56’ncı Yıldönümünde Yaşasın 15-16 Haziran Direnişi’miz!
Bundan tam 56 yıl önce, Türkiye İşçi Sınıfı büyük bir direniş sergilemiş ve sınıf olarak varlığını bir kez daha ortaya koymuştu.
Neydi İşçi Sınıfımızı böylesine büyük bir isyana sürükleyen?
27 Mayıs Politik Devrimi’nden sonra yürürlüğe giren 1961 Anayasası ile kazanılan özgürlükler ortamından İşçi Sınıfımız da yararlanıyordu. Sarı gangster TÜRK-İŞ’e kar��ı 13 Şubat 1967’de DİSK’in kurulmasıyla işçiler kısa sürede DİSK’te örgütlenmiş, mücadele etmiş ve İşçi Sınıfı adına birçok kazanımlar elde etmişti. Devrimci ortamın da etkisiyle İşçi Sınıfımız her geçen gün daha da politikleşiyordu.
Bu örgütlenmeden korkan Parababaları ve onların siyasi temsilcileri, 274 ve 275 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi kanunlarında değişiklik yaparak örgütlenmenin önüne geçmek ve DİSK’i çalışamaz hale getirerek ABD tarafından kurulup finanse edilen sarı gangster TÜRK-İŞ’in geçmişte olduğu gibi tek işçi konfederasyonu olarak kalmasını istediler.
Parababalarının siyasi temsilcileri tarafından getirilmek istenen bu değişikliğe karşı 150 binden fazla işçi, 15 Haziran’da DİSK öncülüğünde direnişe geçti. 16 Haziran’da da devam eden direnişte polisin açtığı ateş sonucu üç işçi kardeşimiz; Mehmet Gıdak, Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram şehit edildi.
Bilindiği gibi bugünk�� Genel Başkan’ımız Nurullah Efe, bu şanlı direnişin en ön saflarındaydı. O zamanlar Usta'mız Hikmet Kıvılcımlı yönetimindeki İPSD’de de aktif olarak görev alan Genel Başkan'ımız, 15-16 Haziran sürecindeki eylemlerin örgütlenme aşamasından başlayarak; bildiriler dağıtarak, sokak çalışmaları, işyeri çalışmaları yaparak direnişin her aşamasında fiilen yer almıştır. Genel Başkan’ımız Nurullah Efe; İPSD Genel Başkanı Latife Fegan, Genel Sekreteri Orhan Müstecaplıoğlu ve yine İPSD üyesi Cemal Yaraş’la birlikte bu Şanlı Direniş sırasında tutuklanmış, işkenceli sorgulamalardan geçirilmiştir. Hatta polis, bu işkenceli sorgulamalar sırasında bizzat Genel Başkan'ımıza; “İPSD olarak işçileri siz kışkırttınız, o yüzden böyle oldu”, ifadelerini kullanmıştır. Genel Başkan'ımız, Selimiye Kışlası'nda tutuklu bulunduğu sırada ayrıca MİT tarafından işkencelere uğratılmış, tıpkı Usta'mız Hikmet Kıvılcımlı gibi tüm işkence ve sorgulardan alnının akıyla çıkmıştır.
15-16 Haziran Direnişi’mizin ardından geçen 56 yıllık süreçte ne yazık ki İşçi Sınıfımız her geçen gün daha fazla açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkûm edilmiştir. ABD Emperyalist Haydutları tarafından Türkiye’yi çökertmek üzere devşirilip, partileştirilip iktidara getirilen ve 24 yıldır bu görevi layıkıyla yerine getiren AKP’giller, Genel Başkan’ımız Nurullah Efe’nin sıkça belirttiği gibi Halkımızın kanını kurutmuştur.
Yerli ve yabancı Parababalarının bu zulüm düzenine karşı 15-16 Haziran Direnişi’nin yıldönümünde kurulan Partimiz, bulunduğu her alanda bıkmadan, yılmadan, sayımızın azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan yiğitçe, kararlıca mücadele etmektedir.
