📍 GAZZE - SU SORUNU
Gazze'de ateşkesin fiilen sahaya yansımadığı bu günlerde, derinleşen insani krizin gölgesinde insanlar temiz su sıkıntısıyla mücadele etmeye devam ediyor.
Kirli su ve susuzluk, başta çocuklar olmak üzere binlerce insanın sağlığını tehdit ediyor. Günlük su ihtiyacının çok altında yaşam mücadelesi veren Gazze halkı, her geçen gün daha ağır şartlarla karşı karşıya kalıyor.
Ecir Kapısı Derneği olarak temiz su dağıtımlarıyla emanetlerinizi ihtiyaç sahiplerine ulaştırmayı sürdürüyoruz.
Rabbimiz yapılan bütün hayırları kabul buyursun. Gazze halkına sabır, selamet ve en kısa zamanda kalıcı huzur ihsan eylesin. 🤲
Programın adı: “Selefi/Vehhabilerin İddialarına Cevap.” Kapakta ise Halis Bayancuk Hoca’nın resmi var. Bir insanın resmini böyle bir başlığın altında kullanmak, onu açıkça hedef göstermek ve doğrudan tartışmanın muhatabı ilan etmektir.
Madem Halis Hoca’yı bu meselenin muhatabı olarak görüyorsunuz, o hâlde verilecek cevap da arkasından değil; yüzüne karşı, gözlerinin içine bakılarak verilmelidir. Buyurun, kendisine söz hakkı tanıyın. İddialarınızı ve eleştirilerinizi onun karşısında dile getirin.
Muhatabın bulunmadığı bir ortamda konuşmak, ithamları peş peşe sıralamak kolaydır. Ancak buna ilmî cevap denmez. Bir insanı resmiyle hedef gösterip ardından ona kendisini savunma ve cevap verme hakkı tanımamak ne ilmin adabına ne de yayın ahlakına yakışır.
Halis Hoca’nın resmini kaldırın ya da kendisine söz hakkı verin!
Bir insanın fotoğrafını kullanarak kamuoyuna mesaj vermek kolaydır. Asıl mesele, o insanın kendi sözünü söylemesine ne kadar tahammül edebildiğinizdir.
Eğer Halis Hoca hakkında bir iddianız, eleştiriniz veya söyleyecek sözünüz varsa, buyurun açıkça ortaya koyun. Ancak onun üzerinden konuşup kendisine söz hakkı vermemek ne adaletle ne de siyasi ahlakla bağdaşır.
Ya Halis Hoca’nın resmini kaldırın ya da mikrofonu kendisine uzatın.
Çünkü söz hakkının olmadığı yerde adaletten değil, tek taraflı bir anlatıdan bahsedilir.
@tvnet@nurhaktan@EbubekirSifil
Hakkında bu kadar atıp tuttuğunuz Halis Hoca ile bu konuları ilmi bir zeminde konuşmanız gerekmez mi?
Halis Hoca’yı batıl üzere görüyorsanız hücceti ikamet etmiş olursunuz. Yok siz batıl üzere iseniz hüccet size ulaşmış olur.
Bu uzaktan uzağa iftiralar nereye kadar devam edecek?
@EbubekirSifil
Programınızın yayın kapağına resmimi koyduğunuza göre, beni konunun muhataplarından biri olarak görüyorsunuz demektir. Bir insanı resmiyle hedef alıyorsanız yayın ahlakı gereği ya kendisine söz hakkı tanımalı ya da konuğunuzun iddialarını muhatabının yüzüne söyleyebileceği bir program yapmalısınız. Zira konuğunuz Ebubekir Sifil her zamanki gibi davranıyor; hakla bâtılı birbirine karıştırıp İslam âlimlerine ve çeşitli ekollere iftira ediyor. Ehl-i Hadis imamlarının bir kısmını tecsim ve teşbihle suçluyor. Bütün ümmet bu isimleri önder kabul etmişken, kendisi ve izinden gittiği Kevserî ümmetin çizgisine aykırı düşerek bu zatlara iftira atmıştır.
