıyor Lloyd George. Ve Lloyd George mecburen beklemek zorunda kalıyor. General Harrington bu mütareke girişimini sürdürürken de Lord Curzon o sırada İngiliz dışişleri bakanı her şeyden habersiz o da Paris'te Fransız başbakanıyla hala bir şans arıyor.
Ve orada da onlar bir uzlaşı ortamı sağladıkları anda artık diplomatik kanal açılıyor. Mütareke görüşmeleri 3 Ekim'de başlıyor. Lloyd George nefret ediyor bundan.
Yani Lloyd George'un istediği şey bir an evvel yeniden silahlı sürecin başlaması. Yani inanılmaz hayalperest bir adam. Ortada bir iki tane sağduyulu insanın hareketiyle aslında bu süreç uçurumun eşiğinden dönülüyor.
Mustafa Kemal Paşa da çok kırılgan bir noktada aslında. Bir yandan misak-ı milli'den ve o duruşundan mağrur tavrından taviz vermeyip kararlı bir şekilde askeri süreci devam ettiriyor. Ama bir yandan da bu süreci ne kadar uzatırsa, mütareke ve barış ne kadar gecikirse sahneye başka aktörlerin çıkıp işleri karıştırma ihtimali olduğunun da farkında.
Nitekim Ekim ayında ne görüyoruz? İtalya'da faşist kara gömleklerin Mussolini ile yürüyüşünü görüyoruz. Çok geçmeden Mudanya mütarekesi tam zamanında imzalanacaktır. Mütareke imzalandıktan kısa süre sonra İtalya'nın siyasetinin değişeceğini ve o zamana kadar tarafsız olan İtalya'nın hatta bizim şartlarımız lehine hareket eden İtalya'nın tam karşımıza geçeceğini şahinleşeceğini göreceğiz.
Bir kere şunun altını çizmek lazım Biz evet bir zafer kazandık. Mudanya mütarekesi ile o silahlı sürece son veriyoruz.
Bizim için biz hep bakın milli mücadeleden bahsediyoruz o silahlı süreç biterken İngilizler için de Birinci Dünya Savaşı bitiyor aslında. Yani İngilizler de biz evet orada düşmanı adını koyduğumuz misakı milli olarak tanımladığımız sınırların dışına atmayı ve bir an evvel o milli sınırlar içerisinde bir tam bağımsız devlet kurmayı onun bunun mücadelesini veriyoruz. Fakat İngilizler de Mondros mütarekesi imzalandığı tarihte elde ettikleri ne varsa o Birinci Dünya Savaşı'ndan galip çıkmanın verdiği hakkı kullanmak ve evet bakın mesela biraz sonra buna değinelim yine bu çok önemli bu mevziler.
İngilizler de o galibiyet hakkını korumak istiyorlar. O yüzden inat ediyorlar. Adam şunu söylüyor ben eğer Kemal bu istediği şeylerin hepsini Kemal'e verirsem ben dört sene Birinci Dünya Savaşı'nda ne için savaştım? Ben Filistin'de şurada burada ne için o kadar İngiliz askerini bıraktım? Adam da bunun hesabını yapıyor.
Zaten bakın Lozan'da bir sene sonra bunun ifadesi geçecektir. İsmet Paşa Lord Curzon'un o üstten bakan Nobran tavrına karşılık siz buraya Mondros'tan gelmiş gibi davranıyorsunuz ama unuttuğunuz şey biz buraya Mudanya'dan geldik diyecektir.
Murat Bardakçı'nın "Dedelerimizin mezar taşını okuyamıyoruz" diyenlere verdiği yanıt:
▪️Osmanlıca diye bir dil yoktur. Bunu bir kere kafanıza sokun.
▪️O, Arap ve Fars alfabesiyle yazılmış bildiğimiz Türkçedir.
▪️Efendim neymiş, "Bir gecede cahil bırakıldık, dedelerimizin mezar taşını bile okuyamıyoruz" diyorlar.
▪️Yahu senin deden sadrazam mıydı? Şeyhülislam mıydı, vezir miydi senin deden?
▪️Anadolu'daki sıradan adamın, senin o köydeki gariban dedenin işlemeli, yazılı bir mezar taşı falan yoktu!
▪️Başucuna bir tane tahta parçası ya da şekilsiz, yuvarlak bir taş koyarlardı.
▪️O da zaten yağmurdan, çamurdan yıllar içinde çürüdü, kayboldu gitti.
▪️O okuyamadığın, sanat eseri gibi mermerden oyulmuş, üstünde hat sanatı olan o kavuklu mezar taşları paşalara, üst düzey devlet adamlarına ait.
▪️Senin dedene değil!
Kim bilir hangi rüya seni benden çaldı da
Kim yazdı bu yazgıyı eksik kalan masalda
Sen susmak zorundaydın bense haykıramazdım
Senin için sustum ben, sen de kaldıramazdın
Osman Öztunç
Yürür gün doğmadan yollarda hergün
Sakat, sessiz ve aksak bir hayalet
İçerden: bir ziyan olmuş ömürdür
Dışardan: neymiş artık var, hayal et.
Nihal Atsız
At izi it izine karıştıysa sizde Kurt izini takip edin!!!
Kara tahtaya bugün ders değil, acımızı yazdık. Bir meslektaşımızı daha öğrencisi tarafından hayattan koparılmış görmenin tarifi yok. Çok üzgünüz, çok öfkeliyiz.
#ÖğretmenSahipsizDeğildir
#ÖğretmenSahipsizDeğildir
Bakanlığın gündemi maarif, eğitimin gündemi güvenlik. Hapishanelerde ıslah olamayacak tipleri zorunlu okulda tutmaya çalışıyoruz, her geçen gün daha kötüye gidiyor ve çözüm olarak zorbalık yerine nezaket kelimesini kullanmayı buluyoruz @TalipGeylan06
ÖĞRETMEN SAHİPSİZ DEĞİLDİR!
Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete tepki göstermek, okullarımızdaki güvenlik tedbirlerinin artırılmasını talep etmek ve bugünkü menfur saldırıda hayatını kaybeden Fatma Nur Çelik öğretmenimizi uğurlamak için yarın İSTANBUL’daki tüm okullarımızda bir günlük İŞ BIRAKMA kararı aldık.
Meslektaşımıza rahmet niyaz ediyor, ailesine ve camiamıza başsağlığı diliyoruz.
NORM FAZLASI RE’SEN ATAMADA YD KARARI
Sendikamız üyesinin, norm kadro fazlası olduğu gerekçesiyle re’sen, aile birliği mazeretine uygun olmayan bir yere atanması üzerine açılan davada Ankara 8. İdare Mahkemesi 2025/1851E. Sayılı kararıyla Yürütmenin Durdurulmasına karar vermiştir.
Kararın gerekçesinde;
“dava konusu işlemin yürütülmesi halinde davacının ……. ilçesine gidiş geliş yapmasının gerekeceği ve aile birliğinin bozulacağı göz önüne alındığında, telafisi güç zararların doğabileceği sonucuna varılmıştır.” denilmiştir.
https://t.co/QU9VI2vzqF @Türk Eğitim Sen aracılığıyla