Görev; Parababalarının ve onların siyasi temsilcilerinin, ekonomik ve siyasi zulmüne karşı yeni 15-16 Haziran’lar yaratmaktır!
Dayatılan sefalet ücretlerine karşı, sendikasızlaştırmaya karşı, keyfi çalışma koşullarına karşı, İşsizliğe karşı, Pahalılığa karşı yeni 15-16 Haziran’lar yaratmaktır!
İnsanca yaşamak için, çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi için, kadınların özgürce dolaştığı bir ülke için, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceği için, hayvanlara eziyet edilmemesi için, temiz, yaşanılabilir bir çevre ve doğa için, Devrimci Demokratik Halk İktidarını kurmak için yeni 15-16 Haziran’lar yaratmaktır!
16 Haziran 2026
HKP Genel Merkezi
https://t.co/l0ME9WrNch
Bugün Şanlı 15-16 Haziran Direnişi'mizin 56'ncı yıldönümü...
Partimiz HKP, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi'nin 39'uncu yıldönümünü 13 Haziran 2009 tarihinde, Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde düzenlediği bir etkinlikle özüne uygun bir şekilde kutlamıştı.
Yoldaşlarımız, orada yapılan konuşmaları derleyerek kitap haline getirdiler ve kitap, "Sebebi ve Yarattığı Sonuçlar İtibarıyla 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi" başlığıyla 2012 yılının Kasım ayında Derleniş Yayınları tarafından basıldı.
Kitabın arka kapak yazısı ise yaptığımız konuşmanın şu bölümlerinden oluştu:
İşçi Sınıfımızın; fabrikalarda, yani mevcut üretim yordamı içinde hem kaderleri aynı, hem de durumları aynı ve çıkarları aynı. Hepsinin bir… Yani bir anadan doğma çocuklar gibi İşçi Sınıfımız. Durumları aynı; çünkü satacak işgüçlerinden başka bir mülkleri yok sahip oldukları. Yani sadece iş, kol güçlerini, kafa güçlerini, alın terlerini satacaklar ve onun karşılığını alacaklar. Haklarını alacaklar. İşte o haklarını alabilmek için de birlikte mücadele edecekler. İşçi kardeşlerimiz anlattı, tek tek kalırlarsa hiçbir kazanma şansları yok. Ama bir araya geldikleri zaman onların karşısında hiçbir güç duramaz. Patron ve yalakaları bir avuç insandır. Ama işçiler binlercedir. Yüzlercedir en küçük işyerlerinde, fabrikalarda bile...
Demek ki, işte bu durumdan kaynaklandığı için, sadece İşçi Sınıfı örgütlenmeye ve mücadeleye en yatkın Modern Sınıftır. Ve Modern Kapitalist Üretim Yordamının yarattığı bir sınıftır, Modern İşçi Sınıfı.
İşte bu yüzden, 39 yıl önce, 15-16 Haziran’da 150 bin işçi, bir anda, çıkarları için sokakları doldurdu, İstanbul Sokaklarını… İzmit’ten, Gebze’den, İstanbul Eyüp’e kadar, caddeleri doldurdu. Ve tanklarla önüne kurulmuş olan barikatların üzerinden aştı.
Başka hangi güç yapabilir bunu?
İşçi Sınıfımız başardı.
*
Biz baştan beri diyoruz ki; Taksim 1 Mayıs Alanı’dır.
Niye Taksim 1 Mayıs Alanı’dır?
Bir kere, İstanbul’un en büyük meydanıdır. 50 küsur bin metrekaredir. Onun dışındaki en büyük meydanı, Sultan Ahmet Meydanı bile 15 bin metrekaredir. Yani üçte birinden daha azdır Taksim Meydanı’nın.
Ve asıl önemli neden; biz 1977’de, o Meydan’ın her karış toprağını kanımızla suladık. Orayı, İşçi Sınıfının gerçek, öz 1 Mayıs Vatanı yaptık biz!
İlgi duyan arkadaşlarımız, söz konusu kitabımızı aşağıdaki bağlantı üzerinden okuyabilirler...
https://t.co/pGkBvfQRWE
İyi ki doğdun Che Guevara Yoldaş!
