Milletimizin yeni bir anayasa özlemi üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir.
Anayasanın yürürlükteki ilk dört maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir.
Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir.
Terörün ya da terör örgütlerinin Türkiye’yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye’nin enerjisini heba ettiği, Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin kaynaklarını tükettiği açıktır.
Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır.
Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihî mutabakat aziz milletimizi, Türkiye’nin dostlarını sevindirirken hiç şüpheniz olmasın ki Türkiye’nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır.
Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.
Sürecin kazasız belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.
Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda gerekse çerçeve yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum.
Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi; değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir; bu doğru da sağlıklı da değildir.
Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz, esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir.
Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur.
Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere karşı milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir.
Siyasetin farklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır.
Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dâhilinde çekişme de olacaktır.
Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi, siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi 28’inci Dönem 5’inci Yasama Yılı’nın ülkemiz, milletimiz, Meclisimiz, demokrasimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Milletvekillerimize bu yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenab-ı Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum.
Türkiye’nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir.
Biz buna “iç cephenin tahkim edilmesi” diyoruz.
Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz.
Ya kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz ya da asgari müştereklerde buluşma esaslı yeni siyaseti Türkiye’ye hâkim kılacağız.
Eğer Türkiye önüne açılan tarihî fırsatları değerlendirecekse bu paradigma değişimini gerçekleştirmek durumundayız.
Binlerce yıldır bir arada yaşayan; huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması, sadece iç dinamiklerle açıklanamaz.
Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir.
Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye’nin deyim yerindeyse fabrika ayarlarını bozmak demektir.
Türkiye’nin ayarlarının bozulması siyasetin işine yaramaz, sadece ve sadece Türkiye’nin hasımlarının işine yarar.
Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik.
Türkiye kaybederken kazanan, Türkiye’nin rakipleri, Türkiye’nin yeminli düşmanları olmuştur.
Ne Türkiye’nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur.
Hiç kimsenin de Türkiye’ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur.
İnsanımızın kalbinde onulmaz yaralar açan 6 Şubat depremlerinin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçti.
Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hâlâ içimizi yakıyor olsa da bugün 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz.
Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk; asrın inşasını tamamladık, toplam 455 bin 357 konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik.
Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık.
Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye’yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık.
Füzelerin havada uçuştuğu sancılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın kılına zarar getirtmedik.
2026’nın ilk yarısında Türkiye yıllık %2,5 büyüdü.
Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz.
Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adalet çerçevesinde kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz.
Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.
Bugün itibarıyla başlayan yeni yasama yılının fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dâhilinde dile getirileceği…
Tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum.
Biz iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz.
Millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır.
Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Birkaç nahoş örnek üzerinden kimse büyük AK Parti ailesini, hele hele bizim ortak değerlerimizi kötüleme çabası içine girmesin.
Dün de ifade ettim: Biz başkalarına benzemeyiz.
Onlar baklava kutularında rüşvet alanlara sahip çıktılar, belediyeleri arpalığa çevirenlere sahip çıktılar.
Yolsuzluğu, arsızlığı, iltiması, irtikâbı, her türlü kirli, pespaye ilişkisi ortaya saçılanlara sahip çıktılar.
İstanbul’u soyanlara sahip çıktılar. Hırsıza, yolsuza, dolandırıcıya, şantajcıya sahip çıktılar.
Daha bizim söylemeye edebimizin el vermediği türlü kepazelikleri, türlü rezillikleri yapanlara yüzleri kızarmadan sahip çıktılar.
Şimdi çıkmış, kendi kapkara sicillerine bakmadan bir de bize ahlak dersi, siyasi etik dersi vermeye kalkıyorlar.
Onlara diyorum ki hadi oradan.
Siz bu milleti kendiniz gibi balık hafızalı mı sandınız?
Siz önce bir aynaya bakın, arının, içinizdeki çürükleri bir ayıklayın; şayet etrafınızda hâlâ birileri kalırsa sonra çıkıp bize akıl vermeye cüret edin.
AK Parti, adı gibi AK bir partidir, ismiyle müsemma bir partidir. Kimse bu partinin aklığına halel getiremez, o aklığa leke süremez.
Bu harekete emek vermiş hiç kimseye haksızlık, vefasızlık etmeyiz fakat devletin malına, milletin malına el uzatanla bizim işimiz olmaz, olamaz.
Dün Kabinemizde, bugün geniş katılımlı toplantımızda sermaye piyasalarımızla ilgili önemli kararlar aldık; atılacak adımları netleştirdik, yol haritamızı belirledik.
Mesele, ilk günden itibaren yakın takibimizdedir.
Tasfiyesine karar verilen fonlara ilişkin süreci koordine etmek için Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında tam yetkili bir kurul oluşturduk, ayrıca Devlet Denetleme Kurulumuzu görevlendirdik.
İnşallah süreci süratle neticelendireceğiz.
İnanıyorum ki Türkiye, bu meseleden temizlenerek çıkacak.
Ekonomimiz, bu meseleden daha da güçlenerek çıkacak.
Sermaye piyasalarımız çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşacak.
Eksikler giderilecek; sistem daha verimli, daha etkin çalışacak.
İnsanlığa karşı suç işleyenler, 74 bin Gazzeli kardeşimizin kanını dökenler, Lübnan’dan Suriye’ye bölgemizde terör estirenler hukuk önünde hesap verene kadar duruşumuzu asla bozmayacak; hakkı haykırmaya, hakikatleri söylemeye cesaretle devam edeceğiz.
25 yılda biz tüm Türkiye’ye şunu gösterdik:
Nerede bir sorun, sıkıntı varsa Ankara onu mutlaka çözer.
Bize olan güveni bugüne kadar boşa çıkarmadık, inşallah bundan sonra da bu itimadı sarsmayacağımızdan herkes emin olsun.
Geçen sene yaşadığımız üzücü hadiseler sebebiyle okullarımızın güvenliğini artıracak ek önlemleri uygulamaya koymuştuk.
Kabine Toplantımızda hem bunları tekrar gözden geçirdik hem de alınabilecek ilave tedbirleri görüştük.
Bu vesileyle geçen hafta Manisa Turgutlu’da meydana gelen menfur olaydan etkilenen çocuklarımıza tekrar geçmiş olsun diyor, tedavisi devam eden üç evladımıza Rabb’imden acil şifalar niyaz ediyorum.
Yine dün Osmaniye’de yeğeni tarafından katledilen öğretmenimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.
Hiçbir sebep, yabancı basın kuruluşlarına yazılar yazarak kendi ülkesini kötülemenin gerekçesi olamaz.
Şikâyet mektuplarıyla Batılı ağababalarından yardım dilenen zihniyeti bugün bir kez daha milletimizin derin irfanına havale ediyorum.
Böyle bir zihniyetten ülkeye de millete de hiçbir fayda gelmez.
Bizim son 25 senedir olduğu gibi bugün de “uğruna canımız feda” dediğimiz Türkiye’nin itibarını artırmaktan, ferdi olmaktan her zaman iftihar ettiğimiz Türk milletini tüm dünyada layıkıyla temsil etmekten, 86 milyonun hak ve hukukunu korumaktan başka bir derdimiz yoktur ve olmayacaktır.