Robert De Niro aslen Siirt Eruhludur
Halk arasında Nüro olarak bilinir
M.Metiner ve Yavuz Bingöle dayanamayıp Amerika’ya göç eden Nüro ve ailesi sık sık memleketi Eruh’u ziyaret eder
Geç uyandığı için annesi Robe de Nüro (Kalk artık Nüro) der ve ismi Robert De Niro olarak kalır:)
Türkiye’nin birçok yerinde HES ve barajlar yapıldıktan sonra kıyılarında ve çevresinde güzel dinlenme alanları, çardaklar ve kafeler oluşturuldu.
Ne yazık ki Siirt’te ise aynı duyarlılık gösterilmiyor.
Muhteşem Botan Vadisi’nde neden güzel bir dinlenme ve yüzme alanı yapılmıyor?
Bu yazın kavurucu sıcaklarında vatandaşın serinleyip nefes alabileceği bir yer yok.
Üstelik kendi imkânlarıyla emek verip orayı düzenleyen vatandaşların yerleri de kapatılıyor.
Oysa böyle doğal alanlar bu sıcakta adeta bir nimet.
Ama ne yazık ki çöpten geçilmiyor, bakım ve temizlik yapılmıyor.
"Herkesin bildiği bir hikaye var.
Bankayı soyan hırsızlar kaçtıktan sonra müdür polisi arayıp 'Benden 100 milyon dolar çalındı' demiş.
Oysa hırsızlar dışarıda sadece 20 milyon almış.
Müdür kendi zimmetine geçirdiği 80 milyonu da bu soyguna eklemiş, kendi suçunu örtbas etmiş.
Haluk Levent de benzer bir durumda.
Cezaevinden yaptığı açıklamada, bir kadından 3 milyon dolar alıp 4.5 milyon verdiğini, aynı kadından 90 milyon alıp 210 milyon lira verdiğini itiraf etmiş.
Bu açıkça yüksek faizli tefecilik.
Türkiye’de tefecilik artık aleni yapılıyor.
Siirt’te bile tefecilerin aç kurt gibi beklediği kahveler var.
Çaresiz kalan insanlar mecburen oraya yönlendiriliyor.
Depremzedelerin parası nereye gitti diye sormamız gereken yerde, asıl bu para trafiğini konuşmamız lazım."
Selahattin Demirtaş’la yıllar önce bir toplantıda denk gelmiştik.
“Başkan, seni bana benzetiyorlar, gel foto çekelim de hangimiz daha yakışıklı belli olsun” dedim 
Gülerek poz verdi. O günden kalan güzel bir anı…
Umarım bir an önce biter bu esaret. Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması milyonlarca insanı mutlu eder, ülkenin ruh hali değişir, dolar da altın da düşer :)
#selahattindemirtaşaözgürlük
Ah be Resul kardeşim…
Dün Eruh’ta gencecik bir baba, beş küçük çocuğunu geride bırakarak hayata veda etti.
Aylardır borçların ve geçim sıkıntısının altında eziliyordu. Belki kapı kapı dolaştı, belki utancından kimseye derdini açamadı.
Sonuç değişmedi: Kimse duymadı, kimse el uzatmadı.
Dün taziyesinde binlerce insan vardı, sokaklar doldu taştı.
Peki o yalnızlık ve çaresizlik içinde kıvranırken bu kalabalık neredeydi?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Hz. Ali (r.a.) ise şöyle diyor: “Bir köyde bir insan açlıktan ölürse, o köyün hepsi katildir.”
Komşusu, hemşerisi intiharın eşiğindeyken görmezden gelen, “bana ne” diyen biz neyiz?
Bir “Nasılsın kardeş?” telefonu, küçük bir yardım, bir borç taksidine el uzatmak…
Hiçbiri olmadı.
Hepimiz seyrettik.
Şimdi geride beş yetim, bir yalnız eş ve derin bir boşluk kaldı.
Vicdanımız hâlâ rahat mı?
Yine “keşke”lerle mi avutacağız kendimizi?
Bu olay tek bir babanın trajedisi değil; bizim kolektif duyarsızlığımızın, körelmiş vicdanımızın fotoğrafıdır.
