Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka değildir! Âhiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
(Enam/32)
Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim, Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!
Necip Fazıl KISAKÜREK
Sanki ruh, bedeni terk etmiş de et parçası alışkanlıkla yürümeye devam ediyordur.
Dün omzunda hayat taşıyan bir bedenin, bugün boş bir gölge gibi yere yığılması… İşte insan dediğin, biraz da ansızın çöken bir hakikattir... (Esma)
“Gecenin dördü… Herkes uykuda, uyku bile uykuda. Bana düşense; vaktiyle fazla uyutulmuş birinin, zamanın karanlığına şahit olmanın diken üstü uyanıklığı.”
Sevgi, kendini yok sayarak var olma sanrısıdır; lakin hakikat, sevdiğini kendinden ayrı görmeyenin kalbinde tecelli eder.
“Öteki” dediğin, aslında senden kopardığın hakiki sevginin adıdır. İnsanın en büyük yanılması, sevdiğini dışarıda arayıp, kendinde sürgüne göndermesidir :)
Sevgi nisbettir yani bağdır. İnsan neye nisbetliyse odur. Paraya nisbetliysen para kadar, toprağa nisbetliysen toprak kadar, Allah’a nisbetliysen ebed kadar olursun. Sevgi, seni bağladığı şeyin hakikatiyle ölçer. Onun için sevgi bir his değil, bir istikamet meselesidir.
İBDA fikrinin kurucusu Salih Mirzabeyoğlu kim?
FETÖ'nün kumpasıyla müebbet hapis cezasına çarptırılan, türlü işkencelerden geçirilen ama buna rağmen 70 kadar telif eser sahibi olan Salih Mirzabeyoğlu bütün asparagas haberlerin ötesinde aslında nasıl bir şahsiyet?
İmtihan, sevgiyi eksiltmedi;aksine kök saldırdı.
Artık içimde bir telaş yok.
Geçmişin fırtınaları şimdi hatıra gibi. Gökyüzü açık,yol berrak ve ben biliyorum:
mutluyum;Sessiz, derin ve köklü.
ELHAMDÜLİLLAH
Çiçek sandığım yerden diken çıktı, gölge sandığım yerden fırtına. Her imtihan, içimde bir duvar yıktı ve yerini daha sağlam bir temele bıraktı.
Sevda dediğin, yalnızca kavuşmak değilmiş ki;yan yana yürüyebilmek için aynı ateşten geçmekmiş. Ama Ateş bizi yakmadı şekil verdi :)
Gözyaşı düştü toprağa belki ama toprak yeşerdi.
Kırıldık belki,ama kırık yerden ışık sızdı.
Bir zamanlar içimi daraltan sorular,şimdi yerini sükûnete bıraktı. Çünkü öğrendim sevgi aceleye gelmezse olgunlaşırmış. Rüzgâr bizi savurdu sandım, meğer köklerimizi derine indiriyormuş.
Bu hayatta tek dayanamadığım insan tipi; yaşadığı imtihan karşısında sanki tüm dertler yalnızca onu bulmuş gibi davranan, etrafındaki güzellikleri görmeyen ve karamsarlığa sığınan pesimist insanlar olabilir.
Sevgisiz ve umutsuzluk moda olmuş gibi.
Not düşüyorum: Sevgisizliğe alışmayacağım. Umutsuzluğu normalleştirmeyeceğim.
Karanlık varsa, ona karşı içimde bir ateş yakacağım çünkü insan, şartların mahkûmu değil; mânâ yükleyen bir iradedir.
Sevgiye rağmen değil, inatla sevgiyle…
İnsanları çok seviyorum hele Müslümanları..
Bunu söylerken toy ya da hiç darbe yememiş olduğumu düşünmeniz beni üzer :)
Öyle darbeler yedim, öyle feleğin sillesinden geçtim ki… Ama yine de dönüp baktığımda görüyorum: Her şeye rağmen insanlar sevilmeye değer.
Küçük bir hareketti ama içimdeki eski mahkûmun kapısı açıldı. Korktu; ama kaçmadı,bu kez konuşmadı da. Sadece yüzüme baktı.
İnsanın incinmişliği, en çok susmayı öğrendiği yerde derinleşiyor.