Tatlı bi kız gördüm uzun başörtülü vs mescitte yan yana namaz kılarken secde taşına secde etti.. bi yıl önce şiilerle omuz omuza secde edeceksin deseler ne alaka derdim
Bu saatte kütüphaneye geldim diye değişik değişik bakan sevgili hâzirun bugün deneme çözmem gerektiği için ayaklarımı çalıştıramadım. bi de size açıklama yapmayayım lütfen
@mhepmutluolsunn Amiiinnn 💖 maşallah bize Rabbim mümineliğimizi sevmekle şereflendirsin. daha çok varlık göstermeyi biz olmaktan çekinmeden yaşamayı nasip etsiinn 🌸
bunu hesaplamak hiç aklıma gelmemiştii. tesettürü önemli olaylara getirme işimiz çok iyi ben lisenin ilk günü sürpriz olarak tesettüre girmiştim 🌸 bana ne kapılar açacak bilmiyordum bu kadar seveceğimden hiç haberim yoktu. daha fazlası daha fazlası diycğme asla ihtimal vermzdm
Tesettüre 2015 yılının ramazan ayında girmişim yani 17 Temmuz 2015te, yani şimdiye kadar 4040 gün geçmiş yani 4040 gündür tesettürlüyüm, sübhanallah valla Allah kolaylaştırmasa zor ibadet ama en sevdiğim ibadet falan müko yani dışardan bakınca Müslüman olduğunun anlaşılması
Bu saatte kütüphaneye geldim diye değişik değişik bakan sevgili hâzirun bugün deneme çözmem gerektiği için ayaklarımı çalıştıramadım. bi de size açıklama yapmayayım lütfen
İnsan kimi zaman sevgisizliğinden, kimi zaman ilgisizliğinden, kimi zaman da ezilmişliğinden ötürü sömürülür. Bizimkilerin arasında bu üçüncüsünden dolayı sömürülen çoktur. Zira içlerinde kenara itilmiş, sağdan soldan darbe yemiş, kendini yenilmiş hissedenler vardır. Bu insanlar biraz sesini yükselten birini gördüklerinde "İşte yüce Mehdi'miz!" derler. Sonra ona bir liste hazırlarlar: "Şu da vaktiyle bize sataşmıştı, biz bir şey diyemedik, bunun da ağzının payını ver! Sonra şunun da!" İnsan içini zaman zaman bu açıdan kontrol etmelidir. "Ben bu kişiyi hak ve hakikat uğruna mı seviyorum yoksa beni eziklikten kurtardığı için mi?" demelidir. Birincisiyse ne âlâ! Ama ikincisiyse burada benlik vardır, enaniyet vardır, ben davası vardır. Böyle bir dava güdenler verdikleri cevaplarda, yaptıkları savunmalarda pervasız ve tahammülsüz olurlar. Zira zahirde hakkı savunuyor görünürler ancak aslında o kişi üzerinden benliklerini müdafaa ediyorlardır. Onu savunmakla benliklerine gelecek saldırıları peşinen engelliyorlardır. Artık ona dokunmak kendilerine dokunmaktır. Bu hal onları kısa bir zaman içinde büsbütün kör ve sağır eder. Bir süre sonra da o yılmaz savunucularının kölesi olurlar. Kör ve sağır köleler...
Bakın size sizin hikayenizi ve bu hikayenin nereye evrileceğini anlatayım.
Türkiye’de sekülerleşme en güçlü şekilde şehirlerde uygulandı. 1900’lerin ortalarında Türkiye’ye gelen batılı gazeteciler vs şehirlerde domuz eti yeme furyası olduğunu yazarlar. Zira sınıf atlayıp batılı görünecekler.
Fakat devlet kapasitesi yüksek olmadığı için taşra bu düzeyde doktrine edilemedi ve etkilenmedi. Tam bu sebeple taşra dindarlığı ya da taşralılık şehirlerin standart hakareti gibi kullanıldı. Hakeza şehirli kelimesinin övgü gibi alınması da öyle.
60’lı yıllardan sonra iktisadi sebeplerle, siyasetin de talebi ile taşralı nufüs şehirlere ve yurt dışına doğru sevk edildi.
Alamancılar ve İstanbul’un taşı toprağı altın dönemleri yani.
60’ler ve 70’ler kuşağı böyledir. Bu adamlar mukaddesata çok saygılı dindarlardı. Ancak eğitimsiz kalmışlar ve iktisadi olarak dezavantajlı pozisyondaydı.
Bir kısmı toplumdan ayrılarak yaşayamadı. Özellikle işçi olanlar böyleydi. Dolayısı ile mukaddesata saygı ile beraber yaşamları İslam bağlantısız gibi oldu.
Mesela benim rahmetli dedem öyleydi. Allah’a küfredildi diye hapse girecek şekilde kavga eden rahmetli dışardan dinle alakasız yaşantılı biriydi.
