TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM!
Anadolu Ajansı:
Ankara’da çökertilen sahte diploma çetesi, aralarında profesör ve doçentlerin de bulunduğu yaklaşık *400 akademisyenin atanmasında* rol oynadıklarını itiraf etti.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı kamu kurumlarındaki yöneticilerin e-imzasını kopyalayarak çeşitli belgelerden sahte e-imza üreten 65 sanık hakkında, 5 yıldan 50 yıla kadar hapis cezası talebiyle iddianame düzenledi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, kamu kurumlarındaki yöneticilerin e-imzasını kopyalayarak ve çeşitli belgelerden sahte e-imza üreterek, sistemlere yetkisiz erişim sağlayıp, sürücü belgesi, sahte üniversite ve lise diplomaları düzenlenmesine ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı.
Yapılan soruşturma neticesinde sanıkların, aralarında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) Eğitim ve Öğretim Başkanının yanı sıra 14 farklı üniversitenin Öğrenci İşleri Daire Başkanı veya personelinin e-imzalarını kopyaladıkları tespit edildi.
AMERİKA OLMADAN OLMAZ!
Demek ki neyin hayır neyin şer olduğunu bilmek o kadar zor bir şey değil. Bütün mesele bir tarafı seçmekte. Bugün insanlar yaşarken ne diyor? “Ya olmaz ağabey, olmaz… Amerika olmadan olmaz!” demiyorlar mı? “Ne yaparsan yap, Amerika razı değilse, olmaz." Dolayısıyla bir yerden Amerika’ya yaranmak gerekiyor. Yaranmadığın zaman havanı alırsın. Türkiye olarak da böyle, şahsın olarak da böyle. Bunu kabul ettikten sonra artık sen günde 5 değil 15 vakit namaz kılsan ne olur? Hani Karadenizli altıncı defa hacca gidiyormuş, “Yahu! Bu masrafı başka bir şeye harca. Resûlullah bile bir kere haccetti.” demişler. “Onun Müslümanlığı o kadarmış!” demiş adam. Şimdi insanlar çok Müslüman oluyorlar fakat Amerikasız olmuyor!
İsmet Özel, İstiklâl Yürüyüşleri
🇽🇰 Balkanlar'da Türk Rüzgarı!
•Mitroviça'da Türkçe resmi dil ilan edildi.
•Priştine'de Türkçe resmi dil ilan edildi.
•Lipyan'da Türkçe resmi dil ilan edildi.
Bir kadın sorar:
— Yumurtalarınızı kaça satıyorsunuz?
Yaşlı satıcı cevap verir:
— Bir yumurta 10 TL, hanımefendi.
Kadın der ki:
— 6 yumurtayı 50 TL'ye alırım, yoksa giderim.
Yaşlı satıcı cevaplar:
— Hanımefendi, istediğiniz fiyata alın. Bugün henüz bir tane bile yumurta satamadım ve geçinebilmem için buna ihtiyacım var. Bu benim için iyi bir başlangıç olur.
Kadın yumurtaları pazarlıkla aldığı fiyattan satın alır ve kazandığını düşünerek oradan ayrılır. Şık arabasına biner ve arkadaşıyla birlikte lüks bir restorana gider.
Kadın ve arkadaşı istediklerini sipariş ederler. Azıcık yerler, ancak birçok şeyi yarım bırakırlar.
Hesap geldiğinde toplam 3800 TL tutmuştur. Kadınlar 4000 TL verir ve restoran sahibine üstü kalsın, bahşiş olsun derler.
Bu hikâye lüks bir restoranın sahibi açısından gayet normal görünebilir. Ama yumurta satan yaşlı adam için oldukça adaletsizdir…
Ortaya çıkan soru şudur:
Neden ihtiyacı olanlardan bir şey alırken gücümüzü göstermeye ihtiyaç duyarız?
Ve neden asıl ihtiyacı olmayanlara karşı cömert oluruz?
Bir keresinde bir yerde şöyle bir şey okumuştum:
“Babam, yoksullardan ihtiyaç duymasa bile bazı eşyaları yüksek fiyatlara satın alırdı.
