Kuyu Tipi Hapishane gerçekliğinden yeni haberi olanlar var bu coğrafyada. Bir insan, Gürkan Türkoğlu bu hapishanelerdeki insanlık dışı koşullara. TECRİDE karşı, hayatını ortaya koydu. Ve bugün yaşamı son buldu.#KuyuTipiHapishanelerKapatılsın
baban, üniversiteli gencecik çocukları katletmiş, eroin ticaretinden hüküm giymiş, öldüğünde yanında metresi,
üzerinde kokoin çıkmış, sen kimin dibine düştün?
Haberi bu açıklamayla birlikte okuyun. Rojin’in babası:
“Daha otopsi yapılmamıştı, Vali bana ‘senin kızın intihar etmiş, daha yapılacak bir şey yok’ dedi. Ben itiraz ettim o bağırdı, ben itiraz ettim o bağırdı, sinirlendi çıktı gitti.
Kızımın başına ne geldiğini sonuna kadar++
tutuklu imar müdürü ramazan gülten maddi açıdan zor durumda imiş, otomobilin kredisini ödeyemeyince satmışlar, bu arada bebekleri dünyaya gelmiş, hiç gelirleri yokmuş, müjde kuşu adında bir çocuk kitabı yazmış, eşi resimlerini çizmiş. dayanışma için alalım, aldıralım
Bu bir yardım çağrısıdır.!
Engelli olan ağabeyim 15-16 yaşındayken yurda verildi. Bursa’da ikamet ediyoruz. O da o sırada İnegöl Yenice Engelsiz Yaşam ve Bakım Merkezi’nde kalıyordu fakat 18 yaşına gelince Bursa dışına gönderileceğini biliyorduk çünkü koskoca Bursa’da 18 yaş
Çıplak arama, kişiyi çocukları ile tehdit etme o kadar eski ve yaygın bir yöntem ki. Bir hatırlatma yapmak istiyorum. 1996 Aralık ayıydı. Fatma Tokmak 2,5 yaşındaki bebeği Azad ile gözaltına alındı. Yasal süre dışında 21 gün gözaltında kaldı. Kendisi ve küçük Azad
Tivitırdakiler hayatı istanbuldan izmirden ibaret sanıyor. Oğlu istemediği halde köyden akrabasından kız istiyor kadın. Oğlanı baba sana ev alıcam diyerek ikna ediyor. O da kabul edince iki aile çocukları evlendiriyor. Oğlu kıza elini 2 yıl sürmeyince bu sefer kıza pis kokuyor diyerek iftira atıyorlar baba evine köye geri gidiyor kızcaaz. Ve ailesi bu kız artık dul oldu kimse almaz bize para ödeyin kızı kabul edelim teklifinde bulunuyorlar. Parayı alıp bi güzel kullanıyor kızın babası ve sonra kızı 60 yaşında 3-4 çocuklu bi ayyaş herife nikahlıyor. Şu hikayedeki hayattan çok daha beterini yaşayan kadınların ülkesinde düşünülecek en son şey erkeğin faydasına çıkmış bir karardır.
ülkede fakirleşme artıkça milliyetçilik yükseldi farkında mısınız? friedrich engels'in ünlü sıralaması geldi aklıma yine "fakirleşme, yetersiz beslenme, zeka geriliği ve milliyetçilik."
