Sahne, yalnızca rol yapılan bir yer değildir; düşünmenin, hissetmenin ve birlikte üretmenin de alanıdır.
Yaratıcı Drama ve Tiyatro Eğitimi çalışmalarımızda; sesi, bedeni, hayal gücünü ve ekip ruhunu birlikte geliştiriyor, her derste yeni bir deneyimin kapısını aralıyoruz.
Sanatla büyümek, birlikte üretmek ve sahnenin dönüştürücü gücünü keşfetmek isteyen herkesi bekliyoruz.
İbrahim GÜRSOY
Yazan • Yöneten
#YaratıcıDrama #Tiyatro #TiyatroEğitimi #DramaEğitimi #SahneSanatları #Oyunculuk #İbrahimGürsoy
Trabzon’un ihtiyacı, dışarıdan gelen etkinliklere kapanmak değildir. Tam tersine, sanatın her türlüsüne açık olmak gerekir. Ama bu açıklık, kendi sanat insanını gölgede bırakmamalıdır. Misafir edilen topluluklara gösterilen ilgi, yıllardır bu şehirde ücretsiz konserler veren korolara, derneklere, müzisyenlere ve sahne emekçilerine de gösterilmelidir.
Çünkü bir şehir, en çok kendi insanına verdiği değerle büyür.
Ve bugün asıl sormamız gereken soru şudur:
Biz, bu şehrin yıllardır emek veren sanat insanlarını, derneklerini, korolarını ve yerel kültür taşıyıcılarını ne kadar görüyoruz?
Eğer bu soruya içtenlikle cevap veremezsek, dışarıdan gelen her büyük etkinlik alkış alır; ama içeride yıllardır yanan sanat ışığı yavaş yavaş yalnız kalır.
#ibrahimgürsoy
#trabzon
#tiyatro
#müzik
BİZDEN OLANA DEĞER VERMEK ÜZERİNE
Bir şehirde sanat hayatının niteliği, yalnızca büyük afişlerle duyurulan etkinliklerle ya da dışarıdan gelen toplulukların sahne almasıyla ölçülmez. Asıl ölçü, o şehrin kendi içinde yıllardır sessizce emek veren sanat insanlarına, derneklerine, korolarına, müzik topluluklarına ve kültür emekçilerine gösterdiği sahiplenme biçimidir.
Elbette farklı şehirlerden gelen sanat topluluklarının Trabzon’da seyirciyle buluşması değerlidir. Sanat dolaşmalıdır; şehirler birbirini ağırlamalı, müzik, tiyatro ve sahne sanatları farklı coğrafyalarda yeni izleyicilerle temas etmelidir. Burada mesele, dışarıdan gelen bir sanat topluluğunun varlığı değildir. Mesele, aynı şehirde yıllardır üretmeye devam eden yerel sanat emeğinin ne kadar görüldüğü, ne kadar desteklendiği ve ne kadar ciddiye alındığıdır.
Bugün Trabzon’da yıllardır ücretsiz konserler veren, salon buldukça sahneye çıkan, kimi zaman hiçbir ekonomik beklenti taşımadan yalnızca sanatın sürmesi için çalışan dernekler, korolar ve müzik toplulukları var. Bu toplulukların birçoğu, profesyonel grupları aratmayacak disiplinle çalışıyor; haftalarca, aylarca prova yapıyor; ses, repertuvar, sahne düzeni, icra kalitesi ve seyirciyle kurulan bağ bakımından bu şehrin kültür hayatına ciddi katkı sunuyor.
Fakat ne yazık ki bu emek çoğu zaman yeterince görünür olmuyor.
Yerelde yıllarca ücretsiz konser veren bir koronun seyirciye ulaşmakta zorlanması; kendi imkânlarıyla ayakta duran bir derneğin afişini, duyurusunu, salonunu, teknik ihtiyacını kendi çabasıyla çözmeye çalışması; buna karşılık ücretli bir etkinliğin çok sayıda kurumun desteğiyle daha güçlü biçimde görünür kılınması, üzerinde düşünülmesi gereken bir kültürel dengesizliği işaret ediyor.
Buradaki mesele ücretli etkinlik yapılmasına karşı çıkmak değildir. Sanatın ekonomik bir tarafı vardır; emek, organizasyon, ulaşım, teknik altyapı, sahne ve üretim maliyet ister. Bir konserin biletli olması başlı başına eleştirilecek bir durum değildir. Ancak aynı şehirde yıllardır ücretsiz konserler veren, seyircisiyle doğrudan bağ kurmaya çalışan, kâr amacı gütmeden kültüre hizmet eden toplulukların yeterince destek görmemesi ciddi bir meseledir.
Çünkü kültür yalnızca dışarıdan gelen büyük organizasyonlarla büyümez. Kültür, aynı zamanda yerelde inatla sürdürülen emekle büyür. Bir dernek çatısı altında yıllarca bir araya gelen insanlar, bir koronun içinde sesini ortaklaştıran müzikseverler, sahneye çıkmak için imkânsızlıkları aşan topluluklar, bu şehrin görünmeyen kültür omurgasını oluşturur.
Biz çoğu zaman bizden olana geç değer veriyoruz.
Yakınımızda olanı sıradan, uzaktan geleni daha nitelikli sanıyoruz. Kendi şehrimizde yıllardır emek veren insanları “zaten burada” diye olağan görüyor; dışarıdan geleni ise daha kolay ciddiye alıyoruz. Oysa bir sanat topluluğunun değeri, nereden geldiğiyle değil; sahneye koyduğu emekle, sürekliliğiyle, disipliniyle ve seyirciyle kurduğu kültürel bağla ölçülmelidir.
Trabzon’un sanat hayatında yıllardır varlık gösteren yerel korolar, müzik dernekleri, tiyatro toplulukları ve sanat insanları yalnızca alkışı değil; görünürlüğü, kurumsal ilgiyi, duyuru desteğini, salon kolaylığını ve seyirci sahiplenmesini de hak ediyor. Çünkü bir şehir kendi sanatçısına, kendi derneğine, kendi korosuna, kendi sahne emekçisine sahip çıkmadan kalıcı bir kültür iklimi kuramaz.
Dışarıdan gelen bir etkinliği desteklemek yanlış değildir. Yanlış olan, içeride yıllardır üretenleri aynı dikkatle görmemektir. Yanlış olan, ücretsiz sanat emeğini “nasıl olsa gönüllü yapıyorlar” diye değersizleştirmektir. Yanlış olan, kendi şehrinin kültür taşıyıcılarını ancak kaybolmaya başladıklarında fark etmektir.
Bir kentin kültürel olgunluğu, yalnızca büyük organizasyonları ağırlama kapasitesiyle değil; kendi içindeki sanat emeğine gösterdiği vefayla anlaşılır.