YENİ SÜREÇ YİNE PROVOKASYON!
AKP - MHP - DEM ortaklığıyla yürütülen "Yeni Çözüm Süreci" ilkinde olduğu gibi üniversiteleri provakasyon sahası haline getirecek yeni tertiplere alan açmaktadır.
''Karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.''
Karl Marx (1844 El Yazmaları, s. 152-153)
Bugün, Vatanımız Emeğimiz ve Cumhuriyetimiz için 1 Mayıs Meydanlarındaydık.
Bağımsız, laik ve devrimci cumhuriyetin mücadele bayrağını alanlara taşıdık.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın işçi sınıfının birlik, beraberlik ve mücadele günü!
#1mayısişçibayramı
Lenin öldükten kısa bir süre sonra Troçki ve taraftarları, Lenin'e ait olduğunu iddia ettikleri vasiyette "Stalin'in kaba birisi olması nedeniyle Genel Sekreterlik görevine uygun olmadığını" söylediği dedikodularını yaymaya başladılar.
Bu dedikoduların en sonunda Stalin'in de kulağına gitmesi sonucunda Stalin, Kongre'de şöyle yanıt verdi:
"Lenin bu "vasiyet"te Kongre'ye, Stalin'in "kabalığı"nı göz önünde bulundurarak, Genel Sekreter olarak başka bir yoldaşın seçilmesinin düşünmesi gerektiğini önerdiği söyleniyor. Bu doğrudur. Evet yoldaşlar, ben, Parti'yi kabaca ve haince harap eden ve bölenlere karşı kabayım. Bunu gizlemedim ve gizlemiyorum. Bölücülere karşı biraz yumuşaklık gerekli olabilir. Ama ben bunu beceremiyorum."
J. Stalin - Tüm Eserleri (10. cilt, syf 150)
VATAN, EMEK, CUMHURİYET İÇİN MEYDANLARA
Emekçi, Yurtsever Halkımız, Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşları!
Bugün sömürüye karşı onurlu bir direnişin mirasını omuzlarımızda taşıyoruz.
1 Mayıs, dünya emekçilerinin birlik, mücadele ve dayanışma günüdür.
Ancak bu büyük günde, yakıcı bir gerçekle yüz yüzeyiz: Emek mücadelesi bir kez daha paramparça. Konfederasyonlar ayrı ayrı meydanlara savrulmuş, işçi sınıfının birleşik sesi kısılmış ve senede bir gün yakalanan ortak mücadele şansı hoyratça harcanmıştır.
Kimi konfederasyonlar iktidarın gölgesine sığınıyor. Kimileri işçi sınıfının sesini fısıltıya çeviriyor. Kimileri ise senede bir günlük birlikteliği emek mücadelesinin değil etnik ve mezhepsel bölücülüğün, cumhuriyet yıkıcılığının, karşı-devrimciliğin aracı haline getiriyor.
Soruyoruz: Bu dağınıklıkla kime güç veriyorsunuz? Bu parçalanmışlıkla hangi emekçinin derdine derman olabiliyorsunuz? Meydanları ve halkı böldüğünüz her gün, mafya-tarikat düzeni güçleniyor. Siz ayrı saflara çekildikçe, emperyalizm ve yerli uşakları emekçinin üstüne daha ağır çöküyor.
VATAN YOKSA EMEK DE YOKTUR
Emekçilerin canıyla savunduğu, alın teriyle işlediği bu topraklarda; köprüler, otoyollar, ve limanlar emperyalist sermayeye peşkeş çekilmektedir. Boğaz köprüleri yirmi beş yıllığına yabancı fonlara satılıyor, tarımın beli ithalatla kırılıyor, fabrikalar kapanıyor. Emekçiler işsizliğe, açlığa, güvencesizliğe mahkûm edilirken; vatanın tapusu Londra mahkemelerine devrediliyor.
Vatan toprağını emperyalist yağmaya açan bir düzende, emekçinin hakkını kim koruyacak? NATO üsleri bu ülkede olduğu sürece, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) kemer sıkma dayatmaları bu milletin sırtına bindiği sürece, alın terinin karşılığını almak mümkün müdür? Ulusötesi şirketlerin sömürüsüne karşı, vatanı ve emeği kim koruyacak? Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack çıkıp iktidara meşruiyet verdiğinde, Türkiye'ye monarşi dayattığında, “Osmanlı millet sistemi���� önerdiğinde, emperyalist savaş için Boğazlarımızı istediğinde susan bir iktidar, emekçiyi savunabilir mi, vatanı koruyabilir mi?
Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak diyoruz ki: Tam bağımsızlık olmadan emek adaleti olmaz. Vatanı, emperyalizmin ve kendi şahsi çıkarlarının uğruna kurban edenlerin, emekçinin alınterini, grev, toplu sözleşme ve sendika hakkını gasp etmesi doğası sonucudur.
CUMHURİYET, EMEKÇİNİN KALESİDİR
Cumhuriyet'i kuranlar aynı zamanda, sırtında cephaneyi taşıyan, demiryolunu döşeyen, fabrikayı kuran, toprağı süren, canını veren emekçilerdir. Cumhuriyet, başta emekçi halkın kanıyla, alın teriyle, fedakarlığıyla kuruldu.
Bugün ise aynı Cumhuriyet, mafya-tarikat-rant üçgeninin kuşatması altındadır. Laik ve bilimsel eğitim tarikat yurtlarına kurban edilmiş, Cumhuriyet'in bağımsız yargısı siyasi atamalarla çürütülmüş, Millet Meclisi yerine Saray dayatılmıştır. Sözde "Milli Dayanışma Komisyonu" adı altında yürütülen süreç de göstermiştir ki, içeride ve dışarıda Cumhuriyet'i tasfiye edip etnik ve dinsel ayrılık temelinde yeni bir düzen kurma projesinde anlaşılmıştır. Barrack'ın "Osmanlı millet sistemi" önerisi, işte tam da bu projenin dışarıdan dayatılan şablonudur.
Cumhuriyeti, emekçi halkı daha fazla, daha rahat sömürmek için yıkıyorlar.
Bu yüzden emek mücadelesi, Cumhuriyet Devrimi'ni tamamlama mücadelesinden ayrı tutulamaz. Altı Ok'un bağımsızlıkçı, halkçı, devletçi, laik, devrimci ilkeleri, sosyalist bir ekonomi-politik özle ele alınmadıkça emekçi halk kurtulamaz. Ama aynı şekilde, Cumhuriyet Devrimi de emekçilerin omzunda yükselmedikçe tamamlanamaz.
Vatan, Emek, Cumhuriyet, tek bir mücadelenin üç cephesidir.
Alevisiyle Sünnisiyle, Türküyle Kürdüyle, kentlisiyle köylüsüyle, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle... Bu mafya-tarikat-rant düzeninin ezdiği tüm emekçi ve yurtsever güçler, tek bir cephede buluşmalıdır.
Birleşemeyen halk, birleşemeyen emek mücadelesi kazanamaz.
#1Mayıs
Ulu Yoldaş Kim İl Sung, bir gazetecinin “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” sorusuna, Hacı Bektaş Veli’nin “Bizim Kâbe’miz insandır” sözü minvalinde şu cevabı veriyor:
“Benim tanrım kitlelerdir; insanlara bir tanrı gibi tapıyorum.”
Bu bir tesadüf müdür??