Eş'arîliği ve Mâtürîdîliği hak kabul ederken Selefîliği bâtıl ilan ediyor. Oysa İmam Eş'arî'nin aidiyeti tartışmasız olan eserlerinden yola çıkarak Ebubekir Sifil'in programda savunduğu sıfat konusunu ele alsak, kendisinin Mutezile tevillerini Sünnilik diye anlatıp savunduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Türkiye'deki yaygın ve kurumsal tasavvuf anlayışının Mâtürîdîlik ve Hanefîlik ölçülerine ne kadar uyduğunu yalnızca bu iki kaynağı esas alarak tartışabiliriz. Bizim karşı çıktığımız şirk ve aşırılıkların tamamına Mâtürîdî ve Hanefî imamların da net bir şekilde karşı çıktığını gösterebiliriz.
Kütüb-i Sitte imamları mücessime midir? Nitekim ismini saydığı imamlar ile Kütüb-i Sitte müellifleri arasında inanç bakımından hiçbir fark yoktur. Ümmet, dinin ikinci temel kaynağı olan sünneti "akidesi bozuk" insanlardan mı öğrendi?
Muhammed bin Abdülvehhab'ın mezhepleri ve mezhebe uymayı reddettiğini, tasavvufu da şirk saydığını iddia ediyor. Oysa Muhammed bin Abdülvehhab Hanbelî'dir; izinden gittiği İbn Teymiyye ise Kadirî bir sûfîdir. Onların tasavvufta karşı çıktığı tek şey; bütün ümmetin de reddettiği şahısları ilahlaştırma, Bâtınîlik ve sapkınlıktır. Aynı şekilde İmam Şevkânî'ye de iftira etmektedir. Zira mezhep taassubunu eleştiren yalnızca Şevkânî değildir. Mezhepleri Kitap ve Sünnet'in önüne geçirmeyi aynı ayet bağlamında eleştirenlerden biri Fahreddin Râzî, sûfîlerin şeyhler hususundaki aşırılıkları bağlamında eleştiren ise Ebû Hayyân ve diğer âlimlerdir. Tarihte mezhep taassubunun yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde ulema bu tavrında sonuna kadar haklı ve isabetlidir.
Halefin tevil anlayışına dair söyledikleri de doğru değildir. Şayet "sözde tecsim kaygısıyla" Allah'ın sıfat ayetlerini tevil etmek haklı bir gerekçeyse, insanlar ateist veya deist olmasın diye ahkâm ayetlerini tevil edenlere neden karşı çıkmaktadır? Kaldı ki tevile gerekçe gösterdiği bu tehlike sahabeden itibaren her devirde vardı; ancak kimse bunu bir tehdit sayıp Allah'ın ayetlerini tevil veya tahrif etmedi. Zaten kelamcıların tevil yapma sebebi de bu değildir. Kelamcılar akla aykırı buldukları ve nassları zannî gördükleri için nassı akla uydurmak adına tevile başvurmuşlardır. Yani bugün Ebubekir Sifil'in de eleştirdiği modernistlerin ahkâm nasslarına yaptığını, kendileri akaid nasslarına yapmıştır.
Ayrıca programda Kur'an kıssalarını tevil edenleri "tarihselci" diyerek yaftalaması da tam bir çifte standarttır. Oysa savunduğu kelamcılar; sıfat ayetlerindeki üslubun o dönemin avamı mekândan münezzeh bir Tanrı'yı kavrayamayıp inkâra düşmesin diye kullanıldığını iddia etmekte ve bu gerekçeyle tevil yapmaktadır. İlk muhatapların avamlığını bahane edip akaid ayetlerini tevil etmeyi Sünnilik kabul ederken, aynı mantıkla kıssaları tevil edenleri tarihselci ilan etmek açık bir tenakuzdur. Şayet nassın dilini dönemin şartlarına ve algısına bağlamak tarihselcilikse, Ebubekir Sifil'in savunduğu kelamın tevil mantığı akaid tarihselciliğinin ta kendisidir.
