🗞️İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı #Nisan bülteni yayında! İnsan hakları savunucularına yönelik yargılamalar ve tehditler, alanı ilgilendiren gelişmeler ve haberler için: https://t.co/2uQIgzUVS1
🔴#İHSDABülteni’ne abone olmak için: https://t.co/YXYciLb9rz
23. İstanbul Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan LGBTİ+’lar ile eylemi takip eden bianet editörü Evrim Gündüz, gazeteciler Nur Kaya ve Yusuf Çelik, ayrıca savunmanlığını MLSA’nın yaptığı fotoğraf sanatçısı Cansu Yıldıran’ın da aralarında bulunduğu 53 kişinin yargılandığı davanın ikinci duruşması İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı.
Önceki duruşma, savunması alınmayan beş kişinin dinlenmesi için ertelenmişti.
Mahkeme, katılımın yoğun olabileceği ihtimali üzerine duruşmayı İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi salonuna aldı.
LGBTİ+ müvekkillerle iletişim, dosya takibi ve 2911 sonrası gözaltı/GGM süreçlerine ilişkin bilgi ve deneyim paylaşımında buluşuyoruz. Tüm meslektaşlarımız davetlidir.
📅 07 Haziran 2026 Pazar
🕕 18.00–20.45
📍 İstanbul Barosu Merkez Bina, CMK Binası 1.kat
MAYIS AYI HAK İHLALLERİ GÜNDEMİ
1- Doruk ve Özlen Madencilik İşçilerinin Hak Mücadelesi
Maden işçileri, Mayıs ayında da ödenmeyen ücretleri, tazminatları ve gasp edilen hakları için direnmeye devam etti.
Doruk Madencilik işçileri, üç bakanlığın garantörlüğünde verilen sözlerin tutulmaması üzerine yeniden eyleme geçti. 4 Haziran’da alacakların ödenmeye başlamasıyla eylem kazanımla sonlandı.
Özşen Madencilik işçileri ise ödenmeyen maaşları, fazla mesai ücretleri, tazminat hakları ve iş sağlığı güvenliği talepleri için mücadele ediyor.
1 Haziran Haftası: İfade Özgürlüğü Davaları ve Diğer Gelişmeler
📌 Haziranın ilk haftasında gazeteciler, siyasetçiler, öğrenciler, akademisyenler ve hak savunucuları ifade özgürlüğü kapsamındaki davalarda hakim karşısına çıktı.
📌 Mahkemeler bazı dosyalarda beraat ve tahliye kararı verirken, çok sayıda yargılama ertelendi.
📌 Salon yetersizliği, teknik aksaklıklar, kolluk varlığı ve savunma hakkına ilişkin tartışmalar, adil yargılama ihlallerine ilişkin endişeleri yine gündemde tuttu.
📌 Mahkeme salonlarının dışında ise erişim engelleri, gazetecilere yönelik soruşturmalar ve tutuklamalar ifade ve basın özgürlüğü tartışmalarını sürdürdü.
Kadınlar kendi deneyimlerinden, gerçek nafaka hikayelerini okuyabilirsiniz. Neden nafakanın bir hak olduğunu, neden yoksulluğa düşen tarafın çoğunlukla kadınlar olduğunu, iş girememenin ve bütün evin işlerini yıllarca yapmanın ne demek olduğunu bu anlatılarda görebilirsiniz.
EuroMed Rights is saddened to learn the passing of trans human rights defender Deniz Soydam on the first day of the #Pride month. This is not an isolated incident, but rather reflects the oppressive anti-LGBTIQ+ policies of the Turkish government. The intensification of the repressive climate against #LGBTIQ+ people in #Turkey has grave ramifications for the psychological and physical health of human rights defenders.
İnsan hakları savunucusu İris Mozalar, LGBTİ+ hakları, feminist mücadele ve ifade özgürlüğü alanlarındaki çalışmaları nedeniyle yıllardır yargısal baskılarla karşı karşıya.
Barışçıl protestolara katıldığı ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında açılan 4 ayrı dava sürüyor.
Haziran ayında 3 kez hâkim karşısına çıkacak:
📅 5 Haziran
📅 9 Haziran
📅 15 Haziran
Detaylı bilgi için: https://t.co/8GZUiA6blE
Bu davalar yalnızca İris’i değil; Türkiye’de LGBTİ+ ve feminist hareketlere yönelik baskıları ve yargısal tacizi de görünür kılıyor.
Sessiz Kalma olarak yargı süreçlerini izlemeye ve dayanışmayı büyütmeye devam ediyoruz.
#SessizKalma #İrisMozalar
We are deeply saddened by the loss of WHRD Deniz Soydam. Our deepest condolences go to her loved ones and to her community during this immensely difficult time. We honour her memory, her dedication and contributions, and how she continued to extend solidarity to others even in her most vulnerable moments.
As a trans woman, Deniz faced relentless systemic violence, including an arson attack on her home. We stand in solidarity with the ongoing fight for the rights of trans persons in Turkey, in their struggle for justice against a system that legitimises transphobia, and for their right to a life lived in dignity.
