Tecrit Uygulamalarından Derhal Vazgeçilsin; Seda Baykan’ın Talepleri Kabul Edilsin!
Seda Baykan başta olmak üzere mahpuslara yönelik tecrit politikalarından vazgeçilmeli ve mahpusların sevk talepleri kabul edilmelidir.
AYM’den Kadın Haklarına Bir Darbe Daha !
Anayasa Mahkemesi (AYM), Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapılan başvuru üzerine Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk Nafakası” başlıklı 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Söz konusu hüküm, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir” şeklinde düzenlenmişti. Anayasa Mahkemesi, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine de karar verdi.
Bilindiği üzere aynı konuda 2012 yılında da Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş, ancak Mahkeme o tarihte “bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur” değerlendirmesinde bulunarak iptal talebini reddetmişti. Aradan geçen yıllar içerisinde kadın hakları alanında yaşanan fiilî ve hukuki gerilemenin yansımalarını ne yazık ki bugün Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da görmekteyiz. Mahkemenin yaklaşık on dört yıl sonra önceki yaklaşımının tam tersine bir karar vermesi, kadınların kazanılmış haklarının zayıflatılması açısından son derece kaygı vericidir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin uzun yıllardır temel politikalarından biri evlilik kurumunu teşvik etmek olmuştur. Son dönemde ise kadınların erken yaşta evlenmelerini, daha fazla çocuk sahibi olmalarını ve kamusal yaşamdan ziyade aile içerisinde tanımlanan rollerle sınırlandırılmalarını destekleyen politikaların giderek daha görünür hale geldiği görülmektedir. Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) başta olmak üzere kadın-erkek eşitliğini güvence altına alan birçok uluslararası sözleşmeye taraf olmasına rağmen, uygulamada erkek egemen anlayışın yaşamın tüm alanlarında etkisini sürdürdüğü görülmektedir.
Eşi tarafından aldatılan, şiddete maruz bırakılan, çocuklarının bakım sorumluluğunu üstlenen ve ekonomik olarak herhangi bir güvencesi bulunmayan kadınlar açısından Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı son derece düşündürücüdür. Üstelik yoksulluk nafakasının süresiz olması, nafakanın hiçbir koşulda değiştirilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında meydana gelen değişiklikler halinde nafakanın azaltılması veya tamamen kaldırılması için mahkemeye başvurulabilmesi zaten mevcut hukuk sisteminde mümkündür.
Buna rağmen, söz konusu gerçeklikler dikkate alınmaksızın verilen bu karar, erkek egemen değer yargılarının yargı sistemi üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu kararın, birçok kadının ekonomik nedenlerle şiddet gördüğü veya mutlu olmadığı evlilikleri sürdürmek zorunda kalmasına yol açabileceği açıktır. Özellikle ekonomik bağımsızlığı bulunmayan ve yaşamını sürdürebilmek için desteğe ihtiyaç duyan kadınlar açısından bu karar ciddi sonuçlar doğuracaktır.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu kararın, aile kurumunu kutsayan ve kadını aile içerisinde ikincil bir konuma yerleştiren anlayışın bir sonucu olduğu kanaatindeyiz. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini zayıflatabilecek her türlü hukuki düzenleme ve yargısal karar karşısında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
İnsan hakları savunucusu kadınlar olarak, gerek kamuoyuna açıklanan 12. Yargı Paketi içerisinde kadınları ilgilendiren düzenlemelerin gerekse Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine ilişkin iptal kararının kadınların haklı mücadelelerini olumsuz yönde etkileyebilecek gelişmeler olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle söz konusu düzenlemelere ve hak kayıplarına karşı susmayacağımızı, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
