Ülkücünün ülkücüye sırt döneceği, dava arkadaşlarının birbirine gönül koyacağı, aynı sancağın gölgesinde yürüyenlerin alınganlıkla, kırgınlıkla birbirinden uzaklaşacağı zaman mıdır?
Türkiye Cumhurbaşkanı @RTErdogan, İran’dan Türkiye topraklarına atılan füzelere tepki vermeyerek bir kâğıttan kaplan olduğunu ortaya koyduktan sonra, antisemitizme başvuruyor ve Türkiye’de İsrail’in siyasi ve askeri liderliğine karşı göstermelik yargılamalar ilan ediyor.
Ne büyük bir absürtlük. Müslüman Kardeşler mensubu, Kürtleri katleden biri, Hamas’taki ortaklarına karşı kendini savunan İsrail’i soykırımla suçluyor.
İsrail kendini güçle ve kararlılıkla savunmaya devam edecek - Erdoğan’ın ise oturup sessiz kalması ve susması daha iyi olur.
@kilicdarogluk@ekrem_imamoglu@mansuryavas06
@RTErdogan seni ve soyunu kurutacaktır. Türk milletinin Lideri size çok yakın biz İran’a benzemeyiz size acımayacağız. Bebek katilleri biz sizi dünyanın heryerinde avlarız. Biz İran değiliz sizin gücünüz ancak kadınlara ve çocuklara yeter.
Türkiye Cumhurbaşkanı @RTErdogan, İran’dan Türkiye topraklarına atılan füzelere tepki vermeyerek bir kâğıttan kaplan olduğunu ortaya koyduktan sonra, antisemitizme başvuruyor ve Türkiye’de İsrail’in siyasi ve askeri liderliğine karşı göstermelik yargılamalar ilan ediyor.
Ne büyük bir absürtlük. Müslüman Kardeşler mensubu, Kürtleri katleden biri, Hamas’taki ortaklarına karşı kendini savunan İsrail’i soykırımla suçluyor.
İsrail kendini güçle ve kararlılıkla savunmaya devam edecek - Erdoğan’ın ise oturup sessiz kalması ve susması daha iyi olur.
@kilicdarogluk@ekrem_imamoglu@mansuryavas06
Çocuk bebek katili korkak hırsız. Gittiğin otellerde eşiniz ile otelden eşya çalıyormuşsun diyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan seni ve soyunu kurutacak bekle.🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Israel under my leadership will continue to fight Iran’s terror regime and its proxies, unlike Erdogan who accommodates them and massacred his own Kurdish citizens.
Partimizin Kurucu Genel Başkanı Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i ebediyete irtihalinin 29’uncu yıl dönümünde rahmet ve saygıyla anıyorum.
Merhum Türkeş Bey, Türk devlet ve siyaset hayatına derin izler bırakmış bir mücadele insanıdır.
Fırtınalı yıllarda, zorlu şartlarda, sıkıntılı dönemlerde ilke ve ülkülerine cesaretle sahip çıkmış, duruşundan ve fikri tutarlılığından taviz vermemiştir.
Merhum Türkeş Bey’in yaktığı meşale sönmeyecek, yaptığı zamanlar üstü çağrısı asla silinmeyecektir.
Ruhu şad, kabri nur, mekânı cennet olsun.
Tüm dava büyüklerimizle birlikte Cenab-ı Hak ondan razı olsun.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Biz Suriye yi aldık İsrail’i de alacağız Irak’ı da alacağız sen Hatay’ı veri verin diyon aptalmısın. Sen nasıl akademisyensin bölgeden dünya dan haberin yok.
Orta Doğu Forumu Gözlemcisi
“Türkiye’nin Suriye’de Sömürgeci Hedefleri Yoksa, Hatay’ı Geri Vermelidir”
23 Şubat 2026
Yazan: Michael Rubin
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve çevresi, Türkiye’yi sık sık sömürgeciliğe karşı bir kahraman olarak sunmayı sever. İçki içmeyen bir İslamcı olan Erdoğan, laik ve alkol kullanan Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ten hoşlanmasa da, Atatürk’ün Anadolu’nun sömürgeci güçler tarafından bölünmesini engelleme deneyimini, Türkiye’nin sömürgeciliğe karşı bir set olduğunun kanıtı olarak sık sık dile getirir.
