Son seçimlerde el değiştiren birçok belediye şimdiden dökülmeye, hizmet noktasında iflas bayrağını çekmeye başladı.
Konserinden asfaltına, reklamından imarına kadar elinizi nereye atsanız oradan bir yolsuzluk skandalı fışkırıyor.
Ortada harcanan milyarlar, on milyarlar var ama hizmet yok, eser yok.
Seçim meydanlarında “Allah’ın suyundan para mı alınır” diyorlardı, şimdi millet fahiş fiyatla bile olsa neredeyse içecek su bulamıyor.
Su kamyonları, bidonlar, toplanmayan çöpler, yolda kalan otobüsler istisna olmaktan çıktı, rutin haline geldi.
Bir de utanmadan bize itibar dersi vermeye kalkıyorlar.
CHP Genel Başkanı bunlarla uğraşacağına sabah akşam kriz duasına çıkıyor.
Öyle bir halde ki AK Parti yıpransın, hükûmet yıpransın da Türkiye’ye ne olursa olsun havasında.
Türk Hava Yolları’nın 2 yıldır sürdürdüğü ve dünyaya ilan ettiği uçak alım görüşmelerini çarpıtarak kendince senaryolar yazıyor.
Ne uluslararası ticaret bilgisi var ne de diplomasinin kurallarına vâkıf.
Ne diyelim? İnşallah bir an önce kendini toparlar, biraz siyaset öğrenir.
Yoksa bize “CHP’li vatandaşlarımıza Allah sabır versin” demekten başka bir yol kalmayacak.
Vatanımız, bayrağımız, mukaddes değerlerimizle Cumhuriyetimizin muhafaza ve müdafaasında hepimiz biriz, beraberiz.
Mesele Türkiye ise gerisi teferruattır…
Genç Cumhuriyetimizin bir dönemine tanıklık eden Savarona yatı, maalesef bir ara kumarhane olarak da kullanılmıştı.
Biz Savarona’yı aslına sadık kalarak baştan aşağı yeniledik ve mavi sularla tekrar buluşturduk.
Edep ve adap dışı ifadelerle hükûmetimizi hedef alanlara sadece şunu söylüyorum:
Bizim Filistin hassasiyetimizi sorgulamak sizin ne haddinize?
Daha düne kadar topraklarını savunan Gazzelilere “terörist” diyen siz değil miydiniz?
Madem mazlumun yanındaydınız, peki 14 yıl boyunca Suriye’de neredeydiniz?
1 milyon insan katledilirken, Suriyeli kardeşlerimiz zulüm görürken neredeydiniz?
Halep’te, Dera’da, Humus’ta, Hama’da mazlumların üzerine varil bombaları yağarken neden sesiniz çıkmadı, neden konuşmadınız?
Karabağ ülkemizin de desteğiyle azatlık mücadelesi verirken işgalcilerin tezleriyle Can Azerbaycan’a iftira atan siz değil miydiniz?
Libya’ya yardıma gittiğimizde “Libya’dan bize ne” diyen siz değil miydiniz?
Siz hiçbir zaman mazlumların yanında olmadınız.
Siz Orta Doğu’ya hiçbir zaman kardeşlik penceresinden bakmadınız.
Ümmet olmanın ne demek olduğunu anlamadınız, bu duyguyu hiçbir zaman yüreğinizde hissetmediniz.
Şimdi çıkmış, kapkara sicilinize bakmadan bizi eleştiriyorsunuz, Kabine üyelerimizi eleştiriyorsunuz, bakanlarımıza seviyesizce dil uzatıyorsunuz.
Ne yaparsanız yapın, bize kara çalamayacaksınız.
Filistin halkının kalbindeki Türkiye sevdasını, Tayyip Erdoğan sevdasını söküp atamayacaksınız.
Türk milletinin bir asır sonra kardeşleriyle yeniden kucaklaşmasına engel olamayacaksınız.
Siz inkâr etseniz de tarih bizim dik duruşumuzu yazıyor.
Türkiye’nin verdiği zorlu mücadele mümin gönüllere iftiharla kazınıyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde:
✓Hükümet devirmek için orman yakan
✓Kur yükselsin diye döviz alan
✓Hırsız için miting yapan
✓Ekonomi batsın diye dua eden
✓Devletini İngilizlere şikayet eden
✓Ülkesinin otomobil üretmesinden nefret eden bir muhalif
BULAMAZSIN.
Bizi engellemek için kumpastan darbeye, şantajdan tehdide, ekonomik tuzaktan sokak terörüne kadar her yolu denediler.
Aldıkları sınırsız uluslararası desteğe rağmen başaramadılar.
İstiklal ve istikbalimize yönelik saldırılara karşı nasıl bir tavır ortaya koymuşuz, hatırlayalım.
LGBT gibi sapkınlıklardan sanal bahis tuzaklarına, cinsiyetsizleştirme politikalarından kültür emperyalizmine her geçen gün yeni bir cephede mücadele veriyoruz.
Menfur fikirlerin, çirkin emellerin, bozuk değerlerin bu topraklarda yayılmasına bundan sonra da müsaade etmeyeceğiz.
Bugün güncel tartışmalara ışık tutması için Türkiye’nin nasıl kurulduğunu, hangi temeller üzerine inşa edildiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisinin nasıl açıldığını bilmeyenlere 1920 tarihli bu telgrafı özetleyerek ve sadeleştirerek bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.
Bu ülkeyi kuran esas irade budur.
Türkiye işte bu telgrafta vücut bulan hassasiyetleri korumak, yaşatmak, yüceltmek, her türlü saldırı karşısında bu değerleri muhafaza ve müdafaa etmek, nihayetinde de istikbale güçlü bir şekilde taşımak için kurulmuştur.
İslam’la müşerref olduğumuz günden beri kurulan devletlerimizin üzerinde yükseldiği değerler manzumesi işte bunlardır.
Elhamdülillah Müslüman’ız, Muhammed ümmetindeniz.
Bin yıldır ilay-ı kelimetullahın sancaktarlığını yapan Türk milletindeniz.
Milletimiz müsterih olsun.
Hükûmetleri; Türkiye’nin menfaatlerinin, huzurunun, dirliğinin, güvenliğinin sonuna kadar takipçisidir.
Biz bakkal işletmiyoruz; dünyanın en büyük ülkelerinden birini, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetiyoruz.
Devlet tecrübemiz, tarihî derinliğimiz, millet olarak yüzyıllara sâri birikimimiz, bu sürecin idaresinde bizim en büyük referans kaynağımızdır.
İktidar sorumluluğu; içi boş söylemleri, hamaseti, polemiği kaldırmaz.
Sırtında yumurta küfesi olmayanların söylemleriyle hareket edemeyiz.
Daha düne kadar İsrail’in gönüllü avukatlığına soyunup utanmadan sıkılmadan Hamas’a terör örgütü diyenlerin kışkırtmalarını zaten muhatap almıyoruz.
İsrail’in artan saldırganlığına dikkat çektiğimiz için bizi acımasızca eleştirenlere bugün bize akıl vermek, bizim hassasiyetimizi sorgulamak değil, şayet zerre miskal öz saygıları kaldıysa hatalarını kabul edip bizden özür dilemek düşer.
Biz attığımız ve atacağımız adımları daha burunlarının ucunu görmekten aciz bu vizyonsuzların tavsiyelerine göre değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışan devlet ciddiyetiyle belirliyoruz.