Trump bir denetim istedi. Farkında olmadan doların 50 yıllık en büyük sırrını ortaya çıkardı.
Trump geçen gün garip bir emir verdi. Fort Knox'taki altının tek tek sayılmasını istedi.
Orası, Amerika'nın altınının yarısından fazlasını sakladığı dev bir kasa.
Herkes şimdi aynı şeyi soruyor. Ya altın yerinde değilse, ya çalınmışsa?
Bence yanlış soru.
Çünkü çok tuhaf bir şey var.
Amerika o altını defterinde hâlâ 42 dolardan yazıyor. Oysa bugün bir ons altın piyasada 4.500 dolar.
Bu iki rakam arasındaki uçurum, aslında koca bir sözün hikayesi.
Bir zamanlar tutulan, sonra bir gecede bozulan bir sözün.
Anlatıyorum.
Bir zamanlar devletin sözü şuydu. Elindeki doları bize getir, karşılığında sana altın verelim.
Yani doların değeri kâğıttan değil, o sözden geliyordu. İstediğin an kâğıdı altına çevirebiliyordun. İnsanlar paraya işte bu yüzden güvendi.
Sonra 1929'da büyük kriz patladı. Ekonomi çöktü, bankalar battı. Korkan insanlar kâğıdı bırakıp altına hücum etti.
1933'te Başkan Roosevelt çok sert bir şey yaptı. Halkın elindeki altına el koydu.
Yanlış duymadınız.
Amerikalılar altınlarını devlete teslim etmek zorunda kaldı. Evinde altın saklamak suç oldu.
Devlet insanlardan altını toplamaya başladı.
Toplanan altın 2.600 tonu geçti. Peki bu kadar altın nereye saklanacaktı?
Fort Knox işte tam bu yüzden, 1936'da yapıldı.
Yani o kasadaki altın gökten inmedi. Büyük kısmı, o yıllarda sıradan Amerikalıların elinden alındı.
İkinci Dünya Savaşı bittiğinde dünya yeniden kuruluyordu.
Savaş Avrupa'yı yakıp bitirmişti. Ülkeler silahı, yakıtı, ekmeği hep altınla ödedi. O altın da tek bir ülkeye gitti. Amerika'ya.
1944'e gelindiğinde dünyadaki altının yarısından fazlası Amerika'nın kasalarındaydı.
İşte o güçle Amerika dünyaya yeni bir söz verdi.
44 ülke bir araya geldi. Anlaşma şuydu.
Dolar altına bağlı kalacaktı, diğer bütün ülkeler de paralarını dolara bağlayacaktı.
Böylece dolar altın kadar sağlam oldu. Artık herkes altın yerine dolar tuttu. Çünkü dolar, her an altına çevrilebilen bir sözdü.
Doların dünya kralı olması işte buna dayanıyordu. O tahtın altında Fort Knox'un altını vardı.
Ama bir sorun yavaşça büyüyordu.
Amerika yıllar içinde çok para harcadı. Uzayan savaşlar, harcamalar.
Devlet, kasasındaki altının çok üstünde dolar bastı.
Söz hâlâ ortadaydı. İsteyen dolarını getirir, altınını alırdı.
Ama artık ortalıkta karşılığı olmayan bir sürü dolar dönüyordu.
İlk fark eden Fransa oldu.
"Biz bu kâğıda güvenmiyoruz, altınımızı isteriz" dedi. Dolarlarını topladı, Amerika'ya yollayıp karşılığında altın istedi.
Fort Knox'un kapısından altın çıkmaya başladı. Verilen söz, tutulamayacak kadar büyümüştü.
15 Ağustos 1971. Bir pazar akşamı, Başkan Nixon televizyona çıktı.
Tek bir cümleyle sözü bozdu. Bundan böyle hiçbir ülke dolarını altına çeviremeyecekti.
"Geçici bir önlem" dedi. Üstünden 55 yıl geçti. Hâlâ geçici.
O akşam, paranın altın olduğu çağ sessizce kapandı. Doların arkasında artık altın yoktu. Sadece bir söz vardı, ama bu kez karşılığı olmayan bir söz.
İşte o günden sonra paranız sessizce küçülmeye başladı.
Şöyle bakın.
Hep "altın pahalandı" deriz. Yanlış. Altın değişmedi, bir ons altın hâlâ aynı altın. Değişen, onu ölçtüğümüz dolar.
1971'de bir ons altın 35 dolardı. Bugün 4.500 dolar. Arada yaklaşık 128 kat fark var.
Tersinden okuyun.
Dolar, altın karşısında değerinin neredeyse tamamını kaybetti. 1971'deki bir doların altın olarak karşılığı, bugün yok denecek kadar az.
Aynı dolar. Üstünde hâlâ aynı rakam yazıyor. Ama içi yıllar içinde yavaşça boşaldı.
Peki Fort Knox?
Altın hâlâ orada. Ama artık hiçbir şeyin karşılığı değil. Hiçbir sözü tutmuyor. Öylece duruyor.
İşin ilginç yanı şu.
Amerika o altını bugün hâlâ 1970'lerin başından kalma resmi fiyattan, yani 42 dolardan yazıyor.
Yani Trump şimdi o kasayı saydırırken, aslında çoktan bozulmuş bir sözün altınını, o sözden kalma bir fiyatla sayıyor.
Bir zamanlar para, elle tutulan bir altın külçesiydi. Bugün ekranda yanıp sönen bir sayı.
Fort Knox bu iki dünyanın tam ortasında duruyor.
Para eskiden de bir sözdü. Ama o sözün arkasında altın vardı.
Bugün geriye yalnızca söz kaldı.