Herkes aynı çizgiden başlamıyor yaşama; herkesin penceresinin önündeki hüznün rengi farklı, herkesin kalbinde titreyen umudun adı başka, herkesin sırtındaki dağın ağırlığı ayrı. Acıları yarıştırmadan, akıl dağıtmadan, duyarsız bir tavırla es geçmeden birine samimiyetle dokunmak ne kıymetli.
Kıyas; en çok şükrü alır dilimizden, gözlerimizi eksiğimize esir eder. Kendimizde olana nankör, başkasında olana hasret kılar bizi. İçimizde bulunan kıskançlık ve haset gibi menfi duyguların da fitilini çeker.
Bu çağda insanın en büyük ihtiyaçlarından biri samimi bir simaya denk gelmesidir. Nezaketini koruyan, samimi yaklaşan, vefalı, bir hatada yüz çevirmeyen insanlar bu zamanın en güzel nimetlerindendir.
“İnsan insanı yarasından tanır” derler. Çünkü insan başına gelmemiş hadiseler hususunda bilgece fikirlere sahipken kendi takıldığı badireler de ise acemi ve ürkektir. Aynı yerden incinmemiş birinin muhatabını samimiyetle anlaması ince bir dikkat ve iyi bir niyet gerektirir.
Modern zamanın bizi çepeçevre kuşatmış iffetsizliğine karşı Allah bize Hz. Yusuf'un sabrını, hayâsını, niyazını, iffetini, azmini ve ferasetini nasip etsin.
Ne güzel baba öğüdü:
"Yavrucuğum! Yaptığın iş, bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır." (Lokman 16)
Nasıl olsa ölümlü dünya diyerek, hayattan soğumak, hiçbir şeyin peşinde koşmamak bana anlamsız geliyor. Bu hayattayız ve elbette bunun bir sebebi var. Amacımızı bulacağız ve ona inanarak, çalışarak yürüyeceğiz. Bu dünyanın ölümlü dünya olduğunu unutmadan.
Oruç, Allah’a yakınlaşmaya bir vesiledir ancak her hale sirayet etmiş bir oruç insanı kemale erdiren, arınmış bir kalple bayrama ulaştıran ulvi bir haldir.
Allah’ı anmak; sadece zikir çekmek değildir günün her anında, alışverişte, sözlerimizde, niyetimizde, ticaretimizde, zekat ve infak konularında, misafir ağırlamada, bir kalbi onarmada, bir simayı sevindirmede Allah’ı hatırlayıp sadece O’nun rızası için davranmak da saklıdır.
Söz orucu da tutmalı insan, bakış orucu, öfke orucu, gürültü orucu, dedikodu orucu. Ekran orucu. Ben orucu.Kulaktan ve gözden her şey girmemeli, ağız boş lakırdıya ve kötü söze kapanmalı. Dürtülerin şaha kaldırıldığı bir çağda, duyunun terbiyesi. Bunun için eşsiz bir aydayız.
Araf suresinde geçen ve insanın buhranlarına, savruluşlarına ve dünyaya meyline reçete olarak sunulan “Sabah akşam, yalvararak ve ürpererek, sesini yükseltmeden, için için Rabbini an; sakın gafillerden olma” ayetini bu Ramazan ayında daha bereketli bir şekilde hayatımıza geçirmek nasip olsun. Allah’ı anmak; sadece zikir çekmek değildir günün her anında, alışverişte, sözlerimizde, niyetimizde, ticaretimizde, zekat ve infak konularında, misafir ağırlamada, bir kalbi onarmada, bir simayı sevindirmede Allah’ı hatırlayıp sadece O’nun rızası için davranmak da saklıdır. Oruç, Allah’a yakınlaşmaya bir vesiledir ancak her hale sirayet etmiş bir oruç insanı kemale erdiren, arınmış bir kalple bayrama ulaştıran ulvi bir haldir. Her anlamda arınma ayı olmasını temenni ederim. Ramazanı şerifimiz mübarek olsun.
Herkesin sizi doğru anlayacağını sanmak yaşamdaki büyük yanılgılardan biri. İnsan muhatabını niyeti kadar anlar. Anlamaya gönlü olmayana saatlerce yapacağınız açıklamalar ve uzun yazdığınız yazılar sadece sizi tüketir. Peygamberlerin ve Allah’ın salih kullarının dahi herkes tarafından doğru anlaşılmadığı şu dünyada kendini doğru anlatmak için çırpınmak, boşa çekilen kürek gibidir.
"Türk Milleti Allah'ın İslâm'a hizmetle şereftendirdiği millet,
Türk ordusu Allah'ın ordusu,
Türk bayrağı mukaddes ay ve yıldızı ile yüce İslâm'ın ve al rengi ile Allah için can veren şühedânın kanının ifadesidir."
✔️Seyyid Ahmet Arasi
Çocukken hep dikkatimi çekerdi Anam sobaya odun atmadan önce hep kovanın kenarına vururdu, birgün sordum neden odunu kovaya vuruyorsun ana ? Börtü böcek, karınca varsa yanmasın diye oğlum. Bu bütün anadolu anlarının naifliğidir; can yakmamak, canlıya saygılı olmak.@ersoyruhi
Hayat doğrusal bir çizgide ilerlemiyor, döngülerle seyrediyor. Yükseliş ve düşüşler, genişleyiş ve daralışlar. Dolambaçlar, kıvrımlar. Mevsimleri oluyor ömrümüzün, kah yeşeriyor, kah yaprak döküyoruz. Tutunduğumuz bir yer olmalı.
İnsanı sağlam tutan, değerlerine sadakatidir.
Her şeyin sergilendiği, gizemin ve mesafenin ortadan kalktığı düpedüz ‘pornografik’ bir dünyada yaşıyoruz. Yaslandığımız anlamın buharlaştığı, en mahrem yaşantıların deşilip ortaya serildiği, sığlığın itibar gördüğü bir dünya.
Ahlak erozyonu kaçınılmaz bir sonuç.