Maliye ve Hazine Bakanımız @memetsimsek ‘le yaptığımız görüşmeye ilişkin fazlaca soru geldi.
Mesela, yakında seçim ihtimalini gösteren bir hazırlık var mı?
Veya topluma nefes aldıracak düzenlemeler nedir?
Bir dizi soru.
Uzun sohbetten anladığım, bırakın 2026’yı, 2027’de bile seçim yok.
Seçim vaktinde, Nisan 2028’de yapılacakmış gibi politikalar sürdürülüyor.
Peki, dar ve sabit gelirli rahat nefes almak için 2028’i mi bekleyecek?
Sanıyorum, bu noktada farklı bir anlayış söz konusu.
İlk aşamada.
Ücreti, maaşı katlamak, seyyanen artış yapmaktan öte alım gücünü arttırmaya yönelik çalışmalar var.
Ağırlıklı olarak hayatı pahalı kılan üç faktör üzerinde duruluyor: Kira, gıda, ulaşım.
Bunları ucuzlatmadan gelirdeki görece artışın derde deva olmayacağı düşünülüyor.
Onun için 750 bin sosyal konut projesi önemli.
Gıda tedarik zincirine el atılıyor.
Ulaşıma maliyet enflasyonundan fazla zam yapılmasını önlemek için “değerleme oranı” belirlenmesi söz konusu. Bu oranın üzerinde zam yapılamayacak.
İstihdam ve finansmana erişimin kolaylaştırması için destek arttırılarak sürdürülecek. Yeni paketler yolda.
Gelir tamamlayıcı destek programı (GETAD) son aşamada.
Toplumun en dezavantajlı kesimine ilave “aylık” ödenmesi uygulaması, yeni yılda başlayabilir.
Bu uygulamadaki ölçek, bayram ikramiyesi gibi bir çok uygulamada devreye sokularak, sadece düşük gelir gruplarına imkan sağlanmasının önü açılabilir.
Başka sürpriz?
Onlar Cumhurbaşkanımızın inisiyatifinde.
Yeni dönem her türlü sürprize açık.
Son cümlem:
Muhalefet kayıkçı kavgasını sürdürürken, iktidar sağlam bir hazırlık içinde.
Tüm ezberler bozulacak gibi.
Sen çocuk katillerinin az ceza almasını savunan ikiyüzlü bir kadınsın. Sen Trabzonlu olamazsın, bizim vekilimiz olamazsın. Trabzonsporlu hiç olamazsın. Bir daha ne bu konuda fikir beyan et ne de Ahmet'in adını verdiği tribünün yanından geç.
Yeni AHBAP vakası.
CHP’li Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, belediye imkanlarıyla Behzat Ç’nin çekildiğini itiraf etmiş.
“İlçe tanıtımına katkısı” oldu demiş.
Ne diyelim, sözün bittiği yerdeyiz.
Almanya'dan Türkiye'ye gelen gurbetçi:
"Biz 1 ay tatil yapmak için 11 ay çalışıyoruz. Buradaki insanımız her hafta sonu tatilde.
Memleketinizin kıymetini bilin desem belki bilemezsiniz. Ancak yurt dışında yaşayınca anlaşılır."
İstanbulda yaşamak / Trabzonda yaşamak
Dünyanın en iyi stadında oynamak / Sıradan bir statta oynamak
Dört sezon havlu attığı sezonda bile pahalı bitenlere rağmen stadı dolduran vefakar taraftar önünde oynamak / Başkanı tvye çıkıp ucuz bilete rağmen taraftar stada gelmiyor diyen, kupa kazandığı sezon bile maça gelmeyen boş stat önünde oynamak
Orkunla Trossardla oynamak / Aralla Cabralla oynamak
İstanbuldaki yabancı okul eğitimi olanakları / Trabzonda yabancı okul eğitimi olanakları
10x forma satışı / 1x forma satışı
Ts'nin tek avantajı avrupa ligini garantilemiş olması. Biz de yolun %75ini zaten geçtik.
Aynı paraya Tsye gidiyorsa aklı futbolda değildir. Net.
hahaa bu dil herkesi her şeyi eşitleyen ve insanlara çaresiz akp düzenine boyun eğeceksiniz dili. giden gider ihanet eden eder hala direnen insanlar, bedel ödeyenler var. bu boş lafları bırakın...
CHP de, Yeni Parti de siyasal partiden daha çok, belediyelerden rant devşirmek dışında bir işleri olmayan, mikro-iktidarlar arayan siyaset esnaflarının sosyal kulübüne benziyor.
Bunların memleket diye bir dertleri, ideolojileri ve ilkeleri yok.
Bunlardan beklenti içinde olanın vay haline.
Cem Küçük hakkında iki iddia var:
1/Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma.
2/Şantaj
Dosyayı bilmediğimiz için yorum yapamayız. Ancak genel kanaatlerimizi paylaşabiliriz.
Birincisi, sübjektif konudur.
Savcılığın elindeki hiçbir bilgi hüküm için yüzde yüz doğru değildir.
Öyle olsa mahkemeler niye var?
Bu hüküm, dezenformasyonla mücadele kapsamında TCK’ya eklenmek üzere meclis gündemine getirildiğinde itirazımı yazmıştım.
En çok tepkiyi iktidara yakın hesaplardan gördüm.
Zaman haklılığımızı ortaya koydu, ne yazık ki bu hüküm yargıda amacına uygun kullanılmıyor.
Şantaj mevzuna gelince.
Bu çok ağır iddia.
Eğer bu iddiayı teyit edici ciddi veriler varsa, babam da olsa sahip çıkmam, adım böyle bir iddiaya karışırsa bana da kimse sahip çıkmasın.
Eğer, iftiraysa sonuna kadar Cem’in yanında olurum.
Bu arada gözaltı işlemleri sırasındaki görüntülerin “suçlu” gibi servis edilmesini “lekenmeme” hakkına aykırı buluyorum.
Fatih Altaylı’dan Enver Aysever ve Furkan Bölükbaşı’na kadar bir çok tutuklama kararına itirazımda olduğu gibi, tutuksuz yargılamanın esas olduğunu hatırlatmak isterim.
Bir suç varsa herkes hesabını vermeli ama tutuklama bir cezaya dönüştürülmemelidir.
Eminim, Cem de kendine geldiğinde bir iç muhasebe yapacaktır.
Benzer muameleye maruz kalan gazeteciler henüz ifade aşamasındayken gösterdiği “sevindirik” ifadelerden pişmanlık duyacaktır.
Acılar üzerinde tepinmek yerine adil yargılamayı savunmak esas olmalıdır.
Fikri, zikri ne olursa olsun.
Sevgili Komşularım,
Bir süredir sizlere anlatmaya çalıştığım gibi, 50 bin Tuzlalının evlerinin yıkılması riskiyle karşı karşıyayız. İki yıldır mesele bu noktaya gelmesin diye büyük bir çaba harcadık ama maalesef sorunun çözümünde hiç mesafe alamadık.
Tüm Tuzlalıların ilçemizin geleceğini tehdit eden bu sorun hakkında her şeyi bilmeye hakkı var! Bundan sonra susmayacağım ve bütün gerçeği olduğu gibi sizlere anlatacağım.
Benim öncelikli görevim ve sorumluluğum Tuzlalının hakkını ve hukukunu korumaktır. Sorun çözümsüz değildir; çözülmesini istemeyenlerin dayatmalarına da boyun eğmeyeceğim.
Tuzlalılar müsterih olsunlar, 50 bin insanı evsiz bırakmanın vebalini asla boynuma almayacağım… #TuzlalınınHakkı