https://t.co/TwvjLbPqyx
12. Yargı Paketi: Çocuğun üstün yararı, güvenlikçi politikalara kurban edilemez!
Çocukların güvenli, özgür ve onurlu bir yaşam sürme hakkı; güvenlikçi politikaların, cezalandırıcı hukuk anlayışının üzerinde tutulmalıdır.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre hazırlıkları sürdürülen 12. Yargı Paketi kapsamında, suça sürüklenen çocuklara ilişkin ceza ve infaz rejiminin ağırlaştırılması yönünde düzenlemeler gündemdedir. Çocukların daha uzun süre özgürlüğünden yoksun bırakılmasını ve çocuk adalet sisteminin daha cezalandırıcı bir anlayışla yeniden şekillendirilmesini öngören bu yaklaşım, çocuk hakları bakımından ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Son yıllarda çocukların maruz kaldığı hak ihlalleri giderek artarken, çocukları korumaya yönelik sosyal politikaların zayıfladığı görülmektedir. Çocuk yoksulluğu derinleşmekte, çocuk işçiliği yaygınlaşmakta, eğitime erişimde eşitsizlikler büyümekte, çocuklar ihmal, istismar ve şiddete karşı yeterince korunamamaktadır. Çocukların yaşam hakkını tehdit eden önlenebilir ölümler, iş cinayetleri, akran zorbalığı, okul içi ve dışı şiddet vakaları ile çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları kamuoyunun gündeminden düşmemektedir. Buna rağmen çocukların korunmasına yönelik bütüncül ve hak temelli politikalar geliştirilmemekte, çözüm giderek daha fazla ceza ve güvenlik eksenli düzenlemelerde aranmaktadır.
Çocukların suça sürüklenmesi bireysel bir tercih değil; yoksulluk, eşitsizlik, ayrımcılık, dışlanma, güvencesizlik ve kamusal koruma mekanizmalarının yetersizliğinin sonucudur. Devletin çocukları koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği koşullarda ortaya çıkan sorunların sorumluluğunu çocuklara yüklemek ve bu sorunlara daha ağır cezalarla yanıt vermek kabul edilemez.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Çocuk Adalet Sistemine İlişkin Birleşmiş Milletler standartları ve diğer uluslararası insan hakları belgeleri; özgürlüğünden yoksun bırakılmanın çocuklar açısından ancak son çare olarak ve mümkün olan en kısa süreyle uygulanabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Çocuk adalet sisteminin temel amacı cezalandırmak değil; çocuğun yüksek yararını gözetmek, onarıcı adaleti sağlamak ve çocuğun toplumsal yaşama yeniden katılımını desteklemektir.
Oysa kamuoyuna yansıyan düzenlemeler, çocuk adalet sistemini hak temelli bir anlayıştan uzaklaştırarak daha cezalandırıcı ve daha güvenlikçi bir zemine çekme riski taşımaktadır. Çocukları koruma iddiasıyla hazırlanan düzenlemelerin, çocukların özgürlüğünü daha fazla kısıtlayan ve onları ceza infaz sistemi içerisinde daha uzun süre tutan uygulamalara dönüşmesi çocuk hakları hukukuna açıkça aykırıdır.
https://t.co/s38wjcEyyt
5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü bir kutlama günü değil; ekolojik yıkımı, iklim krizini ve çevre hakkı ihlallerini görünür kılma günü olarak karşılıyoruz.
Doğanın talanı yaşam hakkının ihlalidir.
Yaşamı, doğayı ve geleceği birlikte savunacağız.
#DünyaÇevreGünü#5Haziran
Rahmi Koç’un sosyal medyada yayılan ve bir Kürt kadının kimliği üzerinden aşağılandığı, etnik aidiyetinin alay ve küçümseme konusu yapıldığı görüntüler; toplumda kökleşmiş ayrımcı zihniyetin ve normalleştirilmeye çalışılan ırkçı söylemlerin yeni bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Söz konusu ifadeler yalnızca bir kişiyi hedef almamakta; Kürt kadınların kimliğini, onurunu ve toplumsal varlığını hedef alan sistematik ayrımcılığın yeniden üretilmesine hizmet etmektedir.
Etnik kimlikler üzerinden aşağılayıcı stereotipler üretmek, halkları birbirine karşı kışkırtmak ve kadınları cinsiyetçi kalıplar içerisinde aşağılamak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Irkçılık ve ayrımcılık, hangi kişi tarafından ve hangi gerekçeyle dile getirilirse getirilsin insan haklarına aykırıdır. Kürt kimliğinin mizah, fıkra ya da gündelik söylem adı altında hedef gösterilmesi; yıllardır mücadele ettiğimiz ayrımcı dilin toplumsal meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamaktadır.
Özellikle Kürt kadınlar, hem etnik kimlikleri hem de toplumsal cinsiyetleri nedeniyle çoklu ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır. Bu nedenle Kürt kadınlarını aşağılayan her söylem aynı zamanda hem ırkçılığın hem de cinsiyetçiliğin yeniden üretimidir. İnsan onurunu zedeleyen, bir halkı ve kadınları aşağılayan bu yaklaşımın karşısında durmak; demokratik ve eşitlikçi bir toplumun gereğidir.
