Fatih Altaylı:
"Yayincı kuruluşta yorumculuk yapan eski bir futbolcuyu bir yazımda eleştirmiştim.
Gerçekten ne doğru analiz yapıyor ne anlatabiliyor ne yorumlayabiliyor öyle berbat birisiydi.
Yayıncı kuruluşun spor müdürüne de böyle adamlara nası yorumculuk yaptırıyorsunuz diye şikayette bulunmuştum.
O spor müdürü beni aradı bende biliyorum aynen senin gibi düşünüyorum ama bu adamları buraya biz kendimiz getirmiyoruz. Bize yukardan bunların getirilmesini söylüyorlar. Bu külliyeden gelen bişey dedi.
Hatta bırak yorumcuyu maçı hangi spikerin anlatacagina bile karışıyorlar dedi.
Yorumcuya karşın maçın spikerine bile karışan bir siyasetin maçın hakemine karışmaması imkansız. O sebeple Ali Palabıyığın hakemlere külliyeden karışıyorlardı sözüne inanıyorum.
Bence de futbola siyasiler müdahale ediyor. Ali Palabıyık bunları söylediğinde yayını birden kesmeleri bile bunun apaçık bir kanıtı."
Aha !
Tilkiyi kuyruğundan yakaladım😊
Size ne demiştim;
“tavuklara operasyon varsa, tilkiler de işin içindedir”.
Bakın tavukçulara operasyonun ardından ne buldum…
Türkiye’de kısmen soya üretilse de soya ticaretinin büyük çoğunluğu yabancı bir firmanın tekelindedir; Kargil.
Peki, tavukçulukla alakası nedir?
Ülkemizde tavuk yeminin %50’den fazlasını soya küspesi oluşturuyor.
Yani hammaddeyi Kargil tedarik etmek istiyor ama henüz pazara hakim değil.
Lakin ülkemizdeki tavukçular yem için hammaddeyi bu firmadan almak istemiyorlar. Bu konuda milli düşünüyorlar. Farklı tedarikçileri ve hammaddeleri tercih ediyorlar.
Tabi bu firmadan alışveriş yapan Kargildaş birkaç firma var elbet.
Tutuklama şu şekilde gelişiyor.
Tavukçuların kendi aralarında yazıştıkları bir whatsapp grubu var.
Onlar aralarında konuşurlarken;
“mangal sezonu başlıyor onun için hammadde fiyatları yükseldi. Bizim de tavuk fiyatlarını güncellememiz gerekiyor”, diye yazışıyorlar.
Tabi Kargildaşlar durur mu.
Onlar hemen bu yazışmaları bildiriyorlar.
Hukukçular da hemen bu tavukçular hakkında
“fiyatlar konusunda kartel oluşumu yapıyorlar”, diye şikayette bulunuyorlar.
İşte o şikâyet neticesinde tavukçulara operasyon yapılmış.
Peki, esas derin gerekçe nedir?
Amerikan soya küspesini Türkiye’de pazarlamaktır.
Bu tavukçulara her fırsatta dava açıp, problem çıkarıp, ceza yazdırıp bıktıracaklar. Onlar da lanet olsun diyerek firmalarını satışa çıkaracaklar...
Peki, satışa çıkarılan firmaları kimler alacak?
Elbette kargilgiller alacak!
Böylelikle Amerikan soya küspesi, Türkiye’mizde bir güzel pazarlanmış olacak.
Aslında ülkemizde buna benzer operasyonlar ilk defa yapılıyor değil.
Şu şarkı sözlerini hatırlar mısınız;
Zeytin yağlı yiyemem aman,
Basmadan fistan giyemem aman.
Bu şarkının arkasında da muhteşem bir tilkilik hikayesi vardır. Araştırın görün.
Şimdi tavukçular üzerinden,
zamana sari olarak,
yeni bir hikâye yazılmak isteniyor.
Topkeyün uyanık olmalıyız.