Örneğin önde gelen bir gazete editörü ve köşe yazarı olan İlnur Çevik, Erdoğan’ın Afrika’ya yönelik diplomatik açılımı bağlamında on yıl önce şöyle yazmıştı: “Yirminci yüzyılda Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’daki kurtuluş hareketi, Afrikalılar için sömürgecilere ve zalimlere karşı bir ilham kaynağı olmuştur.”
Erdoğan’ın eski danışmanlarından Abdülkadir Özkan da 2012 yılında İslamcı günlük gazete Millî Gazete’de benzer bir argüman ortaya koydu. Suriye iç savaşı patlak verdikten sonra, “Tüm gelişmelerin emperyalist çıkarlar ve İsrail’in güvenliğiyle bağlantılı olduğunu hemen belirtelim” diye yazdı. Ona göre Türkiye’nin ise saf ve anti-emperyalist saikleri vardı.
Elbette Türkiye’nin anti-emperyalist olduğu iddiası gülünçtür. Türk Ordusu yarım yüzyıldan fazla süredir Kıbrıs’ı işgal etmekle kalmamış, tarım, balıkçılık ve doğalgaz dâhil olmak üzere kaynaklarını da aktif biçimde sömürmüştür. Türkiye, kaynak hırsızlığı, biriken faizler ve kalkınma fırsatlarını engellemesi nedeniyle doğan tazminatlar kapsamında Kıbrıs hükümetine 100 milyar dolardan fazla borçludur. Üstelik mesele yalnızca Kıbrıs değildir; Türkiye bugün Libya ve Somali’nin deniz aşırı kaynaklarını da ele geçirmeye çalışmaktadır.
Erdoğan rejimi, Kıbrıs’ın ve Ermenistan’ın tamamını, Girit ve Yunanistan’ın kuzeyini, ayrıca Bulgaristan, Suriye ve Irak’ın bazı kısımlarını Türkiye’nin parçası olarak gösteren yayılmacı haritalar yayımlamıştır. Türkiye’nin kendi sınırları içinde yaşamayı reddetmesi, Erdoğan’ın Lozan Antlaşması’nı revize etme yönündeki sık söyleminin temelini oluşturur. “Yeni Osmanlıcılık” ise özünde, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki başarılı kurtuluş hareketleri sonucunda ortaya çıkan ulusal sınırları tersine çevirmeyi amaçlar.
Washington’daki düşünce kuruluşlarında ve akademide Erdoğan’ı savunanlar, bu söylemi gerçek bir sömürgeleştirme çağrısından ziyade milliyetçi tabanı yatıştırmaya yönelik sözler olarak görüp küçümserler. Ancak Türkiye’nin sahada yarattığı fiili durumlar, Erdoğan’ın sert retoriğinin gerçek hedeflerine dair bir pencere sunduğunu göstermektedir. Türkiye kuzey Irak genelinde onlarca üs bulundurmaktadır. Başika’daki varlığı, herhangi bir güvenlik ihtiyacından ziyade eski Musul Vilayeti üzerindeki irredentist iddialarıyla ilgilidir. Ancak Türkiye’nin sömürgeci niyetleri en açık biçimde Suriye’de görülmektedir. Türkiye, El Bab, Cerablus, Afrin, Azez ve Tel Abyad’da örneğin yerel posta ofisleri işletmektedir. En iyi ihtimalle Erdoğan Suriye’yi, Kuzey Kıbrıs ve Irak Kürdistanı’nda Barzani’nin kontrol ettiği bölgeler gibi bir vekil yapı olarak görmektedir; en kötü ihtimalle ise Türkiye onu gelecekteki bir Anschluss olarak değerlendirmektedir.