Özür açıklaması, kamuoyunda haklı tepkiye neden olan ayrımcı ve ırkçı söylemin niteliğiyle yüzleşmekten uzaktır. Açıklamada kullanılan "herhangi bir kimliği hedef alma niyeti taşımadım" ifadesi, sorunun kendisini değil, söylemi kuran kişinin niyetini merkeze almaktadır. Oysa insan hakları perspektifinden bakıldığında, ayrımcı söylemlerin değerlendirilmesinde belirleyici olan yalnızca failin niyeti değil, kullanılan ifadelerin yarattığı etki ve toplumsal sonuçlardır.
Kürt kadınlarını aşağılayıcı kalıplar üzerinden temsil eden ve etnik kimliği küçümseme konusu haline getiren ifadeler, niyet beyanıyla ortadan kalkmaz. Bu tür söylemler, tarihsel olarak maruz kalınan ayrımcılığı, ötekileştirmeyi ve toplumsal önyargıları yeniden üretir. Bu nedenle gerçek bir yüzleşme ve özür, yalnızca üzüntü belirtmekle değil; kullanılan ifadelerin neden yanlış olduğunun kabul edilmesi, ayrımcı içeriğin açık biçimde mahkûm edilmesi ve bu durumdan etkilenen kişi ve topluluklardan doğrudan özür dilenmesiyle mümkün olabilir.
İnsan haklarının temel ilkesi; herkesin dili, kimliği, etnik kökeni, cinsiyeti ve inancı ne olursa olsun eşit hak ve onura sahip olduğunun kabul edilmesidir. Irkçılığa, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
İnsan Hakları Derneği olarak; Kürt halkına yönelik nefret söylemlerini, ayrımcı ve ırkçı ifadeleri, kadınları aşağılayan cinsiyetçi yaklaşımları kabul edilemez. Yetkilileri nefret ve ayrımcılık içeren söylemler karşısında etkili tutum almaya, toplumun tüm kesimlerini ise eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşam kültürünü güçlendirmeye çağırıyoruz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
6 Haziran 2026
17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında gerçekleştirdiğimiz “Babam Hakkında Katarsis” film gösterimi ve söyleşisine katılım sağlayan, duygularını bizimle paylaşan yönetmen Zelal Buldan’a teşekkür ederiz.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkez Genel Sekreteri Dr. Osman İşçi ile birlikte, İHD Şanlıurfa Şubesi olarak Urfa Diş Hekimleri Odası’nı ziyaret ettik. Misafirperverliklerinden dolayı yönetimine teşekkür ederiz.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkez Genel Sekreteri Dr. Osman İşçi ile birlikte, İHD Şanlıurfa Şubesi olarak Urfa Tabip Odası’nı (TTB) ziyaret ettik. Misafirperverliklerinden dolayı yönetimine teşekkür ederiz.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkez Genel Sekreteri Dr. Osman İşçi ile birlikte, İHD Şanlıurfa Şubesi olarak Urfa Barosu’nu ziyaret ettik. Misafirperverlikleri dolayısıyla Baro Başkanı Abdullah Öncel ve yönetimine teşekkür ederiz
17-31 Mayıs Kayıplar Haftası’nda; gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi derin bir özlemle anıyor, hakikat, adalet ve yüzleşme talebimizi bir kez daha yineliyoruz. Kayıpların akıbeti açıklanana ve cezasızlık son bulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında, bölge şubelerimizin katılımıyla Siirt Newala Qesaba’da basın açıklamamızı gerçekleştirdik. Gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması, cezasızlık politikalarına son verilmesi ve hakikat ile adaletin tesisi talebimizi bir kez daha yineledik.
15ê Gulane Roşanê Zıwenê Kurdî Bimbarek Bo
Bi destê Celadet Elî Bedîrxano ke 1932 de alfabeya zonê kurdî nuşte û roşnvîranê kurdan ê nê demî bi alfabeya latînî kovara kurdî Hawar weşanîyaye. 15ê Gulane ya ke tede hûmara Hawarî ya verêne vejîyaye, serra 2006î ra nat zê Roşanê Zonê Kurdî yena fîrazkerdene. Kovara Hawarî ya ke heta 1943yî pêro pîya 57 hûmarî weşanîyaye de lehçeyanê kurdîyan ê kurmancî, soranî û kirmanckî de nuşteyan ca girewtbî.
Rixmo ke kurdî Tirkîya de tirkî ra tepîya zono ke zaf yeno qiseykerdene yo û wayîrê statuyêkê fermî nîyo, tarîxê Komare de vera zonê kurdî tedayan formanê cîya-cîyayan de dewam kerd.
