Hakikatin Peşindeyiz, Barışta Israrlıyız!
#İHD40Yaşında
Kırk yıl önce, insan haklarının ağır biçimde ihlal edildiği, korkunun ve suskunluğun egemen kılınmaya çalışıldığı bir dönemde bir söz söylendi:
İnsan onuru, hiçbir koşulda vazgeçilemeyecek bir değerdir.
İnsan Hakları Derneği (İHD), bu sözün etrafında kuruldu.
12 Eylül askeri darbesinin yarattığı baskı ortamında; hukukun askıya alındığı, işkencenin sistematik bir uygulama olarak sürdüğü, ifade özgürlüğünün yok sayıldığı ve cezaevlerinin ağır hak ihlallerinin yaşandığı mekânlara dönüştüğü bir dönemde 98 cesur kadın ve erkek insan hakları savunucusu bir araya geldi.
Mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler ile öğretmenlerden oluşan bu insanlar, 17 Temmuz 1986 tarihinde İnsan Hakları Derneği'ni kurdu.
Bu yalnızca bir derneğin kuruluşu değildi. Aynı zamanda korkuya karşı cesaretin, inkâra karşı hakikatin, cuntaya karşı demokratik hukuk devletinin, tekçiliğe karşı çoğulculuğun ve şiddete karşı barışın örgütlü bir ifadesiydi.
İHD, kuruluşundan itibaren insan haklarını bütünlükçü bir perspektifle ele almış; işkence görenlerin, cezaevlerinde hakları ihlal edilenlerin, yakınları kaybedilenlerin, düşünceleri nedeniyle baskıya uğrayanların ve sesi duyulmayanların yanında durmuştur.
Çünkü insan hakları mücadelesi yalnızca belirli dönemlerin veya belirli kesimlerin meselesi değildir. İnsan hakları mücadelesi; herkes için adalet, özgürlük ve eşitlik arayışıdır.
Açıklamanın tamamı: https://t.co/YK6Rn4ZkOe
Öğrencilerin ve akademisyenlerin kampüse girişinin engellenmesinden sonra şimdi de erzak girişinin yasaklanması, temel hak ve özgürlüklere yönelik açık bir müdahaledir. Öğrencileri yalnızlaştırmaya ve ihtiyaçlarından mahrum bırakmaya yönelik bu yaklaşım kabul edilemez.
22 Mayıs 2026 tarihli, 33261 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırıldığının duyurulması, yalnızca bir yükseköğretim kurumuna yönelik idari bir işlem değil; doğrudan doğruya eğitim hakkına, akademik özgürlüğe ve hukuk devleti ilkesine yönelmiş ağır bir müdahaledir.
Kararda dayanak olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesi gösterilmiş olmasına rağmen, söz konusu maddenin hangi fıkrasın uyarınca ilgili kararının alındığı belirtilmemiştir. Binlerce öğrencinin geleceğini, akademisyenlerin emeğini ve üniversite çalışanlarının yaşamını etkileyen böylesine ağır bir karar, belirsiz ifadelerle kamuoyuna duyurulmuştur.
Üniversiteler, düşünce özgürlüğünün, bilimsel üretimin ve toplumsal ilerlemenin olduğu yerler olması gerekirken, Cumhurbaşkanı kararında faaliyet durdurma dayanağı olarak gösterilen 2547 sayılı, 1980 darbe dönemi kanununa sonradan eklenen düzenlemelerle birlikte giderek daha fazla siyasal iradenin keyfi müdahalelerine açık hale gelmiştir. Evrensel hukuk normlarını hiçe sayan, şeffaflıktan uzak ve topluma hesap vermeyen bu yaklaşım kabul edilemez.
Öğrencilerin eğitim hakkı anayasal güvence altındadır. Akademisyenlerin bilimsel faaliyet yürütme özgürlüğü ise evrensel hukuk normlarının koruması altındadır. Bu hakların idari tasarruflarla bir gecede ortadan kaldırılması, demokratik toplum düzeniyle bağdaşmamaktadır. Hukuki güvenlik ilkesinin yok sayıldığı, keyfi ve denetimden uzak kararların normalleştirildiği günümüz konjonktüründe, söz konusu Cumhurbaşkanı kararı ağır akademik sonuçlar doğurabilecek nitelikte bir karardır.
Eğitim kurumlarını siyasi baskı mekanizmalarının hedefi haline getiren uygulamaların bariz bir örneğini oluşturan bu karar derhal geri alınmalı, darbe dönemi kanunlarıyla işlem tesis edilmesine son verilmelidir.
📌Görünmezlikten dayanışmaya: Ermeni gençler anlattı
🖊️Nazlıcan Karakoç
📸▪️Norin Şara Arslan
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde Talya Ökke moderatörlüğünde düzenlenen “Ermeni Genç Olmak” panelinde Nare Dink, Vartan Estukyan ve Şant Demirçivi; Türkiye’de Ermeni kimliğiyle büyümenin yarattığı görünmezliği, gündelik ayrımcılığı, aidiyet arayışını ve kimliğin umut veren taraflarını kendi deneyimleri üzerinden anlattı.
https://t.co/jwK8ZTOgcu
Vartan Estukyan : “Türkiye’de bişeylerin yanlış gittiğini fark eden kitle en kıymetli grup benim için. Beyaz ve güvendeki Türkler’den bir şeyler yanlış diyip araştıran insan kıymetlidir.”
Birlikte konuşmak ve birbirimizi duymak için buluşuyoruz.
Görünürlük, sessizlik ve kimlik üzerine farklı deneyimlerle bir araya geliyoruz.
Panelimize davetlisiniz.
🗓 9 Mayıs 2026, Cumartesi
⏰ 14.00
📍 İHD İstanbul Şubesi
Sezgin Zevkibol:
Romanlar niye örgütlenmiyor sorusunu çok alıyorum. Romanlar siyasetle de ilgilenmez örgütlenmezler de gibi bir bakış var. Romanlarla sizin iletişime geçmeniz, onlara gitmeniz gerekiyor, Oturduğumuz yerde Romanları beklemek yanlış bir tutum.
Emirhan Süzük;Romanların hayatı romantize ediliyor bir park yapılması için uğraştık, ancak şöyle bir algı var: “Romanlar zaten sokakta büyür, sokakta oynar.” Oysa bu mahallede parklar yapılmadığı için yakın zamanda sokakta oynayan iki çocuk, araç çarpması sonucu hayatını kaybetti
Emirhan Süzük;Romanların hayatı romantize ediliyor bir park yapılması için uğraştık, ancak şöyle bir algı var: “Romanlar zaten sokakta büyür, sokakta oynar.” Oysa bu mahallede parklar yapılmadığı için yakın zamanda sokakta oynayan iki çocuk, araç çarpması sonucu hayatını kaybetti
8 Nisan Uluslararası Roman Günü’nü sadece kutlamıyor; Roman gençlerin deneyimlerini, sorunlarını ve çözüm yollarını masaya yatırıyoruz. ⚡️
📍 İHD İstanbul Şubesi
🗓 11 Nisan Cumartesi | 14.00