Bazen normalinden daha fazla para verirdi.
Buna çok şaşırırdım. Bir gün ona sordum: ‘Neden böyle yapıyorsun baba?’
Babam şöyle dedi:
‘Bu, onura sarılı bir hayırdır, oğlum.’”
Biliyorum ki çoğunuz bu mesajı paylaşmayacak.
Ama buraya kadar okuyacak kadar zaman ayırdıysanız…
Belki siz de o onurlu hayırseverlerden birisinizdir.
Giordano Bruno 16. asır Latin düşünürü,
1548 İtalya doğumlu bilim adamı...
Onun günümüze kadar gelen "İki şey" hakkındaki sözleri, bugün değerlerinden
hiçbir şey kaybetmemiş...
Hatırlayalım!
-İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:
1- Şikâyetçilik
2- Dedikodu
...
-İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek...
...
-İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
...
-İki şey kişiyi gözden düşürür:
1- Demagoji (laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
...
-İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
1- İradeye hakim olmak
2- Uyumlu Olmak
...
-İki şey 'Ekstra Değer' katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.
...
-İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
...
-İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
...
-İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
...
-İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
...
-İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
2- Felakete odaklanmış olmak
...
-İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme)
2-Sükut (susmak)
...
-İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba
...
-İki şey geri alınmaz:
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz
...
-İki şey ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi
...
-İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek
Beyin ve sinir cerrahisinde birçok ilklere imza atan ve 2014 yılında dünyanın "En İyi Beyin Cerrahı" ödülünü alan, aynı zamanda birkaç sene önce Türkiye'ye gelerek bizim meşhur sanatçılardan birinin de beyin ameliyatına giren Almanya'nın Hannover kentindeki İran asıllı ünlü Profesör Doktor Majid SAMİİ şöyle der:
Bizim mahallede bir ÇÖPÇÜ var. Her sabah arabama binip işe gitmek için evden çıktığımda beni görür görmez yanıma gelir, güler bir yüzle sıcak ve içten bir selam verir. Ben de arabadan iner, saygıyla elini sıkarım. Günaydın der, hâl hatırımı sorar, sonra tekrar işine dönüp caddeyi süpürmeye, insanların kirlettiği yolu temizlemeye devam eder.
Oturduğum apartmanda bir de alt komşum, aynı zamanda meslektaşım olan bir CERRAH DOKTOR var. Ara sıra asansörde karşılaşırız kendisiyle. Selam verdiğimde gözü yukarıda sadece başını sallar, dışarıya atılmak için bir an önce asansörün kapısının açılmasını bekler.
Şahsen eğer bir gün hayatta kalmam bu doktora bağlı olsa, kabrimin tozlarını o çöpçünün silip süpürmesi, yaşama dönmemi sağlayacak olan o doktorun tedavisinden daha lezzetli olur benim için...
İşte bu sebeple diyorum:
Bir ferdin yüksek eğitimli olmasıyla anlayışlı ve şuurlu insan olması arasında asla bir ilişki, bir alaka yoktur.
Babam lise mezunu emekli memurdu. Annem ilkokul mezunu idi (çok zeki olmasına karşın ailesi okutmamış).
Şu an 57 yaşındayım emekli profesörüm. Genel Cerrahi uzmanıyım.
Hayatım boyunca uyguladığım ve birçok gence kariyerleri konusunda tavsiye ettiğim şeyler şunlar:
1. Kendinizi asla olumsuz yargılamayın, fakat ders alın.
2. Bilmediğinizi kabul edin, her şeyi yerinde öğrenin.
3. Bir şeyi çok iyi bilin. O konunun uzmanı olun.
4. Özgün olun. Birisini taklit ederek değil kendi yolunuzu bularak başarı öykünüzü oluşturun.