Kendini adadığın, uğrunda gözünü kırpmadan ölüme yürüdüğün insanlık, eninde sonunda sana olan borcunu ödeyecek!
¡Hasta la victoria siempre!
Tayyip'in ABD Emperyalist Haydutlarından aldığı "meşruiyet"le CHP'ye saldırmasının BOP hizmetkârlığı yanında en önemli nedenlerinden biri de din alıp satarak, Allah'la aldatarak kandırdığı kitlelerin artık bir ölçüde uyanmaya başladığını ve kendinden uzaklaştığını görmesidir.
Tayyipgiller, yaklaşık çeyrek yüzyıldır süren zulüm iktidarları boyunca Halkımızın kanını kuruttular. Açlığa, yoksulluğa, işsizlik ve pahalılık cehennemine sürüklenen insanlarımız, can havliyle umutlarını Yeni CHP'ye bağladılar. Ve Tayyip, Allah'la aldattığı kitle tabanının artık önemli ölçüde kendisinden nefret ettiğini çok iyi biliyor. Tayyip, aynı zamanda normal şartlarda yapılacak dürüst bir seçimde kazanma şansının sıfırlandığını da çok iyi biliyor.
İşte bu yüzden işlediği binbir suçtan hesaba çekilmeksizin ölünceye kadar saltanatım sürsün, ben ölünce de yerime veliahtım Bilal Oğlan geçsin, diyor.
Biz de diyoruz ki o hesap tutmaz Hafız...
Vatan satıcılık dahil, yaptığın trilyonlarca dolarlık vurgunlarla Halkımızın kanını kurutman dahil, işlediğin binbir suçtan dolayı er ya da geç ama mutlaka bağımsız ve tarafsız mahkemelerde hesaba çekileceksin. Ve eninde sonunda Çelik Bilezikle tanışacaksın.
Kaçak ve de Haram Saray’ın Tayyip nam Hafızı, en önemli iş olarak CHP’yi tarumar edip bütünüyle tehlikeli bir siyasi rakip olmaktan çıkarmayı görüyor. Şu kesin bir gerçek ki bu Hafızın derdi günü CHP’yi darmaduman etmek.
Edirne’de Selimiye’nin tadilat sonrası açılışına gidiyor binlerce kişilik koruma ordusu ve avanesiyle birlikte. Orada yaptığı “Allah’la aldatma” yani din sömürüsü, din alıp satma işi kesmiyor Hafızı. Kendini tutamayıp yine CHP’ye saldırıyor.
Malûm ya, Hafız ölünceye kadar Kaçak ve de Haram Saray’ında günde 40-50 milyon TL harcayarak devran sürmek, öldükten sonra da veliaht olarak atadığı Bilal Oğlan’ı yerine geçirmek istiyor. Saltanatım sürsün, işlediğim binbir suçun hesabının sorulması da böylece engellensin diye düşünüp davranıyor. Bir yandan da Amerikalı efendisinin kendisine verdiği BOP görevini hiç ihmal etmeden yapmaya çalışıyor.
Fakat bu kanunsuzluk, adaletsizlik, vicdansızlık onu kurtaramayacak. Halkımızın kanını kuruttu, nefesini kesti ettiği, ettirdiği çapul, sömürü ve soygunla. Cehennem acıları içinde yanan kitleler tsunamiden, doludan, yangından kaçar gibi artık bunların kötülükten başka hiçbir şey olmayan iktidarından, saltanatından kaçıyor. Kitle tabanı gittikçe eriyor böylece. Bu sebeple de onu ne Amerika’ya ettiği hayâsızca ihanet dolu hizmet, kuklalık kurtarabilecek ne de bu kanunsuzlukları ve de zulümleri.
Bu “Bin Yılın Felaketi ve Kötülüğü” Tayyipgiller iktidarı yolun sonuna yaklaştı. İşlediği binbir suçtan dolayı bağımsız ve tarafsız yargının önünde hesap verme vakti gelip çatacak bunlar için. Muhakkak olacak bu. Halkımız mutlaka o günleri görecek.
