Bir kişilik testi çözdüğünüzü düşünün. Birkaç dakika sonra sadece sizin değil, milyonlarca insanın verisinin dev bir siyasi deneyin parçasına dönüştüğünü öğrenseniz ne hissederdiniz?
İşte 2016 ABD Başkanlık seçimlerinde ortaya çıkan Cambridge Analytica skandalı tam olarak böyle başladı ve dijital çağın en tartışmalı olaylarından birine dönüştü.
Olayın merkezinde Cambridge Analytica adlı bir veri şirketi vardı.
Her şey Facebook’ta yayınlanan basit bir kişilik testiyle başladı.
Yaklaşık 270 bin kişi bu testi doldurdu. Ancak o dönem Facebook’un açıkları sayesinde sadece testi dolduranların değil, arkadaşlarının da verilerine erişildi.
Sonuç?
Yaklaşık 87 milyon Facebook kullanıcısının verisi toplandı.
Beğenileriniz, takip ettiğiniz sayfalar, ilgi alanlarınız, siyasi eğilimleriniz, yaşınız, cinsiyetiniz, yaşadığınız bölge ve çevreniz analiz edildi.
Cambridge Analytica’nın amacı insanları ikna etmekten çok, onları psikolojik olarak sınıflandırmaktı.
Şirket, “OCEAN” adı verilen kişilik modelini kullandığını iddia ediyordu.
Buna göre insanlar;
• Dışa dönüklük
• Sorumluluk
• Uyumluluk
• Duygusal denge
• Yeniliğe açıklık
gibi özelliklere göre kategorilere ayrılıyordu.
Daha sonra her gruba farklı siyasi mesajlar gösteriliyordu.
Örneğin;
Göç konusunda kaygılı seçmenlere göçmenlik içerikleri,
Güvenlik hassasiyeti yüksek kişilere suç haberleri,
Kararsız seçmenlere rakip aday hakkında olumsuz reklamlar sunuluyordu.
Yani milyonlarca insan aynı kampanyayı değil, kendileri için özel hazırlanmış kampanyaları görüyordu.
İşin en dikkat çekici tarafı ise şu:
Bu reklamların büyük bölümü “dark post” adı verilen yöntemlerle yayınlanıyordu.
Bir televizyon reklamını herkes görebilir.
Ama Facebook’taki bu reklamları sadece hedeflenen kişiler görüyordu.
Dolayısıyla kamuoyu, gazeteciler ve rakip kampanyalar bu içeriklerden çoğu zaman haberdar bile olamıyordu.
2016 seçimlerinde dijital reklam harcamaları yüz milyonlarca dolara ulaştı.
Trump kampanyasının da veri analizi ve mikro hedefleme yöntemlerinden yararlandığı, Cambridge Analytica ile çalıştığı sıkça gündeme geldi.
Trump’ın seçimi yalnızca Cambridge Analytica sayesinde kazandığına dair kesin bir kanıt bulunmuyor.
Ancak skandalın ortaya çıkardığı gerçek çok daha önemliydi:
Artık seçim kampanyaları sadece meydanlarda, televizyonlarda ve gazetelerde yürütülmüyordu.
Milyonlarca insanın dijital davranışları analiz ediliyor, psikolojik profilleri çıkarılıyor ve her seçmene farklı bir siyasi gerçeklik sunulabiliyordu.
Bu nedenle Cambridge Analytica skandalı sadece bir veri ihlali değil, demokrasi ve seçim güvenliği tartışmalarının dönüm noktası olarak kabul ediliyor.
Dijital çağın en büyük sorularından biri hâlâ cevap bekliyor:
Seçimleri gerçekten adaylar mı kazanıyor, yoksa bizi bizden daha iyi tanıyan algoritmalar mı?
"Siz büyük bir milletin evlatlarısınız… Azerbaycan adı bize sonradan verilmiş, hepimiz Türküz ve Türkçülüğümüzle her zaman gurur duymalıyız."
🗣️ Ebulfez Elçibey