bizde iş şuna dayanıyor: sistem 11 milyon karar ve mevzuatın üstüne kurulu, cevabı doğrudan ilgili mahkeme kararına atıfla veriyor, yani söylediğini kaynağıyla gösteriyor. üstüne senin geçmiş dava dosyalarının tamamından bağlam kurup ona göre cevaplıyor. yani mesele genel bir yapay zeka değil, hukuk verisi ve avukatın kendi dosyaları üstüne kurulmuş bir sistem olması
Yapay zekâ hiçbir avukatın işini almayacak.
Yapay zekâyı kullanan avukat, kullanmayanın işini alacak.
2,5 ay önce barolara bunu sormuştum. O günden beri sadece konuşmadık, kurduk.
Rod Responsa: dosyanızın tamamını okuyan, dilekçenizi yazan, sürelerinizi takip eden bir yapay zekâ asistanı.
notebooklm senin yüklediğin birkaç dokümanı okur, o kadar. bizde sistem baştan Türk hukukuna kurulu, 11 milyon karar ve mevzuata bağlı. eklediğin dava dosyasını bu zeminde okuyor, cevabı emsale dayandırıp kaynağını gösteriyor, dilekçeyi formatıyla çıkarıyor, süreleri takip ediyor. genel bir okuma aracı değil, avukatın iş akışının üstüne kurulu bir sistem
tam da bu yüzden sistemi 11 milyon mahkeme kararına (Yargıtay, Danıştay dahil) ve mevzuatın tamamına bağladık. model kafasından madde uydurmuyor, cevabı gerçek karara ve maddeye dayandırıp kaynağını da gösteriyor. “yüzde 20 sallıyor” dediğin sorun tam olarak bu yüzden bizde yaşanmıyor. yaptığını düzeltecek adam da hep gerekecek zaten, son söz avukatta
@Abcde77079877 haklısın ham modeller sözelde saçmalayabiliyor. biz de o yüzden düz bir chatbot koymuyoruz, sistemi hukuk verisine ve gerçek dosyaya bağlıyoruz. uydurmasın diye cevabı emsal karara içtihada dayandırıyor. fark tam burada
bu kısımda ayrışıyoruz galiba, biz yapay zekadan yorum ve strateji de bekliyoruz ve uygulamamız bunu yapabiliyor. çünkü hukuk sandığımız kadar tamamen sezgisel değil, ciddi oranda örüntüye dayanıyor. emsal karar, içtihat, benzer olguya benzer sonuç. bu da tam yapay zekanın güçlü olduğu yer. tabii son karar ve sorumluluk avukatta ama “asla kavrayamaz” kısmına katılmıyorum
@agca33 güzel nokta ama davanın nereye gideceğini görmek avukatın aleyhine değil bence. müvekkile daha doğru yol gösterebilmesi demek. iyi avukat bunu zaten yapıyor biz sadece hızlandırıyoruz. hem araç müvekkilin değil avukatın elinde
78 barodan yapay zeka isyanı: “Savunma hakkı yapay zekâya devredilemez”
Türkiye’deki 78 baro, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yargıda yapay zekâ kullanımı projesine karşı ortak bildiri yayımladı:
“Vatandaşların avukat yardımı olmaksızın yapay zekâ üzerinden hukuki destek almasına imkân tanıyan uygulamalar savunma hakkının özüne doğrudan müdahale edildi.
Hanımefendinin konuşmasına birçok eleştiri gelmiş ama beni asıl şaşırtan şey şu oldu:
İnsanların, söylenenleri değerlendirirken her ne kadar üzerine düşünüp hak vermeseler bile, kişinin pozisyonu veya çalıştığı şirketin “başarılı” olması sebebiyle ortada kendi anlamadıkları ama aslında doğru olan bir şey söylendiğini sanmaları. Bana biraz aşağılık kompleksi gibi geldi açıkçası.
⚠️ Bir şirkette üst düzey yöneticilik yapan Merve Nazlıoğlu, işe alacağı kişilerden beklentilerini açıkladı:
“Burası bir şirket değil. Burası bir ‘ütopya.’ Bunu tüm mülakatlarda söylüyorum.