Nê demî de seba awankerdisê aştîya komelkî û halê bêpêrodayîsî gamê muhîmî erzîyenê. Bêguman wedarnayîsê astengîyan ê verê gurênayîsê zon û lehçeyanê kurdî seba çareserîya “Persa Kurdî” û peydakerdisê aştîya komelkî hacetanê raverşîyayîs ê tewr esasîyan ra ju yo.
Kanalê TRT 6 o ke wayîrê çi garantîyêkê qanûnî nêbî û 2009 de dest pê weşanê kurdî kerd û caardisanê dersanê weçîniteyan ê ke serra 2012yî de dest pêkerd, nêşîkînê waştisanê zonê dayîke yê bi mîlyonan hemwelatîyanê kurdan peyda bikerê.
Serra 2025î de mabênê 15.000 mamosteyanê ke ameyî tayînkerdene de seba zonê kurdî têyna 6 mamosteyî ameyî tayînkerdene.
No tayînkerdis duştê raştîye der o û musneno ke asta fermî de seba perwerdeyê bi zonê dayîke çi plankerdis çin o. Seba perwerdeyê bi zonê dayîke gerek serûberkerdisê qanûnî bivirazîyê, meseleyê zê amadekerdisê materyal û mufredatê perwerdeyî gerek zaf rew bêrê nîqaskerdene.
Heqê zonî, belgeyanê heqanê mordeman ê mîyanneteweyîyan ê cîya-cîyayan de kî yenê seveknayene.
Belgeyê mîyanneteweyî yê zê “Weşananê Radyo û Televîzyonî de Gurênayîsê Zonanê Kêmneteweyîyan Ser o Rêber”, “Heqanê Zonî yê Kêmneteweyîyanê Neteweyîyan Ser o Pêşnîyazê Osloyî”, “Heqanê Perwerdeyî yê Kêmneteweyîyanê Neteweyîyan Ser o Pêşnîyazê Laheyî” ke hetê Peymana Heqanê Domanan a BM’yî, Perwerde de Vera Cîyakerîye Peymana UNESCO’yî û Tirkîya kî tede Rêxistina Hemkarîye û Asayîşî ya Ewropa (AGÎT) ra seba ke dewletê eleqedarî dest bidê ci, yenê pêşnîyazkerdene, belgeyê ke standartanê ke heqanê zonî ser o komelo mîyanneteweyî dest bido ci dîyar kenê yê.
Ma yo seba ke her kes hetê nîjad, renk, cinsîyet, zon, îtîqat, etnîsîte û kokê komelkî ra raştê cîyakerîye nêro, heq û azadîyanê mordemî yê tewr esasîyan ra bi şeklêko têduşt feydedar bibo mucadele bikerê û pêro zonan rê azadîye waştene rê dewam bikerê.
Ma zê seveknayoxê heqanê mordemî, endam û îdarekarê xo Vedat Aydino ke heyetê pêroyî yê komela ma de zonê dayîka xo de seba ke kurdî qisey kerd, ame girewtene û bado kî ame qetilkerdene Roşanê Zowenê Kurdî de bi rêzdarî yad kenîme.
https://t.co/VqVaK2OotW
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı Kutlu Olsun !
Anadili hakları insan haklarıdır. Barışın dili anadilidir.
1932 yılında Kürt dilinin alfabesini yazan Celadet Bedirxan ve dönemin Kürt aydınları tarafından Latin alfabesiyle çıkarılan Kürtçe dergi Hawar’ın ilk sayısının yayımlandığı 15 Mayıs tarihi, 2006 yılından beri Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Toplam 57 sayı yayımlanan Hawar dergisi, Kürtçenin Kurmanci, Sorani ve Kırmancki lehçelerinde yazılar barındırarak Kürt aydınlanmasının temel taşlarından biri olmuştur.
Türkiye’de Türkçeden sonra en yaygın konuşulan dil Kürtçe olmasına rağmen resmi bir statüsünün olmaması ve Kürt diline yönelik baskılar Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli biçimlerde devam etmiştir. Mezopotamya’nın en kadim dillerinden biri olan Kürtçe, ulus devletlerin tekçi ve ayrımcı politikaları nedeniyle uzun yıllar baskı altında bırakılmış, milyonlarca insan anadili hakkından mahrum edilmiştir. Anadili hakkının tanınmaması bugün de toplumsal ihtilafların önemli nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir.
Kürt meselesinin demokratik çözümü ve toplumsal barışın kalıcı olarak sağlanmasının en temel ilerleme aracı, Kürt dili ve lehçelerinin kullanımı ile anadilinde eğitim önündeki tüm engellerin koşulsuz şartsız kaldırılması ve bu hakların anayasal güvence altına alınmasıdır.