Eczaneye gidip kendi adına madenciler için ilaç alanlar; açlık grevindeler diye su, limonata, şeker getirenler; bir yerden elektrik kablosu çekip madenciler için çay demleyenler; çoluk çocuklarıyla gelip polis bariyerlerinin arkasından destek için slogan atanlar; korkanlar, öfkelenenler, uzaktan izleyenler; bariyerlerin önünde bekleyenler ve bariyerleri yıkanlar; madencilerin çocuklarına oyuncak getirenler; kazandıklarını öğrendiklerinde "koş koş kazandılar" diye birbirilerini telefonla arayıp haber verenler; ayrılık vakti gelince gözleri dolanlar... @Basaranaksu_ 'la, Gökay başkanla ve işçi Adem'le sarılıp vedalaşıp parktan eve giderken yolda Nazım'ın "onlar" şiiri geldi aklıma; her şeyiyle halk böyle bir şey değil mi... Siyasal birliğini ve gücünü azıcık bile gösterdiğinde yolları kapattıkları onlarca polis aracı da, diktikleri yüzlerce polis de, hiçbir şey engel olamıyor. Belki duygusal gerekçelerle, madencilere ve ailelerine üzüldüklerinden, belki daha objektif nedenlerle, onu bilemeyiz ama Ankaralıların ya da o anda yolu parktan geçenlerin bir bölümü bu eylemin parçası oldu. Bu da temelde işçi sınıfının harekete geçtiğinde toplumu mobilize edebilmesiyle ilgili; bu kapasite asla kaybolmayacak. Doruk maden işçilerinin eylemi bunu bir kez daha kanıtladı.
Bazı yorumları okurken üzüldüm. Bu işçiler AKP’ye oy verecek yazmış birçok insan
Soma katliamı sonrası o bölgeye mahkemelere çok gidip geldim kalıcı bir dernek kurduk hala faal
Soma katliamında ölenlerin ilçe ilçe listesini tutmuştum.
En çok kayıp Kınık’tandı Hdp+chp %20 arttı+
Allahıma kitabıma hayatını sarstığınız tüm garibanlara bi dünya borçlusunuz. Eksik gedik yaşam şartlarında hevesle kızlarını üniversiteye gönderiyorlar, öyle düşkünler ki kızlarına yeni doğmuş bebek gibi heyecanla her anının videosunu çekmiş babası.Eğitiminin ilk senesinin ilk ayıysa öldürülmesiyle son buluyor. Teknoloji ve imkanların böylesine geliştiği bir çağda bu vakanın delil yetersizliği bahanesiyle geçiştirilmesine izin vermeyelim. #RojinKabaişİçinAdalet
#RojinKabaişeNeOldu
#RojinİçinAdalet
#RojinKabaiş
MESEM’den farklı olmayan sistem zaten vardı. Ben turizm meslek lisesi okudum, yazın veya lisenin son yılı haftada üç gün staj zorunluluğumuz vardı. Bir taciz hikayesi olmayan tek arkadaşımı hatırlamıyorum. 15-16 yaşında kız çocuklarıydık. En favori taciz yöntemlerinden biri+
Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş:
-Daha otopsi yapılmamıştı, Vali bana “senin kızın intihar etmiş, daha yapılacak bir şey yok” dedi. Ben itiraz ettim o bağırdı, ben itiraz ettim o bağırdı, sinirlendi çıktı gitti.
-Benim kızımın başına ne geldiğini sonuna kadar araştıracağım. Canıma da mal olsa mücadele edeceğim.
-En son büyük bir delil çıktı; 2 erkek DNA’sı tespit edildi Rojin’in vücudunda. Onda da 1 sene bizi oyaladılar, bu “bulaş olabilir” dediler. Taşıyan kişiler, doktorlar vs. En son 195 kişiye bakmışlar, DNA’lar kimseninkiyle eşleşmedi. Akrabalar, bizim çocuklar, bizimkilerin de hepsine baktık kimseyle eşleşmedi. Bu ne anlama geliyor? Bu bir cinayettir, belli. Katiller bu DNA’ların sahibi.
-Her iki köy ve üniversite içindeki DNA’lara, hatta rektör ve akrabalarına da baksınlar dedik. Düşünün ki bir iple makarası orada, ucunu aramıyorlar makarayı komple çöpe atıyorlar, diyorlar ucu bulamadık.
-Avukatlarla ricada bulunduk, Rojin’in telefonunu bıraktığı yerde o gece saat 7’yi beş geçe kim o gece oradaymış, kimin telefonu sinyal vermişse orada da bir ipucu elde edebilirler. Onu da yapmamışlar.
-Hem ben hem Gülistan’ın ailesi, ikimiz de fakir aileyiz. Ben amelelik yapıyorum. 21 yaşına kadar o çocuğu ne eziyetle büyüttüm.