Umutsuzluğa da karamsarlığa da yer yok. Mücadeleye devam…
İnsan soyunun en büyük düşmanı ABD Emperyalist Haydut Devletinin ve onun en önemli yerel uygulayıcılarından olan Tayyip’in, Bohçalı’nın, Öcalan'ın Türkiye'yi BOP-Yeni Sevr çerçevesinde üç parçaya bölme planı aksamaksızın sürüyor.
Ve daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi CHP'nin kurumsal varlığını yok etmeyi amaçlayan tüm operasyonlar, bu aşağılık plan çerçevesinde yol temizliği yapılması amacını taşıyor. Çünkü ABD Emperyalist Haydudu, CHP tabanındaki Kuvayimilliyeci, Mustafa Kemal-İnönü Geleneğini ve Laik Cumhuriyet'i savunan kitleyi bu hainane projeye ikna edemeyeceğini çok iyi biliyor.
Ama şundan emin olalım:
Şu anda CHP kitlesinin bir şemsiye olarak altına sığındığı Özgür Özel ve İmamın Oğlu Ekrem ekibi bir anda “Biz bu BOP Açılımına karşıyız. Bu bir ihanet açılımıdır. Bu, Türkiye’nin Yeni Sevr çerçevesinde parçalanması açılımıdır. Bu, ABD’nin planıdır, bunu yöneten ABD’dir, Thomas Barrack’tır” dese, ABD Emperyalist Haydudunun oyunu bozulur. Ve yine emin olalım ki bu ekibi destekleyen kitlenin oranı hızla artar, yüzde 50’yi geçer.
Ama ne yazık ki Yeni CHP de tepeden bağlanmış durumda. CHP'nin tepesinde bunları diyebilecek yürekte, çapta, kapasitede, kalibrede, bilimde, bilinçte, cesarette insanlar yok.
Birleşik Kamu İş Konfederasyonu ne yaptığının farkında mı acaba?
TÜRK-İş başkanı olacak işçi-emekçi düşmanı Ergün Atalay’ın esas oğlan (delege) olarak katıldığı ILO toplantısına figüran (danışman-adviser) olarak katıldılar.
Bununla yetinseler iyi. Bir de ITUC ve ETUC gibi uluslararası emekçi konfederasyonu görünümündeki, bütünüyle emperyalistlerin güdümünde, onların tüm dünyadaki işçi ve emekçilerin mücadelesinin göbeğine Truva Atı olarak yerleştirdikleri örgütlerle görüştüler. Ve yapılan açıklamaya bakılırsa, bu örgütlere “üyelik için ilk adımları” atmışlar.
Şimdi soralım:
ITUC ve ETUC’un gerçek niteliklerini ve işlevlerini bilerek mi tüm bunları yapıyorsunuz?
Bu kararınız ve adımlarınız tabanın iradesini temsil ediyor mu?
Mesela ITUC’un Gazze’de soykırım yapan İsrail’i açık bir şekilde desteklediğini bilerek mi bunu yapıyorsunuz?
Mesela bir önceki dünya kupasına yetiştirilmesi için Doha’daki stadyumun inşası sırasında 6 bin 500 işçinin (evet altı bin beş yüz işçinin) katledildiği Katar’ın 2022’de bu alçaklığın örtbas edilmesi için zamanın ITUC Genel Sekreteri Luca Viscentini’ye milyon dolardan fazla rüşvet verdiğinin belgelendiğini bilerek mi bu hainlerin bir parçası olmaya can atıyorsunuz?
Kongrelerde Deniz Gezmiş Yoldaş’ın mektubunu okuyarak ağlayıp delegenin oyunu kapmaya çalışanlara uyarımızdır:
Sarılaşmış DİSK’e, KESK’e özenmeyin. Dünyanın her yerindeki sendikal örgütlere şirinlik yaparak kancayı takmaya çalışan ITUC’un zokasını yutmayın, başınıza dert alırsınız.
Biz bu durumu teşhir etmeye devam edeceğiz.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuza Dostça Uyarı ve Önerimizdir:
ITUC ve ETUC Adlı Sarı, İşbirlikçi Uluslararası Örgütlere Katılmak,
ABD-AB Emperyalistlerinin ve Siyonist İsrail’in Yanında Yer Almaktır!
