Almanca şiirsel bir kelime: "Fernweh"
Kendini bir yere ait hissedemeyenlerin, nereye gitse gidemediği yeri özleyenlerin kavramidir. Ulaşamamanın, kaçıp gitme arzusunun/bilinmeyen yerlerin özlemidir kisacasi.
“Bütün çocukluğum boyunca yaşadığım evler tek odalıydı. Çok odalı evlerde de oturduk. Ama evin her odasında ayrı bir kiracı yaşardı ve her kiracı ayrı bir aileydi.”
“Sana aşık olmamın ne önemi var
Eğer beni artık sevmiyorsan,
Zaten geçmişte kalan bir aşk hatırlanmamalı” diyor,
Kübalı efsane,
María Teresa Vera, Veinte Años🩵
https://t.co/5NRsFoUgdx
Pan da ona bir tebeşir uzatıp ‘o zaman kendi kapını çiz’ diyor. Gerçekler dayanılmaz geldiğinde ve bununla başa çıkamayacağımızı düşündüğümüzde bazen tek çıkış yolumuz bir tebeşirle kendimize kapı yaratmaktır
Pan’ın Labirenti filminde çok sevdiğim ve seanslarda çok sık kullandığım bir sahne var. Ofelia’nın yaratıklardan kurtulup anahtarı bulabilmesi için duvardan geçmesi gerekiyor ve Pan’a bunu yapamayacağını çünkü duvarda kapı olmadığını söylüyor.
Hastalarıma genellikle kendilerini evin bir bölümü olarak hayal etmelerini ve hangi kısmı hayal ettiklerini sorarım. Evin odaları kendimizi dış dünyada konumlandırma biçimimizdir. Bir yere konumlu hissettirilmemişsek bir gün lazım olunca akla gelen-fazlalıkların toplandığı kiler;
ne içeriye ne dışarıya sığamadığımızı hissediyorsak balkon; varlığımızın önemsenmediğini hissediyorsak herkesin geçtiği ancak görmediği koridor cevaplarımız olabiliyor. Benliğin de tıpkı ev gibi odaları olur..