-T24
1-Gülistan Doku'nun aynı okulda okuyan ve ayni yurtta kalan en yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz'ın da 4 yıl sonra Hasakeyf Baraj Gölünde cesedinin bulunup, ailesinin iddiasina göre tıpkı Gülistan gibi apar topar "intihar" denilerek dosyanın kapatılması oldukça şaibeli.
Kız kardeşim Rojwelat Kızmaz'a dair...
Beni, ailemi ifade edebilecek tek bir kelime dahi yok, Rojwelat artık yok. Ama Rojwelat'ı, Rojwelat'ın nasıl bu duruma geldiği, arama sürecine, şu ana kadar yaşanılanlara ve şu an ki duruma, Rojwelat'a dair bir şeyler anlatmaya çalışacağım, çaba göstereceğim.
İntihar... Kavram olarak dahi Rojwelat'a o kadar uzak ki...
Rojwelat kendini o lanet Ilısu
baraj gölettinin suyuna atmak için gitmiş olsa dahi, ailesinin bu hale gelmesini istemeyeceğini hatırlar ve geri gelirdi. Bunu baraj göleti kenarında bir düzlük alan arayıp engelleri (baraj gölettine düşmemek için toprağa tutunma, aşağısı su olan yokuş vs.) aşarak oraya yürümesinden düşünülebilir. Nasıl ki denizden çıktıktan sonra görmek isteyeceğimiz şekilde kıyafetlerimizi vs bırakırız ya onunda ayakkabısını ve montunu kirlenmemesi için düzgün bir şekilde bırakmasına da anlaşılabilir. Orada zaman geçirdiğini gösteren yoğun bir ayakkabı izinden (öyle ki kardeşimin otopsisine giren adli tıp uzmanı doktorun da belirttiği boğulma pazar günü yaşanmış yani kaybolduktan tam 2 gün sonra ) görülebilir. Bedeninin; ayakkabısının ve montunun bulunduğu ve suyun direk metreleri bulduğu yerde değil de suyun akış yönünün tersi yönünde 35-40 metre geride, suyun 3 adım sonra derinleştiği yerde görülmesinden belli. Kardeşimi yakından tanıdığım için ve görülenlere göre şunu net olarak söyleyebilirim ki kardeşim o lanet suya atlamadı. 2 gün boyunca orada olmanın, yemek yememiş olmamın getirdiği kendinde olmama hali ile birlikte o an içinde bulunduğu ruh hali ile ya bir şeyler denemek ya da düşünmek için birkaç adım suda ilerlemek istemiş ardından ya ayağı kaymıştır. ya da 3 adım sonra derinleşen suyun farkında almadan ilerlemiştir veya dengesini kaybedip düşmüştür. Kardeşim o suyun da yıllarca yaşadığı Dersim'deki Munzur gibi olmadığının o an bilincinde olmadığına eminim. Ben kardeşimin çaresizlik, şok halini, çırpındığını cansız bedeni çıkarıldıktan sonra baktığım yüzündeki ifadesinde gördüm!
Roj'umun otopsisine giren adli tıp uzmanı doktorla 5 saat önce konuştum. Artık ya dengesini kaybedip düştüyse veya su da kaydıysa orada ne olduysa bunun sonucunda, net olarak söylediği boğulma pazar günü olmuş. Yani Rojwelat cumadan pazar gününe kadar o lanet baraj gölettinin kenarında sağ bir şekilde zaman geçirmiş. Cuma günü yetkililere bildirilmenin dışında ailem cumartesi günü ek olarak Hasankeyf ilçe emniyet ve jandarmaya Roj'un Hasankeyf'e gelmiş olabileceğini özellikle bildiriyorlar. Ailem iki kurumun kapısında durdurulup "tamam üzerinde duracağız" denilerek gönderilmiş. İlçe emniyet tüm bunlara rağmen, kamera kayıtlarına, pazar günü kardeşimin ilçeye geldiğini bindiği minibüs şoförü aracılığıyla biz tespit edip kendilerine söyledikten sonra bakılıyor. Roj'un cansız bedenin bulunduğu yer jandarmanın limandaki sahil güvenliğine ait kulübe ve botun bakış açısında. Oradaki jandarmanın görevi göletti, etrafını gözetleme denetleme değil mi, nasıl da iki gün boyunca kardeşim yakınlarındaki yerde görülmemiş? Yani özetle şunu söyleyebilirim ki bu iki kurum dahil il emniyetten karakoluna tüm yetkililerin ihmallerinden, üzerinde durmamasından kaynaklı Roj kurtarılmıyor, el uzatılmıyor.