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuzun web sitesinde;
“EMEĞİN SINIRLARI AŞAN DAYANIŞMASINI KURMAK İÇİN ILO KONFERANSINDAYIZ. Genel sekreterimiz Şükrü Balun ve uzmanımız Hasan Halil Gönül’ün de aralarında bulunduğu heyetimiz, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Cenevre’de düzenlediği Uluslararası Çalışma Konferansının 114. oturumuna katıldı” başlığı ile verilen haber şöyle devam ediyor:
“Kapitalizmin, en vahşi sömürü biçimlerini en global halde kullandığı çağımızda, emek mücadelesinin de sınırları aşması gerektiğinin bilinciyle, Kamu-İş olarak uluslararası bir emek dayanışması için harekete geçtik.
“Genel sekreterimiz Şükrü Balun ve uzmanımız Hasan Halil Gönül’ün de aralarında bulunduğu heyetimiz, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Cenevre’de düzenlediği Uluslararası Çalışma Konferansının 114. oturumuna katıldı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden 187 işçi ve işveren temsilcisinin katıldığı bu büyük organizasyonda en önemli başlıklardan biri ise emek örgütlerinin, ülke sınırlarını aşan ölçüde dayanışmasını sağlamak.” (https://t.co/Du8XSM3pTz)
“Emek” kavramının yanlış kullanımı ile ilgili, meraklısı için bir kez daha, geçmişte bu konuyla ilgili yaptığımız açıklamayı hatırlatalım. Dileyen arkadaşlarımız söz konusu yazıyı aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak okuyabilirler:
https://t.co/FGAUezktel
Kamu-İş’in ILO Konferansına katılım ile ilgili sitesinde yaptığı açıklamada şöyle bir ifade geçmektedir: “Heyetimiz ayrıca, konferans süresince çeşitli ülke temsilcileri, sendikal örgütler ve uluslararası emek kuruluşlarının temsilcileriyle bir dizi temas ve görüşme gerçekleştirdi. ETUC ve ITUC ile yapılan görüşmelerde konfederasyonumuzun bu uluslararası emek örgütlerine üye olmasının ilk adımları da atılmış oldu”
Burada Kamu-İş ve bağlı sendika üyelerini endişelendiren ve öfkelendiren bir ilişkiye dikkat çekmek istiyoruz. Kamu-İş Heyeti, ETUC (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu) ve ITUC (Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu) ile görüşmüş ve bu örgütlere üyelik için ilk adımları atmış!
Kamu-İş Konfederasyonumuzu dostça uyarıyoruz:
ETUC ve ITUC, kuruluşlarından bugüne kadar İşçi Sınıfı başta olmak üzere emekçilerin haklarının işverenlere ve büyük emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinde rol almış sarı sendikal yapılanmalardır.
Bu sarı, işveren güdümlü örgütlerin geçmişinde savaş kışkırtıcılığı, antikomünizm, NAZİ işbirlikçiliği de vardır. Emperyalist Haydutların İşçi Sınıfı içine yerleştirdiği Truva Atı olan bu sözde konfederasyonlar, günümüzde İsrail, ABD ve Avrupa Birliği destekçiliği, rüşvet, lobicilik gibi mafyatik yöntemlerin hepsini kullanmaktadır.
Bu örgütlere Türkiye’den TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK ve KESK üye olmuştur.
Yazının Devamı;
https://t.co/5yrZA8BdtS
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuza Dostça Uyarı ve Önerimizdir:
ITUC ve ETUC Adlı Sarı, İşbirlikçi Uluslararası Örgütlere Katılmak,
ABD-AB Emperyalistlerinin ve Siyonist İsrail’in Yanında Yer Almaktır!
