Seninle geçirdiğim küçücük anların bile bir gün bu kadar kıymetli olacağını bilmiyordum. Kocaman kalbiyle sevgisini hissettiren bir melektin sen. Seni çok özleyeceğim
lately hidup ku tuh berasa kayak one long bad day yang ga kelar-kelar. capeknya bukan cuma fisik, tapi mentally exhausted sampe hal-hal yang dulu bikin aku happy sekarang cuma lewat doang. no spark, no excitement, just "yaudah". dan ironically, sekarang aku udah ngga ngarep banyak. no big dreams, no crazy expectations. aku cuma bangun tiap pagi sambil bilang ke diri sendiri, "survive today without losing my mind"
crecí en una familia donde se peleaban y luego se ignoraban todo el tiempo hasta que todo vuelva a la normalidad y hacían como si nada hubiese pasado, asi que perdón por a veces no saber como expresar lo que siento
Dua ederken Allah’tan hayata karşı hevesinizi yeniden vermesini isteyin. Merakınızı, enerjinizi, kendinize olan güveninizi ve geleceğe dair ümidinizi... Belki de ihtiyacınız olan tek şey eskiden sizi heyecanlandıran şeylere yeniden heyecan duyabilmek.
Çocukluk döneminde anksiyete yaşayan birçok insanın fark etmediği bir şey vardır. Sessiz olduğun için, sorun çıkarmadığın için, dikkat çekmediğin için ve duygularını belli etmediğin için çevrendekiler seni “yaşına göre çok olgun” biri olarak görür. Sen de zamanla bunun güçlü bir yönün olduğuna inanmaya başlarsın. Oysa çoğu zaman bu bir olgunluk değildir. Bu, anksiyetenin geliştirdiği bir hayatta kalma biçimidir. Kendini ifade etmezsin, duygularını bastırırsın ve hata yapmaktan kaçınırsın. Yıllar sonra ise sosyal ve duygusal gelişiminin bazı alanlarda yaşıtlarının gerisinde kaldığını fark edebilirsin. Çünkü olgun görünmek ile duygusal olarak sağlıklı gelişmek aynı şey değildir. Bazen çocukken “çok uslu” diye övülen çocuklar, aslında sadece çok kaygılı çocuklardır.
Heveslerinin ölmesini hiçbir ilaç tedavi edemiyor. O yüzden diyorum, bir insana verilen en büyük zarar onun heveslerinin ölmesine neden olmaktır. Çünkü bunun çaresi kolay bulunmuyor. Hevessiz insanın iyi şeyler olacağına dair bir umudu da kalmıyor. Bir süre sonra güzel bir ihtimali düşünmek bile yoruyor insanı. Bir şey istemek, heyecanlanmak, yeniden başlamak anlamsız gelmeye başlıyor. İnsan yaşarken hayatın içinden çekiliyor sanki; nefes alıyor ama geleceğe doğru uzanan bir tarafı kalmıyor.
Bence bir insanın hevesini kırmaktan bu yüzden çok daha fazla sakınmak gerekir. Çünkü bazen birinin kalbini sadece kırmış olmuyorsunuz, hayata yeniden tutunma ihtimalini de yok etmiş oluyorsunuz.
didem madak’ın ‘sonra içime ve hatta dışıma kapandım. küsmek gibi bir şey, bir çeşit gölge fesleğeni. bir çeşit olmayan hayat. zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.’ dediği eşikteyim.
Evlilik kararı almadan önce partneri yalnızca iyi günlerde değil kriz, belirsizlik, çatışma ve başarı anlarındaki tutumlarıyla değerlendirmenin önemi kıymetlidir. Bir ilişkinin sürdürülebilirliği, duygusal yüklerin nasıl paylaşıldığı, öfke kontrolü ve ailevi sınırlarda gösterilen duruş gibi somut davranışlarla ölçülür.
hayatımda hiçbir şeyin yolunda gitmeyişinden, hiçbir şey başaramamış olmaktan, sürekli para hesabı yapmaktan, geleceğimin korkunçluğundan, hiçbir anlamlı ilişki kuramamaktan, kimse için bir anlam ifade edememiş olmaktan o kadar yoruldum ki. biraz sabredeyim diyecek gücüm bile yok
istanbula yeni bir suru ogrenci gelmis galiba her yerde yavas hareket etmelerinden anliyorum burasi oyle bi sehir degil cocuklar hic acelemiz yokken de acelemiz var her yere kosarak gidiyoruz biz