3 gün boyunca görmediğimiz devleti/emniyeti; Roj'un ayakkabısını ve montunu bulduktan sonra, su dalgıçlarından (30 dakika mesafedeki Batman'dan 4.30 saat sonra geldiler) önce, çevik jandarmanın olay yerine gelmesi ile bir sonraki gün de zırhlı araçların olay yerine getirilmesiyle, kardeşimizin cansız bedenini görmüşken jandarmanın aileme bağırmasında gördük.
Bu süre zarfında biz aileye Roj'un Batman merkezde görüldüğüne dair en az 8 ihbar aldık. (Şu parkta gördük bu sokakta gördük vs) Her birine koştuk. Bir keresinde de uyuşturucu çeteleri, "kızınız elimizde" dedi. Sadece aile ve akrabalar olarak en az 12 saat bunun üzerinde durduk, zaman kaybettik/kaybettirildik ardından onlarda olmadığını Hasankeyf'e gittiğini öğrendik.
Roj ile birbirimizin birer yarısıydık. Her yönüyle hem de. Misal, tekçi zihniyetten dolayı gerçek ismini alamayan milyonlardan sadece ikisiydik biz de.
Kimlikte dayatılanın aksine asıl ismim Welat; ülke demek. 93'te korucuların askerlerin köyümüzde katlettiği iki amcamdan küçüğünün ismi bana da verilmiş. Aile akraba mahalle yakın arkadaşlarda yani hayatın kendisinde Welat'ım, bir tek devlet kaydında başka..
Rojwelat da bir küçüğüm. Onunki de güneş ülkesi demek. Kabul etmemişti tabi kimliğe yazdırdığında devlet, ne sakıncalıyışmış güneş ülkesi dimi!
Ailemde biz 5 kardeşin gerçek ismi bu şekilde kabul edilmemişti. İsimlerimize, politik olarak 'uygun' bir zamanda bir kampanyaya dönüştürecek kavuşmayı düşünüyorduk. Ama Rojwelat'ım daha fazla dayanamadı, bizi beklemeden, ne yaptı etti ismine kavuşmayı, o kimliğe de yazdırmayı başardı.
Batman yakın bir döneme kadar genç kızların intiharları ile biliniyordu ama bunun çok çok azaldığını düşünüyordum. Batman'ın kaderi miydi bu peki? Değildi, hayatı çok seven kardeşimden biliyorum bunu.
Evet ailemin de (ebeveynlerin okumamış olması, ataerkil zihniyet vs) Rojwelat üzerinde yeterince üzerinde durmamasının eksiği var. Ama Roj'un şu an hayatta olmamasında ve asıl sebepler olarak ne desem devlete bağlanıyor. Rojwelat mezun olduktan sonra ataması olmuş olsaydı, kendi alanında çalışıp o çok sevdiği çocuklarla vakit geçirseydi emin olun şu an bu yazıyı yazıyor olmazdım.
Cumhuriyetten beri ekonomisinden, eğitimine, sağlığına her yönüyle "geri bırakılan" bölgede her çocuk batıya oranla çok eksilerle doğuyor. (Bunu yıllarca batıda yaşamış okumuş, çalışmış biri olarak söylüyorum.) Bin bir zorlukla okuyan bu gençler mezun olunca da yine batıya oranla daha fazla atanamama, işsizlik sorunu ile karşı karşıya kalıyor.