Türk diplomatlar ve hükümet içindeki Erdoğan sarayının dalkavukları buna alınabilir; ancak Suriyeliler gerçeği bilmektedir. Türkiye’nin Suriye üzerindeki emperyal yayılması, Erdoğan’dan ve ailesinin yolsuzluklarını ve rejimin mali kötü yönetimini örtmek için emperyal ihtişam vaadini kullanma çabalarından önceye dayanmaktadır. Nitekim bu durum Türkiye’nin kuruluşuna kadar uzanır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından Suriye, eski Osmanlı vilayetleri olan Şam ve Halep’ten oluştu. Fransa, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sadece haftalar sonra İskenderun Sancağı’nı işgal etti. Fransa açısından bu, Milletler Cemiyeti mandaları dağıtmaya hazırlanırken yapılan bir toprak kapmaydı. 1921’den 1937’ye kadar İskenderun Sancağı, Lübnan’a benzer biçimde Suriye’nin geri kalanından ayrı, özerk bir yapıya sahipti.
Fransız mandasının sona ermesi yaklaşırken Atatürk, İskenderun’un Türkiye’ye katılması için baskı yapmaya başladı. Nüfusun Türkiye’ye ilgisi yoktu. Ermeniler ve Araplardan oluşan bölge halkının çoğu ya bağımsızlık ya da Suriye’ye resmî katılım istiyordu. Esasen, meşruiyetini Anadolu’dan yabancı güçleri kovmak üzerine kuran Atatürk, bu kez tersini yaparak askerî güç yoluyla haksız bir talep dayatmaya çalıştı.
Gerçekler iddialarını desteklemediğinde Atatürk hayale başvurdu. Bölge için “Hatay” adını ortaya attı ve geriye dönük olarak halkın Hititlerin torunları olduğunu iddia etti. Uzun müzakerelerin ardından Milletler Cemiyeti, Eylül 1938’de dış politika bakımından Suriye’ye bağlı ancak bağımsız olan Hatay Devleti’nin kurulmasını onayladı.
Bir yıl sonra bağımsızlık hayali sona erdi. Türkiye hükümeti, devlet statüsünün sürdürülmesine ilişkin referandum öncesinde on binlerce Türk’ü Hatay’a gönderdi; bu kişiler Türkiye’ye katılma yönünde oy kullandı. Bu arada Fransa, İkinci Dünya Savaşı yaklaşırken Türkiye’nin Nazi Almanyası ile ittifak kurmasını engellemek amacıyla Türkiye’nin emperyal toprak gaspına sinik biçimde göz yumdu. Türkiye’yi yatıştırmaya yönelik her girişimde olduğu gibi bu da başarısız oldu: Türkiye resmî olarak tarafsız kaldı, ancak Berlin’in uçak motorları ve zırhlı araçlar için ihtiyaç duyduğu kromiti Nazi savaş makinesine sağladı.
Bugün Erdoğan’ın ikiyüzlülüğü zirveye çıkmış durumdadır. Sözde egemenliğe saygı gerekçesiyle Somaliland’ın Somali’nin parçası olarak kalmasını talep ederken, her zaman Suriye’ye ait olmuş –bağımsız olmasa bile– bir bölgenin Türkiye tarafından ilhakını meşru göstermeye çalışmaktadır.
Erdoğan ayrıca, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki yetki devrinden ya da İsrail’den geldiği iddia edilen abartılı tehditlerden Suriye’nin egemenliğini koruduğunu öne sürerek Suriye’nin müttefiki gibi davranmaktadır. Bu ikiyüzlülük çarpıcıdır. İsrail güney Suriye’de 155 mil karelik bir tampon bölgeyi kontrol ederken, Türkiye’nin Hatay üzerindeki işgali bunun on üç katından daha büyük bir alanı kapsamaktadır. Basitçe söylemek gerekirse, Suriye’deki en büyük işgalci güç Türkiye’dir.
Eğer Türkiye gerçekten emperyalizme karşıysa, belki de emperyal uygulamalarına son vermelidir. Aynı şekilde, geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa gerçekten Suriye’nin egemenliğini savunuyorsa, Türkiye’nin işgali konusunda sessiz kalmamalıdır. Suriyeliler, Türkiye’nin tamamen çekilmesinden ve Orta Doğu’daki en uzun süreli işgalin sona ermesinden daha azını talep etmemelidir.
‘’Herkesin bir hesabı varsa Allah’ında bir hesabı vardır. Hakikat şu ki; Allah’ın hesabına karşı gelmeye kalkışanlar helak olacaklar!’’
Hayırlı Sağlıklı Ramazan’lar olsun. İhtiyaç sahiplerinin yetim,öksüzlerin,muhtaçların hatırlanması dileğiyle