5. Zorluklardan yılmayın. Her zorluk bir fırsat olabilir.
6. Kendinize iyi davranın.
7. Hiçbir şey ailenizden önemli değil. Ailenizi ihmal etmeyin
8. Maddiyat önemlidir evet fakat maneviyat daha önemlidir.
9. Herşeyden önce iyi insan olun.
10. Sevgi, her kapıyı açan anahtardır.
🌹
Hayat İçin 12 Kural
1) Omuzlarınızı arkaya itin, dimdik durun
2) Kendinize yardım etmekten sorumlu olduğunuz bir insan gibi davranın
3) Sizin için en iyisini isteyen insanlarla arkadaşlık kurun
4) Kendinizi bir başkasının bugünkü haliyle değil kendinizin dünkü haliyle kıyaslayın
5) Çocuklarınızın onlara sinir olmanıza neden olacak herhangi bir şey yapmasına göz yummayın
6) Dünyayı eleştirmeden önce kendi evinizde kusursuz bir düzen sağlayın
7) Anlamlı olanın peşine düşün ( Kolay ve kestirme olanın değil)
8) Doğruyu söyleyin. Ya da en azından yalan söylemeyin
9) Dinlediğiniz kişinin sizin bilmediğiniz bir şeyi biliyor olabileceğini varsayın
10) Açık ve net konuşun
11) Kaykay yapan çocukları rahatsız etmeyin
12) Sokakta karşılaştığınız kedileri okşayın, köpekleri de okşayabilirsiniz.
Uluslararası Çoksatan kitap
Hayat İçin 12 Kural 'dan
@jordanbpeterson
#ThanksFromTURKEY🇹🇷
@PegasusYayinevi
Yanlış Savaşı Seçersen…
Stoacılık…
Moda olduğu için okunan bir akım değil…
Okudukça insanın konforunu bozan bir tokat…
Çünkü bu felsefe sana şunu söylemez:
“Her şey güzel olacak…”
Tam tersine…
“Her şey kötü olabilir… sen ne yapacaksın?” diye sorar…
Marcus Aurelius bir imparator…
Ama saraydan değil, zihnin içinden konuşur:
Dışarıda olan değil…
Senin ona verdiğin tepki belirler hayatını…
Bugün herkes kontrol manyağı…
Her şeyi yönetmek istiyor…
İnsanları… olayları… sonuçları…
Sonra ne oluyor?
Bir şey ters gidince yıkım…
Epictetus köleydi…
Ama çoğu “özgür” insandan daha berrak konuştu:
“Kontrol edemediğin şeyler senin değildir.”
Net…
Sert…
Kaçış yok…
Peki biz ne yapıyoruz?
Kontrol edemediğimiz şeyler için sabah akşam senaryo yazıyoruz…
Olmamış kavganın provasını yapıyoruz…
Gelmemiş felaketin yasını tutuyoruz…
Sonra “çok yoruldum” diyoruz…
Yorulmazsın…
Yanlış savaşı seçersin…
Seneca boşuna demedi:
“İnsan, yaşadığından çok, hayal ettiğinden acı çeker…”
Bugünün en büyük sorunu şu:
İnsanlar güçlü görünmek istiyor…
Ama güçlü olmanın ne olduğunu bilmiyor…
Güç…
Her şeyi kontrol etmek değil…
Güç…
Kontrol edemediklerin karşısında dağılmamaktır…
Stoacılık sana romantik cümleler vermez…
Seni rahatlatmaz…
Seni düzeltir…
Ve en sonunda şunu bırakır önüne:
Kimse sana bir hayat borçlu değil…
Hiçbir şey garanti değil…
Ve sen…
Buna rağmen sakin kalmak zorundasın…
Çünkü gerçek güç…
Hayat istediğin gibi gitmediğinde başlar…
Erol Güngör’ün tüm eserlerini, doçentlik ve profesörlük tezleri dâhil okudum.
Üniversiteye yeni başlayan bir öğrenciye tavsiye edebileceğim ilk şey şu olurdu:
Erol Güngör’ü tanıyın.
Tarihte Türkler
İslam’ın Bugünkü Meseleleri
Türk Kültürü ve Milliyetçilik
Sosyal Meseleler ve Aydınlar
Dünden Bugünden Tarih-Kültür ve Milliyetçilik
Bu eserleri okumadan mezun olmayın.
Çünkü kendimizi, dinimizi, tarihimizi ve kültürümüzü tanımadan dünyayı hakkıyla anlamamız maalesef mümkün değildir.