Eruh ve her birimiz şimdi samimi bir muhasebeye durmalıyız:
• O gence ne yapabilirdim de yapmadım?
• Bir mesaj atabilir miydim?
• Elini tutup yükünü paylaşabilir miydim?
Susmak suç ortaklığıdır.
Görmezden gelmek suç ortaklığıdır.
Yanı başımızdaki yangına sırt dönmek suç ortaklığıdır.
Bu yazı bir ağıt değil, bir uyanış çağrısıdır.
Bu fani dünyada neyi kaybedersek edelim, insanlığımızı kaybetmeyelim.
Komşumuz çaresizken umursamaz olmayalım.
Belki bu acı, içimizde bir yerleri sızlatır da uyanırız.
Ailesine sabır diliyorum…
#eruh #siirt
Türkiye’de çok güzel parti isimleri var
İsimlerin güzelliğine bakar mısınız
Adalet-Saadet-Deva-Gelecek-Refah-Halk-İşçi-Demokrasi-İYİ
Bu güzel isimlere rağmen ülkece neden mutsuz ve huzursuzuz?
Vatandaş olarak partilerden ricam sadece isimlerinin hakkını versinler başka bir şey istemiyoruz :)
Eruh’un Sokaklarında Bir Mucize: Kadri Baba ve İsmail
Bazı filmler vardır, izlerken içiniz burkulur
Mahsun Kırmızıgül’ün Mucize filmi gibi
Ama bazen gerçek hayat, filmleri bile geride bırakır.
Adana’nın Ceyhan ilçesinde normal bir hayat süren Eruhlu Kadri , oğlu İsmail’in hem özel gereksinimli hem de sara hastası olduğunu öğrendiğinde dünyası başına yıkılır!
Aile bireyleri“çocuğu devlet koruma altına alsın” deyince Kadri Baba kabul etmedi,
“O benim oğlum, ben bakarım”
Oğlunu alıp memleketi Eruh’a getirdi.
Ceyhan’daki hayatını geride bırakarak tüm ömrünü İsmail’e adadı.
İşçilik yapıyor, çiftçilik yapıyor, alın teriyle ayakta duruyor.
Kadri Baba asla dilencilik yapmaz
Tam tersine, gereğinden fazla gururlu ve mert bir insandır.
Eruh’taki hiçbir düğünü kaçırmaz; baba-oğul düğün yemeğini yer, takılarını takar ve sessizce yollarına devam ederler.
Fakat bu büyük fedakârlığın göz ardı edilemez bir zorluğu var:
40 derecelik kavurucu Eruh sıcağında bile İsmail’in mont giydiğini görmek yürekleri dağlıyor
Sara hastası bir çocuk için aşırı sıcak ve terleme çok tehlikeli
Nöbet riskini artırıyor, sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.
Bu durum acil müdahale gerektiriyor.
Arada Eruh’un dar sokaklarında onları görürüm: Kadri önde, İsmail yanına sokulmuş, el ele ya da omuz omuza.
O manzara hem hüzünlendirir hem de insanda derin bir saygı uyandırır
Bir babanın evladına duyduğu en saf ve muazzam sevginin tablosudur.
Kadri Baba tek başına çok ağır bir yükün altındadır. İsmail’in bakımı ve özel ihtiyaçları
Bunların hepsini yalnız omuzlamaya çalışıyor. Ama bu yük artık tek bir insanın taşıyabileceğinden çok daha fazla.
Bu yazıyı, Kadri ve İsmail’e acil bir el uzanması umuduyla yazıyorum.
Belki bir hayırsever,bir kurum,dernek ya da yetkililer bu hikâyeyi duyar ve harekete geçer
Maddi destek, uygun yazlık kıyafet ve bakım malzemeleri, düzenli sağlık takibi ve profesyonel yardım ile bu güzel ikilinin yükü biraz olsun hafifleyebilir.
#eruh #siirt
Kadir İnanır sadece büyük bir sanatçı değildi; barış için gövdesini taşın altına koyan, halkın sorunlarını dert edinen gerçek bir aydın idi.
Böyle adamlar az gelir tez gider!
Mekânın cennet olsun…
#kadirinanır