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuzun web sitesinde;
“EMEĞİN SINIRLARI AŞAN DAYANIŞMASINI KURMAK İÇİN ILO KONFERANSINDAYIZ. Genel sekreterimiz Şükrü Balun ve uzmanımız Hasan Halil Gönül’ün de aralarında bulunduğu heyetimiz, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Cenevre’de düzenlediği Uluslararası Çalışma Konferansının 114. oturumuna katıldı” başlığı ile verilen haber şöyle devam ediyor:
“Kapitalizmin, en vahşi sömürü biçimlerini en global halde kullandığı çağımızda, emek mücadelesinin de sınırları aşması gerektiğinin bilinciyle, Kamu-İş olarak uluslararası bir emek dayanışması için harekete geçtik.
“Genel sekreterimiz Şükrü Balun ve uzmanımız Hasan Halil Gönül’ün de aralarında bulunduğu heyetimiz, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Cenevre’de düzenlediği Uluslararası Çalışma Konferansının 114. oturumuna katıldı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden 187 işçi ve işveren temsilcisinin katıldığı bu büyük organizasyonda en önemli başlıklardan biri ise emek örgütlerinin, ülke sınırlarını aşan ölçüde dayanışmasını sağlamak.” (https://t.co/Du8XSM3pTz)
“Emek” kavramının yanlış kullanımı ile ilgili, meraklısı için bir kez daha, geçmişte bu konuyla ilgili yaptığımız açıklamayı hatırlatalım. Dileyen arkadaşlarımız söz konusu yazıyı aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak okuyabilirler:
https://t.co/FGAUezktel
Kamu-İş’in ILO Konferansına katılım ile ilgili sitesinde yaptığı açıklamada şöyle bir ifade geçmektedir: “Heyetimiz ayrıca, konferans süresince çeşitli ülke temsilcileri, sendikal örgütler ve uluslararası emek kuruluşlarının temsilcileriyle bir dizi temas ve görüşme gerçekleştirdi. ETUC ve ITUC ile yapılan görüşmelerde konfederasyonumuzun bu uluslararası emek örgütlerine üye olmasının ilk adımları da atılmış oldu”
Burada Kamu-İş ve bağlı sendika üyelerini endişelendiren ve öfkelendiren bir ilişkiye dikkat çekmek istiyoruz. Kamu-İş Heyeti, ETUC (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu) ve ITUC (Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu) ile görüşmüş ve bu örgütlere üyelik için ilk adımları atmış!
Kamu-İş Konfederasyonumuzu dostça uyarıyoruz:
ETUC ve ITUC, kuruluşlarından bugüne kadar İşçi Sınıfı başta olmak üzere emekçilerin haklarının işverenlere ve büyük emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinde rol almış sarı sendikal yapılanmalardır.
Bu sarı, işveren güdümlü örgütlerin geçmişinde savaş kışkırtıcılığı, antikomünizm, NAZİ işbirlikçiliği de vardır. Emperyalist Haydutların İşçi Sınıfı içine yerleştirdiği Truva Atı olan bu sözde konfederasyonlar, günümüzde İsrail, ABD ve Avrupa Birliği destekçiliği, rüşvet, lobicilik gibi mafyatik yöntemlerin hepsini kullanmaktadır.
Bu örgütlere Türkiye’den TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK ve KESK üye olmuştur.
Yazının Devamı;
https://t.co/5yrZA8BdtS
Tayyipgiller’in Kaçak ve de Haram Saray’ının hukuk bürosuna dönüşt��rdüğü yargının, ana muhalefet partisi CHP’nin başına indirdiği “Mutlak Butlan” darbesi, derin bir arka plana sahiptir. Ne yazık ki İmamın Oğlu Ekrem ve Özgür Özel ekibi, bu darbeye karşı mücadeleyi, CHP’nin başına getirildiğinden bu yana Amerika’ya çalışan, onun buyrukları doğrultusunda konuşup davranan Sorosçu Kemal ekibine karşı yapılacak mücadeleye indirgiyor. Gerisini göremiyor.
İşte gerisini de biz, en özet şekilde bir kez daha koyuyoruz ortaya, aşağıdaki videoda.