Erol Güngör, bize yalnızca geçmişi değil; bugünü, toplumu, aydını, kültürü ve medeniyet krizimizi anlamanın da kapılarını açar.
Vefatının üzerinden 46 yıl geçmiş olmasına rağmen, yazdığı eserlerin bugünümüzü ne kadar berrak ve derinlikli bir şekilde aydınlattığı, içinde bulunduğumuz tartışmalarda bütün açıklığıyla önümüzde durmaktadır.
Bugün, her entelektüel ve her aydının Erol Güngör’e yeniden dönmesi gereken bir zaman dilimindeyiz.
Özellikle kültürel yozlaşma, çürüme ve dejenerasyonun derinleştiği bu dönemde; kültür, tarih, din, toplum ve milliyetçilik meselelerini böylesine güçlü bir fikrî derinlikle ele alan bu büyük şahsiyete yeniden dönmek artık bir tercih değil, zarurettir.
⭕Bu Ülkenin medyasında çok ciddi sistematik şekilde algı var! okul da katliam yapan “kötü çocuğu” medya programcıları hep aynı tarzda. Psikolojisi bozukmuş, kendine zarar veren davranışları varmış! diye anlatıyor. Yahu yeter! Planlı programlı katliam yapan çocuk adamın psikolojisini “hastalık” etiketiyle tahlil etmeyi bırakın!
⭕Eğer bu ülke de birilerinin psikolojisi bozulduysa, o da sabah okula gönderdiği yavrusunun cenazesini ya da yaralı haberini alan ailelerdir! Arkadaşı gözünün önünde vurulan öğrencilerin psikolojisini manşet at! Bırakın Failin psikolojisini ondan mağdur hasta diye algı yaratmayı bırakın!
❗️Kötülüğe "hastalık" kılıfı giydirip faili manşetlerde parlatan medya; kurbanların sessiz çığlığını reytinge kurban ediyorsunuz. Gerçek mağduru unutturup katili analiz eden medya, adaleti değil celladı besliyorsunuz!!!
“Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir. Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.”
—Platon
Tarih boyunca devlet yönetimini şekillendiren kitaplar ve siyasi manifestolar:
1. "Prens" — Niccolò Machiavelli (1532) — İktidarın ahlaktan bağımsız ele alındığı ilk siyaset kitabı. Napolyon, Mussolini ve Stalin'in başucu kitabıydı.
2. "Savaş Sanatı" — Sun Tzu (MÖ 5. yy) — 2.500 yaşında olmasına rağmen bugün Harvard Business School'da okutulan stratejik düşünce klasiği.
3. "Devlet" — Platon (MÖ 375) — Filozof-kral kavramını ortaya atan eser. 2.400 yıldır siyaset felsefesinin temel taşı.
4. "Leviathan" — Thomas Hobbes (1651) — Modern devlet teorisinin doğduğu kitap. "İnsanın insana kurdu olduğu" doğa durumu fikri buradan gelir.
5. "Toplum Sözleşmesi" — Jean-Jacques Rousseau (1762) — Fransız Devrimi'nin fikri temelini oluşturdu. "İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuştur" cümlesi tarihi değiştirdi.
6. "Komünist Manifesto" — Marx & Engels (1848) — 23 sayfalık bu broşür 20. yüzyılın siyasi haritasını yeniden çizdi. 100'den fazla dile çevrildi.
7. "Ortak Akıl" — Thomas Paine (1776) — Amerikan Bağımsızlığı'nın fitilini ateşleyen 47 sayfalık broşür. 3 ayda 500.000 kopya sattı — nüfusun %20'si.
8. "İkinci Cins" — Simone de Beauvoir (1949) — Modern feminist hareketin kurucu metni. "Kadın doğulmaz, kadın olunur" cümlesi dünya çapında bir dönüm noktası oldu.
9. "Sessiz Bahar" — Rachel Carson (1962) — Çevre hareketini başlatan kitap. DDT'nin yasaklanmasına ve ABD Çevre Koruma Ajansı'nın kurulmasına doğrudan yol açtı.