12. YARGI PAKETİ DERHAL GERİ ÇEKİLMELİDİR !
Kamuoyuna yansıyan 12. Yargı Paketi taslağı, “yargı reformu” adı altında LGBTİ+’ların varlığını, bedenini, sevgisini, görünürlüğünü ve hak mücadelesini hedef alan açık bir siyasal saldırıdır. Bu girişim yeni değildir. Önceki yargı paketlerinde de tekrar tekrar gündeme getirilen benzer düzenlemeler, iktidarın ceza hukukunu toplumu hizaya sokmak, makbul hayatlar yaratmak ve nefret siyasetini yasalaştırmak için kullandığını göstermektedir.
LGBTİ+’ları aileye, çocuklara ya da topluma yönelik bir tehlike gibi göstermek, insan hakları hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmayan ağır bir ayrımcılık biçimidir. Bir toplumu kutuplaştırmak için LGBTİ+’ları pedofili, istismar ya da çocuklara yönelik suçlarla ilişkilendirmek kimsenin hakkı da haddi de değildir. Bu söylem, eleştiri değil; hedef gösterme, nefret üretme ve şiddeti meşrulaştırma pratiğidir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu çok sayıda uluslararası insan hakları sözleşmesi ayrımcılığı açık biçimde yasaklamaktadır. Buna rağmen devlet, LGBTİ+’lara yönelik uygulamaları ve politikalarıyla bu yasağı sürekli ihlal etmektedir. Dahası, bu sözleşmelerin denetim mekanizmaları da çoğu zaman insan haklarına dayanan tutarlı bir kararlılık yerine siyasi ve stratejik kaygılarla hareket etmekte; Türkiye’deki ihlaller karşısında etkili, zamanında ve sonuç alıcı bir tutum ortaya koymamaktadır. Ancak uluslararası mekanizmaların suskunluğu ya da yetersizliği, devletin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; insan hakları pazarlık konusu yapılamaz.
Genel ahlak, aile kurumunun korunması ve biyolojik cinsiyet gibi muğlak kavramlarla ceza normu üretilemez. Laik hukuk düzeninde suç ile günah, hukuk ile ahlak dayatması, kamu düzeni ile iktidarın ideolojik arzuları birbirine karıştırılamaz. Ceza kanunları iktidarın ahlak defteri değildir. Hukuk, insanı korumak için vardır; makbul insan yaratmak için değil.
Transların cinsiyet uyum sürecine erişimini zorlaştırmak, sağlık hizmeti sunanları ceza tehdidiyle baskılamak, aynı cinsiyetten kişilerin birlikteliğini ve görünürlüğünü kriminalize etmek; sağlık hakkının, özel hayata saygı hakkının, beden bütünlüğünün ve ayrımcılık yasağının açık ihlalidir. Bunun adı reform değil, hak gaspıdır. Bunun adı aileyi korumak değil, LGBTİ+’lara karşı devlet eliyle şiddet üretmektir.
12. Yargı Paketi bu haliyle derhal geri çekilmelidir. LGBTİ+’ların varoluşunu kriminalize eden hiçbir düzenleme Meclis gündemine getirilmemelidir.
LGBTİ+ hakları insan haklarıdır. İnsan hakları devletlerin lütfu değil, mücadeleyle kazanılmış evrensel haklardır.
İnsan Hakları Derneği olarak bu saldırıya karşı susmayacağız, geri çekilmeyeceğiz, haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Eşitliği, özgürlüğü ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz.
İnsan Hakları Derneği Merkezi LGBTİ+ Komisyonu
AYM’den Kadın Haklarına Bir Darbe Daha !
Anayasa Mahkemesi (AYM), Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapılan başvuru üzerine Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk Nafakası” başlıklı 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etti. Söz konusu hüküm, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir” şeklinde düzenlenmişti. Anayasa Mahkemesi, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine de karar verdi.
Bilindiği üzere aynı konuda 2012 yılında da Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş, ancak Mahkeme o tarihte “bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur” değerlendirmesinde bulunarak iptal talebini reddetmişti. Aradan geçen yıllar içerisinde kadın hakları alanında yaşanan fiilî ve hukuki gerilemenin yansımalarını ne yazık ki bugün Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da görmekteyiz. Mahkemenin yaklaşık on dört yıl sonra önceki yaklaşımının tam tersine bir karar vermesi, kadınların kazanılmış haklarının zayıflatılması açısından son derece kaygı vericidir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin uzun yıllardır temel politikalarından biri evlilik kurumunu teşvik etmek olmuştur. Son dönemde ise kadınların erken yaşta evlenmelerini, daha fazla çocuk sahibi olmalarını ve kamusal yaşamdan ziyade aile içerisinde tanımlanan rollerle sınırlandırılmalarını destekleyen politikaların giderek daha görünür hale geldiği görülmektedir. Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) başta olmak üzere kadın-erkek eşitliğini güvence altına alan birçok uluslararası sözleşmeye taraf olmasına rağmen, uygulamada erkek egemen anlayışın yaşamın tüm alanlarında etkisini sürdürdüğü görülmektedir.