Bu saldırıya karşı yapılması gereken mücadeleyi de anlattık kaç kez ama nerede onu anlayacak ve o kavgayı verebilecek yapıya sahip insanlar…
Ne yazık ki ABD Emperyalist Haydut Devletinin BOP uygulaması tıkır tıkır işliyor. İktidarıyla muhalefetiyle bütün yerli aktörler, kuklacıları ABD tarafından kendilerine verilen rolü aksaksız oynuyor...
Üyemiz Av. Kerim Bütün hakkında, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar gerekçe gösterilerek ‘’Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik’’ suçlamasıyla dava açılmıştır.
Bu dava ifade özgürlüğünü hiçe sayan baskıcı politikaların bir sonucudur.
Davanın ikinci duruşması 11.06.2026 (Yarın) tarihinde saat 10.30’da Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülecektir.
Bütün meslektaşlarımızı dayanışmaya çağırıyoruz.
Bu Özgür Özel, İmamın Oğlu Ekrem ve bunların sözde akıldaneleri, CHP’yi de ülkemizi de “Bin Yılın Felaketi ve Kötülüğü” demek olan Tayyipgiller karşısında hezimete götürüyor. Bu alayı da yüreksiz hafızlardan oluşan ekip, Sorosçu Kemal’le uğraşmakla sonuç alabileceğini sanıyor. Tayyipgiller’e saldırmaya asla cesaretleri yetmiyor.
Bu ekip, savaş adamı değil…
Alayı da serde yetişmiş muhallebi bebelerinden oluşuyor.
Bunlar Tayyipgiller’in apaçık ortada olan saltanat kurma hedeflerini asla göremiyor. Gördüğünü varsaysak bile onu dile getiremiyorlar korkaklıklarından.
Böyle olunca da Tayyip ve Kaçak Saray avanesi, oynuyor bunlarla. Ve onlar adım adım ihanet ve kötülük dolu hedeflerine durmadan ilerliyorlar.
Tayyipgiller’i durdurmanın yolunu, yöntemini, metodunu ve onlarla nasıl mücadele edileceğini defalarca anlattık. Partimizi ziyarete geldiklerinde İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve genç ekibine de yüz yüze anlattık.
İşte bir kez daha burada en cahil insanlarımızın bile anlayacağı açıklıkta ve en özet biçimde anlatalım bu hainler haini Tayyipgiller iktidarının, bu Amerikan yapımı, Amerikan kuklası, vatanımızın ve halkımızın düşmanı iktidarın nasıl geriletilip, sindirilip, korkutulup yenilebileceğini…
Dün de belirttiğimiz gibi Tayyipgiller, bugün itibarıyla 90. gününü doldurduğumuz ev hapsine ilaveten bir de hakkımızda verilen hapis cezasının infazına ilişkin tebligat gönderdiler.
Akılları sıra bizi korkutmaya, sindirmeye, mücadelemizden alıkoymaya çalışıyorlar.
Oysa bu mümkün mü yahu...
Defalarca belirttiğimiz gibi Tayyipgiller'in bizi korkutabilme olasılığı; bir karganın bir kartalı korkutabilme olasılığı ya da bir tarla sıçanının bir aslanı korkutabilme olasılığı kadardır ancak.
Evet, Tayyip'in elinde iktidar gücü var. Kaçak Saray'ına bağladığı yargıyı kullanarak bize cezalar verdirebilir. Bizi zindana atabilir, hatta öldürebilir. Ama mezarımız bile onlara meydan okur. Onların yüzüne tükürmeye devam eder mezar taşımız!
Tayyip’in Kaçak ve de Haram Saray’ına bağladığı Akın Gürlek Yargısı, bize en yakın karakola gidip imza atmak şeklinde bir denetimli serbestlik cezası vermişti. Ayrıca bu yargının bir başka mahkemesi bize elektronik ayak kelepçeli ev hapsi cezası verdi. Tabiî bu, imza atmanın önüne geçti. 89 gündür ev hapsindeyiz bugün itibarıyla.
Bir de bugün, yine Tayyip’in Ankara’daki bir mahkemesi, bize 5 ay hapis cezası verdi.
Şimdi ne olacak?
Hangisi hangisini sollayacak?
E, buna da biz kafa yormayalım artık…
Hapis cezası bize uyar...