Programda dile getirdiği tevilleri, özellikle "el" sıfatıyla ilgili olanları hak mezhep kabul ettiği ilk nesil Eş'arî imamların eserlerine bakarak değerlendirirsek bunların Mutezile tevilleri olduğu görülür. Nitekim ilk dönem âlimleri bunların bâtıl bir tevil, yani özünde bir tahrif olduğunu açıkça belirtmiştir. Böyle bir akaidi "Sünnilik" diye sunmak, ancak bu kadar hata yapan birine yakışır.
Tekfiri toptan reddedip bunu Sünniliğin ayırıcı bir vasfı sayması açık bir hatadır. Cehmiyye, Râfızîlik, İbâhiyye, Hulûliyye, Vahdet-i Vücud, filozoflar ve Bâtınîlik gibi akımları tekfir edenler kimlerdir? Yakın dönemde laikleri, demokratları, Kemalistleri, Baasçıları tekfir eden ulema Sünnî değil midir? Sizin bu tekfir karşıtlığınız Sünnî olmanızdan değil, laik sistemin memuru olmanızdan kaynaklanmaktadır. Zira Sünnilik tekfiri suç hâline getirmez, haksız tekfire karşı çıkar. Tekfire düşman olanlar, ucu kendilerine dokunduğu için rahatsızlık duyan bölgedeki laik rejimlerdir. Allah'ın dininde ise tekfir; meşru olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Siz meşru olmayan ölçüsüz tekfire karşı çıkın; bütün peygamberlerin ortak daveti olan şirki ve müşrikleri tekfir etmeye değil!
Peygamber'in kabrine selam vermenin ya da kurban sevabını ölüye bağışlamanın küfür olduğu iddiası, Ebubekir Sifil'in halkı galeyana getirmek için uydurduğu bir iftiradır. İnsanların küfür saydığı asıl şey; Allah'ı bırakıp kabirdeki ruhlara el açıp dua etmek, fayda ve zararı onlardan beklemek ve kabirleri putlaştırmaktır.
Bu anlayışın yayılma sebebine dair söyledikleri de baştan sona yanlıştır. Bu inancın yayılma nedeni; tevhid ehlinin hakkı açık ve net bir dille anlatması, İslam'a savaş açan sistemlerin maaşlı elemanı olmaması ve dünyanın her yerinde İslam'ı savunmak adına bizzat sahada, halkın içinde yer almasıdır.
Son olarak; Hepimizin en acil meselesi, bizi her taraftan kuşatan laik ve demokratik rejimler ile bunların toplumu müşrikleştirmek için kurduğu tuzaklardır. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere bu döneme şahitlik eden ulemanın söz konusu rejimlere tavrı ile bugün o mirası temsil ettiğini iddia eden Ebubekir Sifil'in yaklaşımı taban tabana zıttır. İslam toprakları laik, demokrat, dikta ve bilumum küfür inançlarının işgali altındadır. İslam topraklarında çocuklar zorunlu olarak on yıl boyunca putperest ayinlerine zorlanmaktadır. İslam toprakları Batılı devletlerin askerî üsleriyle bilfiil işgal edilmiştir. Sıradan bir işe girerken dahi insanlara küfür içerikli yeminler dayatılmaktadır. Faiz hayatın her alanında dayatılmakta, İslam'ın en temel kabulleri tartışma konusu edilmektedir. İslam'ın bir şeriat ve nizam olduğunu dillendirmek dahi suç kabul edilmektedir. Epsteinci kâfirler İslam topraklarını ziyaret ettiğinde şerefli konuklar gibi karşılanmakta, işgalcilikleri ödüllendirilmektedir.