Buraya primler, sağlık sigortası için geliyorsan hiç konuşmayalım. Burada bir hayal ve hayale adanmış hayatlar var.
‘Sen bu savaşa hazır mısın, bundan zevk alacak mısın’ diye soruyorum mülakatlarda.
Evlenirmişçesine seçtiğim insanlar bunlar. Günde 18 saat harcadığım insanlarla aynı ateşi paylaşıyor olmam çok önemli.”
Katılıyorum, aslında buradaki temel problem bir sistemin pozitif çıktı üretmesiyle o sistemin metodolojik olarak doğru kurulmuş olmasını birbirine karıştırmak.🙂
Buna yerel maksimum yanılgısı diyebiliriz. Bir kampanyanın mevcut konjonktürde kârlı olması o sistemin global maksimumda çalıştığı veya algoritmanın sınırlarına ulaşıldığı anlamına gelmez. Analitik bakarsak işe yarayan her çıktıyı mutlak doğru kabul etmek ciddi bir epistemolojik hatadır. Pratik fayda nedenselliği kanıtlamaz.
Hatta burada çok kritik bir algoritmik paradoks daha var. Bazen zayıf içerikle beslenen doğru kurgulanmış bir sistem aynı içerikle çalışan yanlış kurgulanmış bir sistemden daha kötü ve dalgalı sonuç verebilir.
Çünkü yanlış kurgulanıp manuel kısıtlanmış sistem dar bir veri havuzunda hızlıca dengeye oturup size stabil ama düşük bir yerel maksimum sunar.
Doğru ve özgür bırakılmış sistem ise mimarisi gereği global maksimumu arar ama zayıf girdiyle beslendiği için sürekli bir keşif döngüsünde hapsolur ve stabilizasyona ulaşamaz. İnsanlar da bu stabilite farkına bakıp yanlış sistemin daha doğru olduğu illüzyonuna kapılır.
Özetle kurduğunuz teorik model doğruysa ve beklenen ampirik çıktıyı veriyorsa ancak o zaman sistemi doğrulanmış kabul edebilirsiniz.
Veriyi okumak başka sistemin arkasındaki mühendisliği anlamak bambaşka bir disiplin.
optimus prime ilk kez dünyaya geldiğinde, dünya dillerini interneti tarayıp oradan öğrendiğini söylüyor
2007’de hoş bir bilim kurgu detayı gibi gelmiştir mutlaka
bugün kullandığımız yapay zekâ sistemleri de benzer bir yerden geliyor
milyonlarca metni okuyarak, web sitelerinden beslenerek dili öğreniyor
yaklaşık 20 senede çok şey değişmiş
Bir cihazın sabahları insanı daha dinç uyandırması şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan, soluk aldığımız havanın ne halde olduğunu ancak temizlenmiş halini deneyimleyince fark edebilecek kadar o haline alışmış olmamız.
Vatandaşın yurt dışında harcadığı parayı yurt içinde tutmak için politika geliştirmek gerektiğini söylemek, kulağa makul geliyor. Ama bu cümlenin altında yatan varsayımı kimse sorgulamıyor.
Vatandaş neden gidiyor? Vize kısıtlamalarına rağmen neden gidiyor? Pahalıya rağmen neden gidiyor? Kur farkına rağmen neden gidiyor?
Insanlar, gidebildikleri yerde kendilerine nasıl davranıldığını, sokakta yürürken ne hissettiklerini, bir lokantada oturup kalktıklarında hesabın arkasında denetim olup olmadığını, denize girdiklerinde suyun temiz olup olmadığını, çocuklarını bir parka bıraktıklarında güvende olup olmadığını tecrübe ediyorlar. Sonra dönüp bakıyorlar.
Mesele politika geliştirmek değil. Mesele insanın kendi ülkesinde nefes alırken neden o kadar yorulduğunu anlamak. Bunu anlamadan geliştirilen her politika, vatandaşı tutmaz, sadece harcamasını başka bir kalemde yurt dışına iter.