10. "Uzun Özgürlük Yürüyüşü" — Nelson Mandela (1994) — Mandela bu kitabı hapiste yazmaya başladı; Güney Afrika'nın apartheid sonrası yeniden yapılanmasının entelektüel rehberi oldu.
11. "Mukaddime" — İbn Haldun (1377) — Tarih felsefesi, sosyoloji ve ekonominin temellerini atan eser. Arnold Toynbee bunu "herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede yazılmış en büyük tarih eseri" olarak nitelendirdi.
12. "Arthashastra" — Kautilya (MÖ 3. yy) — Hint siyaset biliminin kurucusu Kautilya'nın devlet yönetimi el kitabı. Machiavelli'den 1.800 yıl önce benzer fikirleri savundu.
İbn Haldûn bir toplumun çöküş alametlerini 10 maddede şöyle özetlemiş:
1-Tüketim çılgınlığı.
2-Üretimin zayıflaması.
3-Dayanışmanın yok olması.
4-Vergilerin artması.
5-Liyakatin dikkate alınmaması.
6-Adaletsizliğin yaygınlaşması.
7-Umutların kırılması.
8-Göçün hızlanması.
9-İblisane bir gurur ve kibir.
10-Gösteriş, riyakârlık ve dalkavukluk
Telafi edemeyeceğiniz dört durum vardır.
Büyük bir hava meydanının bekleme salonunda, genç bir bayan, uçağına binmek üzere bekliyordur.
Uçağın hareketine saatler vardır.
Zaman geçirmek için bir kitap ve bir paket küçük kurabiye satın alır. Dinlenmek ve kitabını okumak için VIP salonunda bir koltuğa yerleşir.
Kurabiye paketinin durduğu sehpanın yanındaki koltuğa, bir adam oturur; dergisini açıp okumaya başlar.
Genç kadın ilk kurabiyesini alır ve adam da bir tane alır.
Bayan bu durumdan çok rahatsız olur.
“Sinir bir şey!
Havamda olsaydım, bu cüretinden dolayı onu yumruklardım!” diye düşünür.
Bayanın her kurabiye alışında, adam da bir tane kurabiye alır.
Çıldıracak gibidir bayan; ama olay çıkarmak istemez.
Nihayet son kurabiye kalınca kadın:
“Bu küstah adam şimdi ne yapacak?” diye düşünür.
Adam son kurabiyeyi alır; onu ikiye böler ve bir parçasını kadına verir. Aaaa!
Bu kadarı da fazla!
Kadın sinir içinde kitabını ve diğer şeylerini alıp bir fırtına gibi giriş salonuna, oradan da uçağın içine yönelir.
Uçaktaki koltuğuna oturur ve gözlüğünü almak için çantasını açar.
Ne görsün?
Kurabiye paketi açılmamış olarak orada duruyordur. Çok utanır, çok büyük bir yanlış yaptığını anlar. Kurabiyelerinin paketini açmadan çantasına koyduğunu unutmuştur. Adam kendi kurabiyelerini, hiç sinirlenmeden, yüksünmeden kadınla paylaşmıştır.
Kadın kurabiyelerinin paylaşıldığını düşünerek çok sinirlenmişti.
Ve şimdi bu durumu açıklama şansı yoktur ve özür dileme olanağı da kalmamıştır.
Telafi edemeyeceğiniz dört durum vardır
TAŞ… atıldıktan sonra.
SÖZ… ağızdan çıktıktan sonra!
FIRSAT… kaçtıktan sonra!
ZAMAN… geçtikten sonra!
İnsanın en büyük sınavı, kimsenin görmediği yerde kim olduğudur." der Stefan Zweig. Alkışın olmadığı, övgünün sustuğu, kimsenin şahitlik etmediği o anlarda ortaya çıkan hâl, insanın gerçek "ben"idir.
Tolstoy'dan 6 Tavsiye:
• Cahil insanlardan tartışmaktan kaçın.
• Başa gelen talihsizliği çabuk kabullen.
• Kişiler ve olaylar hakkında daha az konuş.
• Sorunlara üzülme, çözüme odaklan
• Başkalarının hatalarını daha az yargıla.
• Canını sıkanları hayatından çıkar.