Eşi tarafından aldatılan, şiddete maruz bırakılan, çocuklarının bakım sorumluluğunu üstlenen ve ekonomik olarak herhangi bir güvencesi bulunmayan kadınlar açısından Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı son derece düşündürücüdür. Üstelik yoksulluk nafakasının süresiz olması, nafakanın hiçbir koşulda değiştirilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında meydana gelen değişiklikler halinde nafakanın azaltılması veya tamamen kaldırılması için mahkemeye başvurulabilmesi zaten mevcut hukuk sisteminde mümkündür.
Buna rağmen, söz konusu gerçeklikler dikkate alınmaksızın verilen bu karar, erkek egemen değer yargılarının yargı sistemi üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu kararın, birçok kadının ekonomik nedenlerle şiddet gördüğü veya mutlu olmadığı evlilikleri sürdürmek zorunda kalmasına yol açabileceği açıktır. Özellikle ekonomik bağımsızlığı bulunmayan ve yaşamını sürdürebilmek için desteğe ihtiyaç duyan kadınlar açısından bu karar ciddi sonuçlar doğuracaktır.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu kararın, aile kurumunu kutsayan ve kadını aile içerisinde ikincil bir konuma yerleştiren anlayışın bir sonucu olduğu kanaatindeyiz. Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini zayıflatabilecek her türlü hukuki düzenleme ve yargısal karar karşısında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
İnsan hakları savunucusu kadınlar olarak, gerek kamuoyuna açıklanan 12. Yargı Paketi içerisinde kadınları ilgilendiren düzenlemelerin gerekse Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine ilişkin iptal kararının kadınların haklı mücadelelerini olumsuz yönde etkileyebilecek gelişmeler olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle söz konusu düzenlemelere ve hak kayıplarına karşı susmayacağımızı, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
https://t.co/TwvjLbPqyx
Nafaka bir ayrıcalık değil, yoksulluğa karşı bir güvencedir.
AYM’nin kararı sonrası yapılacak düzenleme; kadınları yoksulluğa itmeden, çocukların üstün yararını gözeterek ve taraflar arasında adil bir denge kurarak şekillenmelidir.
Anayasa Mahkemesi kadınların süresiz yoksulluğa mahkum olmasına karar verdi!
Anayasa Mahkemesi bugün yoksulluk nafakasının sınırlandırılmasına ilişkin kadın düşmanı ve utanç verici bir karara imza attı.
Bu karar, yıllarca şiddete maruz kalan, evlilik süresince erkekler tarafından eğitim alması veya işe girmesi engellenen, senelerce ev işlerini ve bakım yükünü üstlenen kadınların “artık yeter” deyip boşanmaya karar verdiklerinde bir nebze de olsa geçimlerini sağlayabilecekleri nafakadan kadınları mahrum bırakıyor.
Bu kadınların şiddet dolu evliliklerden çıkamaması, boşanamaması, boşandığında ise yoksulluğa ve güvencesizliğe sürüklenmesi anlamına geliyor.
Anayasa Mahkemesi ve Adalet Bakanı, kadınların evlilik boyunca maruz kaldığı şiddeti, üstlendiği karşılıksız emeği, boşanma sonrası yoksulluğuna sürüklenen taraf olduğunu yok sayıyor.
Buna karşılık, yıllarca kadınların emeğinden sınırsız yararlanan erkeklerin sözde “mağduriyetini” gidermek için, kadınların çoğu zaman mahkeme kapılarında mücadele ederek alabildiği üç kuruş nafakayı sınırlamayı tercih ediyor. “Vatandaş” olarak addettiği erkeklerden yana, kadınların karşısında yer alıyor!
Bu kararı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz!
12. Yargı Paketi kılıfıyla tekrar Meclis gündemine getirilmek istenen LGBTİ+ düşmanı yasal düzenlemeler hakkında LGBTİ+ ve Aile Dernekleri’nin ortak açıklamasıdır
2013 Gezi Protestoları sırasında polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Ethem Sarısülük ile ilgili Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Güvenpark’ta yapılmak istenen anmaya katılmak için toplananlara müdahale eden polis, aralarında Tüm Bel-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Bülent Türkmen’in de olduğu toplam 24 kişiyi gözaltına aldı.
2 Haziran 2026 TİHV Dokümantasyon Merkezi Günlük #İnsanHakları Raporu: https://t.co/fOKEmVzon2
Uluslararası Af Örgütü, FexEx Belçika hakkında şirketin Belçika üzerinden İsrail’e hukuka aykırı olarak silah taşıdığı gerekçesiyle yapılan suç duyurusuna müdahil oldu. FedEx Belçika’nın yasal ruhsat olmadan taşıdığı iddia edilen silahlar arasında, İsrail’in işgal altındaki Gazze Şeridi’nde Filistinlilere yönelik devam eden soykırımı kapsamında sıklıkla kullandığı F-35 savaş uçaklarının parçaları da yer alıyor.
❗ FedEx faaliyetlerinin insan hakları üzerindeki etkilerinden sorumludur.