İTO Başkanı Şekip Avdagiç:
“Bütün vize kısıtlamalarına rağmen Türk vatandaşlarının yurt dışındaki turizm harcamalarında artış var.
Vatandaşlarımızın turizmle ilgili ihtiyaçlarını yurt içinde tutacak politikalar geliştirmeliyiz.”
Reel Konut Fiyat Endeksi Son Durum
Aylık: [%1.78⬆️] | Yıllık: [%0.25⬆️]
Yıllık artış 21 ay sonra ilk kez pozitif geldi.
Bu dönüş kalıcı olursa reel getirinin yeniden pozitif algılanması talep davranışını ve beklentileri hızla değiştirebilir.
Bence Türkiye'deki AVM’lerde acilen şu iki değişikliğin yapılması gerekiyor:
1. Otoparkların ücretli hâle getirilmesi
2. AVM’lere girişin cüzi bir miktar ücrete (örneğin 10 $) tabi olması (bu sayede otobüs, metrobüs gibi toplu taşıma araçlarıyla gelenler de bir miktar filtrelenmiş olur)
Bu değişiklikler yapıldığında, güvenlik kontrolüne bile gerek kalmayacağını düşünüyorum.
AVM’lere sadece dolaşmak için gelen çok sayıda insan var. Çoğunluğu alışveriş yapmıyor, yemek almıyor, sadece kalabalık oluşturuyor ve benim gibi ne istediğini bilen kişilerin A noktasından B noktasına geçişini yavaşlatıyor.
Mesela, geçen gün Kaliforniya'da Black Friday etkinliği için alışverişe çıktım. AVM’de normalde ücretsiz olan park alanlarını vale hizmetine dönüştürüp 15 $ ücret talep ettiler. Gereksiz kalabalık büyük ölçüde azaldığı için neredeyse mükemmele yakın bir alışveriş deneyimi yaşadım. Mağazalarda bir miktar yoğunluk vardı, ancak aşırı kalabalık yoktu ve gittiğim her yerde tezgahtarlar birebir ilgilendi.
Finans dünyasında çok kritik ama çoğu kişinin bilmediği bir gerçek var:
Grossman-Stiglitz Paradoksu.
İnan bana, finans okuryazarlığın sıfır bile olsa bunu anladığında “Aaa, o yüzden böyle oluyor!” diyeceksin.
👇 Basitçe anlatayım:
Piyasalar tamamen doğru fiyatlarla çalışıyor olsaydı, yani herkes her şeyi bilse ve fiyatlar hep adil olsa, kimse araştırma yapmaz, analiz üretmez, bilgi toplamaya para harcamazdı.
Çünkü zaten fiyatlar doğru, uğraşmaya gerek yok.
Ama herkes bilgi toplamayı bırakırsa fiyatlar doğru olmaktan çıkar.
İşte paradoks burada:
Piyasalar, tamamen verimli olamayacak kadar verimlidir.
1. Birileri araştırma yapmalı ki fiyatlar doğru olsun.
2. Fiyatlar çok doğru olursa kimse araştırma yapmaz.
3. Kimse araştırmazsa fiyatlar bozulur.
4. Fiyatlar bozulunca araştırmanın değeri yeniden artar.
Kendi kendini ayarlayan bir sistem.
Günlük hayattan örnek:
Mahallede gizli bir ucuz market olduğunu sadece sen biliyorsan çok avantajlısın.
Herkes öğrenirse fiyatlar yükselir, avantaj biter.
Piyasa da aynı.
Bir fırsat çok yayılırsa kaybolur.
Bu paradoks şunu söyler:
• Piyasada her zaman biraz fırsat vardır.
• Ama bu fırsatlar asla sınırsız olmaz.
• Bilgi toplayan her zaman öndedir.
• Herkes aynı şeyi biliyorsa o bilgi artık değersizdir.
Kısacası:
Piyasa, fırsatları tamamen yok etmeyecek kadar akıllı;
onları herkese dağıtmayacak kadar da acımasız.