Sormak isterim, bölgede özellikle 45 yaş üzeri hemen hemen bütün ebeveynlerin eğitimden uzak, okuyamamış olmasından kaynaklı var olan bilinçsizlik, ataerkil bakışta olmaları kimin suçu? Eğitim öğretimi bölgeye geç getiren devlet ise suçlu da devlet olmuyor mu? Bunun Roj'a yansımasında ki örnek misal köyde kuzenleri ile çektiği halay bile ataerkil zihniyet, bilinçsizlikle yapılan negatif yorumlar kimin suçu? O köylünün yaptığı yorumun ve yansımasının ne kadar farkındadır?
3 gün boyunca devletten/emniyetten bir telefon dahi almamamızın, Roj'un aranmaması nedeni ailemin sistemin istediği çizgide bir Kürt aile olmadığı için miydi, devlet tarafından yakından "tanınıyoruz" olmamız mıydı, o kimliğe de yazdırılan isim miydi, kimliğini geri mi istiyorlardı? evet kimlik de artık yok!
Sormak isterim; sadece bizim evimiz, hayvanlarımız diri diri yakılıp ninemin ateşin üzerine attırılıp, köyümüzün boşaltılması, amcalarımın katledilmesi (öyle ki instagram hesabındaki son paylaşımı amcalarımın mezarı), babama çok ağır işkenceler yaptırılıp uzun bir süre özgürlüğünden mahrum bırakılması Rojwelat'a hiç mi etkisi olmamıştır? Rojwelat'ım dahil biz kardeşler için idol olan abisi Azad'ın üniversitesinin daha ilk ayında parmaklıklar ardına alınıp uzun yıllarca özgürlüğünden-kardeşlerinden mahrum bırakılmasının Rojwelat'ta etkisi yok mu? Abisini görmek için hapishane yolundayken annemin bir de küçücük kız kardeşimle tutuklanması, Rojwelat'ıma uzun bir süre anne özlemi yaşatılmasında bu sonuçtan payı yok mu?
Şimdi bakıyorum da, yıllarca Hasankeyf ve Dicle Vadisi'nin kendisini var eden su tarafından boğdurulmaması için haber yaparken, mücadele ederken aslında bir yönden de Roj'umun boğdurulmaması için yapmışım. Ama inatla yapılan lanet o barajın, Roj'umun ölümünün öne geçemedik. Öyle ki Roj'um, Hasankeyf yok edilmeden çok önce tarihi vadide mırıldanarak şarkı söylediğim videoyu instagram hesabında sabitlemiş olması bu katliamın bizlere de yansımasının küçük bir örneğini gösteriyor.
Evet yine bakıyorum da "kaybolduğu" ilk andan itibaren "hemen yanı başındaki kardeşim de olabilirdi" diyerek sesini duyurmaya çalıştığım Gülistan Doku ve ailesinin haberini yaparken farkında olmadan bir yönden Roj'umun da haberini yapmışım. Gülistan'ın başına gelenler yaşanılmasaydı, Gülistan bulunsaydı su, Roj'umun bilinçaltında kalmaz hep sudan bahsetmezdi. Yakın arkadaşlarındaydı, kimi zaman birlikte okul harçlığını çıkarmak için çalışır kimi zaman da ısınmak için aynı sobanın önünde otururlardı. Böyle bir arkadaşınızın başına bir şeyler geliyor ve yıllarca bulunmuyor, ne kadar etkilenirdiniz?
Rojwelat'ımızı Batman sokaklarında, ıssız sedasız köşelerde, inşaatlarda ararken çok daha net gördük ki coğrafyamızın gençliği bir yok edilme ile karşı karşıya bırakıldığı gerçekliğidir. Uyuşturucu kullananlardan tuttun fuhuşa sürüklenen genç kızlara kadar. Gördüklerimiz "yeter ki toplumsal sorunlarla ilgilenmesinler ne yaparlarsa yapsınlar" politikası ile bilinçsiz bir gençlik yaratma çabası olduğu gerçekliğidir.
Roj'um babama şakayla karışık vasiyet etmiş;katledilen, ismini aldığım ve fotoğrafını çektiği instagram hesabında yaptığı son paylaşımda da yer alan amcalarımın yanına defnedilmeyi. İkisini direk devletin öldürdüğü, birinin de ölümünde payı olan üç beden yan yana.