Uymayan tarafı ise 5 ay gibi kısa oluşu. Bu cezayla içerideki "kader mahkûmları" denen; bu vurgun, soygun ve sömürü düzeninin kurbanı olan mahkûmlar üzerinde hiçbir "gredomuz" oluşmaz. Temennimiz, bunun daha da arttırılarak devam ettirilmesi. Bu Komünist Dedeye uyan, 5-10 yılla başlayan ağır hapis cezalarıdır.
Eh, o günleri de görürüz herhal ömrümüz olursa...
Kızıl savaş bayrağını, Hikmet Kıvılcımlı’nın yolunda yükselterek Demokratik Halk Devrimi’ni bu topraklarda zafere ulaştıracağız!
İşçi, köylü, öğrenci arkadaş; bu mücadele sensiz olmaz. Katıl bize!
Umutsuzluk yok, Halkın Kurtuluş Partisi var.
@hkpgenelmerkez ✊🏻🚩
Recep Tayyip Erdoğan (1 Haziran 2026):
"Biz de hangi bahaneyle olursa olsun sokaklarımızın karıştırılmasına, milletimizin kutuplaştırılmasına, halkımızla güvenlik görevlilerimizin karşı karşıya getirilmesine müsaade etmeyiz."
Kemal Kılıçdaroğlu (8 Haziran 2026):
"Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!"
Mesele net:
Bu iki müttefikin en önemli ortak kaygısı sokak eylemleri. Hain Sorosçu Kemal'in işlevi de tam olarak bunu engellemek.
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Saygıdeğer arkadaşlar;
Şu yüzde yüz kesinliğe sahip gerçeği asla aklımızdan çıkarmayalım:
CHP'nin kurumsal kimliğini yok etmeye yönelik saldırıların sürdüğü bugünlerde, Halkımıza "Terörsüz Türkiye", "Barış ve Demokrasi Projesi" olarak yutturulmaya çalışılan süreç, ABD Emperyalist Haydudunun Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde ülkemizin en az üç parçaya bölünmesi için atılan somut adımlardır.
İktidarıyla muhalefetiyle, sağcısıyla solcusuyla, dincisiyle NATO Milliyetçisiyle Meclisteki tüm Amerikan kuklaları, bu ihanet sürecine destek vermektedir.
Bu hainlerin yaptığı, "Tantanacılık" oyunundan başka bir şey değildir. Bakmayın kürsülerde, ekranlarda, meydanlarda birbirlerine atıp tutmalarına.
Hiçbirinin bu ihanet sürecinin asıl sahibi ve yönlendiricisi olan ABD Emperyalist Hayduduna karşı bir şey söylediğine şahitlik ettiniz mi?
Edemezsiniz. Çünkü burjuva siyasetinin bu figüranlarının ipleri bütünüyle efendileri olan ABD Emperyalist Haydudunun elindedir.
Ne demiştik 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri kapsamında TRT'de yaptığımız birinci propaganda konuşmasında?
Senin yakın bildiklerin, dost bildiklerin; aslında en ağulu düşmanlarındır. Bunlar “dost yüzlü, dost gülücüklü” oynarlar. Karşılaştığında elini sıkıp hatırın sorarlar.
Fakat aslında,
Bunlar engerekler ve çıyanlardır.
Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır.
Bunlar vatanımızı elimizden almak isteyenlerdir.
Tanı bunları!
Bir tek şey istiyoruz halkımızdan: Anlaşılmak.
Bizi anlamazsan bunların binbir oyunuyla, binbir yalanıyla nasıl başa çıkabilirsin?
The Embassy of #Cuba in Türkiye sincerely thanks all unions, organizations, and individuals supporting this campaign in Konya. Every signature is a strong message of support for the Cuban people and their right to live free from the blockade. Thank you for your solidarity.
Hareketimiz HKP,
70'lerden beri Hiç BÖLÜNMEMİŞtir.
Çünkü Teorimiz Bütüncüldür.
Marksizm-Leninizm'dir.
Pratik ahlaki yetiştirilmemiz de buna izin vermez.