Yasal hiçbir güvencesi olmadan başlatılan seçmeli ders uygulamaları, milyonlarca Kürt yurttaşın anadil talebini karşılamaktan oldukça uzaktır. Güncel veriler bu yetersizliği açıkça ortaya koymaktadır: Bugün yaklaşık 60 bin öğrenci Kürtçe seçmeli dersini talep ederken, tüm Türkiye’de yalnızca 157 kadrolu Kürtçe öğretmeni görev yapmaktadır. Üniversitelerden mezun 847 öğretmen adayı atanmayı beklerken, geçtiğimiz yıl sadece 6 öğretmenin atanmış olması, anadil hakkına yönelik resmi politikaların samimiyetten uzak olduğunu kanıtlamaktadır. Eğitim biliminin temel bir ilkesi olan “çocuğun kendi anadilinde eğitim görme hakkı” pedagojik bir zorunluluktur ve derhal hayata geçirilmelidir.
Toplumsal barış, ancak evrensel insan haklarının ve demokratik değerlerin eksiksiz bir şekilde hayata geçirilmesiyle mümkündür. Anadilinde eğitim; coğrafi veya siyasi sınırlardan bağımsız olarak, her bireyin devredilemez en temel insan hakkıdır. Suriye/Rojava’da yaşayan Kürt halkının mücadeleyle kazandığı eğitim hakkının tanınması ile Türkiye’de demokratik toplum sürecinin ilerletilmesi birbiriyle bağlantılıdır. Anadilde eğitim hakkının güvence altına alınmaması yalnızca Kürt halkı için değil, tüm Ortadoğu halkının bir arada yaşaması için ciddi bir risk taşımaktadır. Bu bağlamda, komşu coğrafyalar başta olmak üzere Ortadoğu genelinde yaşayan Kürt halkının anadil ve eğitim haklarına erişiminin güvence altına alınması, bölgesel barışın ve Türkiye’deki demokratikleşme sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Diller; halkların hafızasını, kültürünü ve ortak yaşamını taşıyan temel değerlerdir. Anadili, halkların kimliğinin en güçlü ifadesidir. Bu nedenle dil özgürlüğü yalnızca kültürel değil, aynı zamanda eşit ve demokratik yaşam ve siyasal katılım hakkının da temelidir.
Dil hakları, çeşitli uluslararası insan hakları belgelerinde de korunan bir haktır. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, UNESCO Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) belgeleri, anadil hakkının standartlarını belirlemiştir. Bu uluslararası sözleşmelerin gereği yerine getirilmeli, yargıdan eğitime, sağlıktan sanata kadar kamusal yaşamın her alanında Kürtçe üzerindeki kısıtlamalara son verilmelidir.
Irk, renk, cinsiyet, dil, din, etnik veya toplumsal köken vs. herhangi bir temelde ayrımcılığa uğramadan herkesin en temel insan hak ve özgürlüklerinden eşitçe yararlanabilmesi için mücadele etmeye ve bütün dillere özgürlük istemeye devam edeceğiz.
İnsan hakları savunucuları olarak, derneğimizin genel kurulunda kendi anadilinde, Kürtçe konuşma yaptığı için tutuklanıp yargılanan, daha sonra da katledilen üye ve yöneticimiz Vedat Aydın’ı Kürt Dil Bayramı’nda saygıyla anıyoruz.
Bizler insan hakları savunucuları olarak, herkesin kendi anadilini özgürce kullanma, kendi anadilinde eğitim görme hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor ve bu konudaki engellemelerin karşısında durduğumuzu bir kez daha ifade ederek Kürt dil bayramını kutluyoruz.
Barışın dili anadilidir. İHD olarak barışa giden yolda anadilini savunmaya devam edeceğiz.
https://t.co/zdEdHrXATr
Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklu olarak yargılandığı davanın ilk duruşmasını takip etmek üzere; Eş Genel Başkan Yardımcımız Av. Ercan Yılmaz, Bölge Temsilcimiz Tahir Saçaklı, Merkezi Hapishane Komisyonu Eş Sözcümüz Av. Yusuf Erdoğan ve Antep Şube Başkanımız Av. Bahri Oğuz’dan oluşan heyetimiz Antep Adliyesi’nde hazır bulunmaktadır.
Örgütlenme özgürlüğü ve sendikal mücadele alanında yürüttüğü çalışmalar nedeniyle yaklaşık iki aydır tutuklu bulunan Mehmet Türkmen’in derhal serbest bırakılmasını ve hakkında yöneltilen tüm suçlamalar bakımından beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.