Din âlimi vasfı taşıyan konuğunuz bu meselelerde tam bir memur gibi davranmakta, tüzük ve yönetmelikler uyarınca sessiz kalmaktadır. Ama nedense İslam ümmetinin çocuklarına karşı aslan kesilmekte, İslam akaidinin yılmaz müdafiine dönüşmektedir. Resimlerini paylaşarak açıkça hedef aldığınız insanlara medya ahlakı gereği söz hakkı verir veya vermezsiniz; konuğunuz iddia ve iftiralarıyla ilgili konuşmayı kabul eder ya da etmez, bu size ve ahlak anlayışınıza kalmıştır. Ancak iki tarafın da kabul ettiği ortak bir hakikat vardır: Yalan söylemek ve iftira etmek haram, söz hakkı vermeksizin insanları hedef göstermek ise ahlaksızlıktır.
Tefsir Kaideleri serisinin 25. dersinde; meşhur tefsir imamlarının yetiştiği Tâbiîn Dönemi'ni, bu neslin tefsir yaparken kullandıkları 8 farklı kaynağı ve Tâbiîn sözünün dindeki bağlayıcılığını usul kurallarıyla ele aldık.
Aşağıdaki linkten dersimize erişim sağlayabilirsiniz: https://t.co/E0WA2FfRo3
Toplumsal tepkilerdeki temel sorun usulsüzlüktür.
Bid’at-ı hasene kavramını ilkesel olarak kabul edip bu mantıkla ihdas edilen kandil gecelerini onaylayanlar, bugün "sır gecesi" ilan eden kişiye tepki gösteriyor. Oysa bid’at-ı hasene ilkesini bir kez benimsedikten sonra, mâsiyet meclisi tertip edilmediği sürece sonradan çıkarılan her türlü dini uygulamayı onaylamak zorunda kalırsınız.
Akli birtakım kabullere uymuyor diye Allah’ın sıfatlarını tevil edenler, yine aklına uymadığı gerekçesiyle fıkhî ahkâmı tevil edenlere karşı çıkıyor. Oysa dinin aslı olan ve ilk üç neslin üzerinde ittifak ettiği Allah’ın sıfatları dahi güya insanları teşbih ve tecsimden koruma ihtiyacına binaen tevil edilebiliyorsa, modern gençliği deizmden korumak adına ahkâm neden tevil edilmesin?
Bu itirazlarda ciddi usul hataları ve belirgin çelişkiler mevcuttur. Doğrusu şudur: Allah’ın Resulü’nden sonra ihdas edilen tüm özel geceler yanlış olduğu gibi, günümüzde uydurulan "sır gecesi" de yanlıştır. Akla uymadığı veya insanları koruma iddiasıyla Allah’ın sıfatlarını tevil etmek ne kadar yanlışsa, aynı gerekçelerle ahkâmı tevil etmek de o kadar yanlıştır.
Kurtuluş ancak teslimiyettedir.
"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir." (Buhari, 5027)
Yıllardır Kur'ân dersleri gören kardeşlerimizin öğrendiklerini daha iyi pekiştirmeleri, tecvid bilgilerini üst düzeye çıkarmaları ve okuyuş melekelerini hızlandırmaları amacıyla Kur'ân-ı Kerim eğitim projelerimizin bir devamı olarak bu yıl "2026 Yaz Kur'ân Kampı" programımızı gerçekleştirdik.
Tamamını izlemek için:
https://t.co/KZ8e4nYfZr
Batı'da bir Allah düşmanının burnu kanasa dünyayı ayağa kaldıran ikiyüzlü çeteler; söz konusu Gazze'nin masum çocukları, diri diri toprağa gömülen mustazafları olunca kör, sağır ve dilsiz kaldı!
Güçlüye kul, Batı'ya köle olan bu sefih zihniyet; Siyonist katillerin kanlı çizmelerini öpmekten hiç utanmadı!