İki hafta önce kuzenlerimle Midyat'a düğüne gidip çektiği halayı youtube kanalında paylaşan, geçen ay çeyizini alan, 13 Ocak'ta giyinip kuşanıp komşuların akrabaların kapılarını çalarak sere sale kutlayan hayat dolu bir genç nasıl da şu an hayatta değil?
Size kardeşimin nasıl hayat dolu bir genç olduğunu tam olarak anlatamam belki çok az bir şekilde yansıtabilirim, buyrun hayat doluluğu, gülüşü sosyal medya hesaplarına yansımasına bakın, bu gülüş, Rojwelat unutulmamalı... Başka gençler, başka Rojwelat'lar hayattan koparılmamalı!
https://t.co/jnMyG6C195
https://t.co/wppO2RYCnN
Ve şimdi ise ben, ülkem karanlıkta, Güneşim, güneşimiz Roj'umuz yok.
Son olarak Roj'u ararken canıyla araçlarıyla yanımızda olan, çaba gösteren, Roj'un o çok sevdiği köyüne, taziyeye gelen arayıp, mesaj atan dayanışma gösteren, acımızı paylaşan herkese ailem adına, Rojwelat'ımız adına çok teşekkür ederim.
vampir profesörünüz geldi.
yazılı edebiyattaki vampir anlatısı aslında korku hikayesinden öte bir sınıf alegorisi. zengin soylu kişilerin yoksul çaresiz insanların varlığını ve emeğini sömürerek yaşadığını gösteriyor.
Türk sinema sektörüne ibret olsun.
Her izlediğimde gözyaşlarıma hakim olamadığım Kefernahum filminde göçmen rolünü oynayan bu dünyalar tatlısı çocuk aslında gerçekten bir Suriyeli mülteciydi. Ailesiyle birlikte Lübnan’da kaçak yaşıyordu. Okula gitmiyordu. Çocuk işçiliği yapıyordu.
“Nasıl bu kadar gerçekçi oynayabilir?” diye düşünürken hiçbir oyunculuk eğitimi almadığını, gerçekten mülteci olduğunu öğrendim.
Filmin yönetmeni Nadine Labaki, filmi yazmadan önce Beyrut’un en yoksul mahallelerinde ve mülteci bölgelerinde aylarca araştırma yaptı. Orada Zain Al Rafeea ile tanıştı. Film şu cümleyle başlıyor:
“Ailemi mahkemeye vermek istiyorum. Beni dünyaya getirdikleri için.”
O andan itibaren iliklerinize kadar Orta Doğu’da ve savaşın ortasında çocuk olmanın ne demek olduğunu hissediyorsunuz.
Kefernahum filminin finansman ve yapım ortakları Fransa ve ABD. IMDb puanı ise 8.4 / 10. Ne demek istediğimiz aldığı puandan anlamışsınızdır.
Küçük Zain, Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülü ve altın portakal’da en iyi erkek oyuncu ve gençlik jürisi ödülü aldı.
Peki Zain şimdi nerede yaşıyor dersiniz?
Norveç’te. Bütün hayatı baştan aşağı değişti. Artık insanca yaşıyor.
Ailesiyle birlikte iltica etti ve oturum aldı. Okula gitmeye başladı. Reklam ve oyunculuk projelerinde yer alıyor. Artık Norveç’te yasal statüyle güvenli ve refah bir hayat sürdürüyor.
Dibinizde böyle bir dram yaşanırken kalibresi yüksek tek bir film ya da dizi bile çekemediniz.
Ne sinema tekelini elinde bulunduran sol çevreler, ne de finansal sıkıntısı olmadığı halde milyarlarca lirayı benzer savaş dizilerine ayıran sağcı yapımcılar.
Bu da sizin ayıbınız olsun.
Demek ki insanlara dokunmak için klişe mafya hikâyeleri, zengin erkek fakir kız senaryoları ya da yoğun cinsellik içeren diziler çekmek gerekmiyormuş.