Esnaf olanlar ise yaşam biçimlerini daha fazla korudular. Bu müslüman esnaflar dedikleri kesim. Bunlar da şehir gettolarında komuniteler oluşturdular. Kapalı topluluklar ile dindarlıklarını muhafaza ettiler. Almanya’da halen bu vaziyet güçlüdür. Zira toplum içindeki dezavantajlarını Türkiye’deki kadar gideremediler.
Dışardaki gaibden böylece komunite ile korundular. Komunitenin başındakiler de ona tabi olanlar da dindarlık koruyorlardı. Arada dedem gibi olanlarla bu kesim kavga ederdi. Mesela dedem gibi olanlar daha ülkücü tat bir müslüman gibi düşünülebilir. Bu iki grubun gönülleri birlik halinde değildi.
Mesela “tarikatçı” diyerek başlayan saldırgan söylem bizim sülalede muhafazakar kişilerde dahi yaygındır. Zira ben 35 yaşındayım halen bir sesli zikir halkası görmüş değilim canlı gözümle. Ama çocukken tv’de deccalleştirildikleri formu yüzlerce kere gördüm. Bizim sülalede “islam güzel ama bunlar sıkıntılı, beyinleri sulanmış” vs konseptindeydi eskiden.
Mesela benim dedemden daha fazla Allah düşmanlarına nefret eden adam görmedim. Ama açık günahları vardı rahmetli Allah affetsin. Bu insanlar tv’de ve sosyal hayatta doktrine ediliyorlardı. Bu Allah düşmanlığı değildi.
Bugün bu iki grup daha fazla birleşiyor. Bu kesimler hayata karışmak konusunda ortak noktadalar. Komuniteler daha geniş bir müslüman havuzuna entegre oluyorlar. Olmalılar da zaten.
Çoğu insan bunu dindarlaşma azalması sanıyor, değil. Dindarlığın normalleşmesi bu.
O kuşağın çok güçlü olan “değişimden korkma” hali bir hâl iktizasıydı. Zira dışarda fetih yapacak güçte değildiler. Muhafaza etmek gerekiyordu. Allah onlardan razı olsun, ettiler.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır sözünün mottolaşmasını düşünün. Savunmada direnmek kazanmaktır. Öyle oldu.
Tv ve internetle komunite mecburen dışarı çıkmak zorunda kaldı. Ya da dışarısı evinin içine kadar girdi. Bir müddet müslümanlar bocaladı. Özellikle son 15 yıl böyle oldu.
Utangaç dindar konsepti böyle türedi. Eskiden utangaç değildi zira topluma karışmıyordu. Ancak son 15 yılda herkes topluma karışmak zorunda kaldı.
Sadece savunmakla ve kalenin önüne otobüs çekmekle de işi halledemediler. Zira artık kazanmak için gol de atmak lazım.
Bugünün dindarı bu insanların çocukları ya da sonradan dindarlaşanlardır. Hakeza medya ve bürokrasi baskısı çözüldükçe dedem konsept müslümanlarda da dindarlaşma artıyor.
Bu insanların babaları gibi korkmalarına gerek yok. Zira eğitimleri var. İktisadi dezavantajları azalıyor. Aynı şekilde dedem gibi olanlar da islamdan bağımsız yaşamak istemiyorlar.
Dışarı çıkınca eskisi gibi sadece dayak yemiyorlar, fetih de yapıyorlar. Aşağılayanı aşağılıyorlar. Şimdi burada artık salt “başımız ağrımasın kalenin önüne otobüs çekelim” taktiği de çalışmaz.
dün bi arkadaşım dedi ki bir şeylerin ters gitmesinde de hayır vardır ben seninle tanışmama sebep olduğu için dusu kazanamadığıma şükrediyorum. ağlıycam demeyin öyle.. kız şimdi 6. dusuna çalışıyor
**sahabe efendilerimize en çok bu noktada imreniyorum**
gözlerimin içine bakılıp da yapyalın bir insan var karşımda bilinciyle değerlendirilmemiş olmak..
sahabelere en çok Efendimiz asm bir sahabeye baktığında ne idüğünü bilirmiş ya. insana insan olmak kadar mânâ yüklermiş. çünkü fazlası da eksiği de zulüm. insan iyiyle kötünün imtizâcından vâki bir çamur yığını. böyle bil/in/mek beklentinin bu nisbette kalması çok büyük nimet.
acizlikte benden aşağı kalır yanı olmayan bu insanların merhametine terk etme. Bana merhamet et ve merhametini hissettir bunun için feraset ver. Benim için hangi yolun hayırlı olduğunu göstereceğin işaretleri görmemi sağla. Seni çok sevmeyi, Sen'i sevenleri sevmeyi,
Çünkü Sen tek dostsun. Kitâbın tek yoldaş. derdimi dinleyip gönlümü teskin edecek yalnız Kur'an'ındır. beni yeniden hayırla kelâmınla hemhâl kıl. tüm yarımları bütün eyle. tüm yolda kalmışlıklarımı sen tamamla. Sen'in havl ve kudretine sığınıyorum. ben aldanışlar içindeyim.