Tavuklarımızı tilkilere kaptırmamalıyız.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
@BirGun_Gazetesi kurban bayraminda cezayirde 35 dolara kurbanlık kestirdi arkadaşım, afrikada 5bin tl die toplanan bağışlardan ne kadar vurgun yapılıyor, siz düşünün
Nefes yazarı Nuray Babacan, Ankara kulislerinde konuşulan Anayasa değişikliği iddialarını yazdı:
"Gelecek Partisi Milletvekili Kani Torun’un meclis kürsüsünden ana hatlarını söylediği önerinin izini sürdük. Öğrendik ki; iktidar partisi dahil dirsek teması yapılmış. Yetkili-yetkisiz siyasilerle analiz edilmiş. Şöyle ki:
* Önce tarihi bir uzlaşmayla, bu dönem Anayasa değişikliği yapılarak güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiyor.
* Tayyip Erdoğan’ın bir dönem yetkisiz-sembolik cumhurbaşkanı olmasına izin veriliyor. Önemli
kısmı bu.
* Anayasa değişikliği aşamasında Ekrem İmamoğlu ve ekibi, Selahattin Demirtaş ve diğer siyasi suçluların serbest bırakılması eş zamanlı sağlanıyor.
* Seçimde tek başına iktidar olma şansı yüksek ekip olan İmamoğlu-Özel ikilisinin partisi (CHP’de ya da değil) iktidar oluyor.
* Bu iddianın sahipleri, bugün tüm operasyonlara rağmen yüzde 30’un altına düşmeyen bu ekibin seçimlerde yüzde 45’i tek başına aşacağını savunuyor.
* İmamoğlu, diploma sorunu olmayacağı için başbakan olabiliyor.
* Bu zor denkleme ‘yumuşak geçiş’ diyenler, Erdoğan’a onurlu bir veda sağlanacağını iddia ediyor.
* Bu durumda Erdoğan, ailesi ve yakın çevresi koruma altına alınıyor.
* 25 yıl boyunca yapılan yolsuzluklar ve haksızlıkların hesabı Erdoğan ailesi korunarak soruluyor!
* Bu senaryoyu savunanlar, devri sabık yaratırken yıkıcı olunmaması gerektiğini iddia ediyor.
* Tahmin edersiniz ki; bunun savunan isimler muhafazakar mahalleye daha yakın. Bir nevi muhafazakarları az hasarla kurtarma planı da denebilir!
* Bu senaryoda, Erdoğan partisinin başına istediği ismi geçiriyor.
* Selahattin Demirtaş DEM’in başına geçiyor ve Türkiye partisine dönüşmesinin altyapısını oluşturuyor.
***
Senaryo böyle uzayıp gidiyor. Çok bileşenli, imkansız gibi görünen bu planı dillendirenler, Türkiye’de barışın ve demokrasinin yumuşak geçişle yeniden tesis edilmesinin yolu olarak tartışıyorlar."
Gazeteci yazar Rıza Zelyut’tan Ahmet Türk’e:
“Ahmet bey! Deden Ermenileri keserek şu an oturduğun Kasr-ı Kanco köşküne ve geniş arazilere el koydu.
Cumhuriyet Türkiye’si siz Kürt derebeylerine bir fiske bile vurmadı.
Benim gibi Türklerden bin kat daha fazla yedin Türkiye’yi. Yine de mağduru oynuyorsun.Tek bütün Türkler senin gibi mağdur olsa…
Haaa! Derebeyliğim yetmez ben buralarda devlet kuracağım dersen… Onun da alt yapısını Barrack amcanız yapıyor.
Biraz sabret, fazla ağlarsan oyun anlaşılır…”
💢 Şahsi fikrimi söyleyeyim,
🔺Beyaz et piyasasına fahiş fiyatlar nedeniyle değil aksine düşük fiyatlı piyasa olduğu için müdahale edildi.
🔺Halk kırmızı et yiyemiyor, tavuk, protein kaynağı olarak et ve balıktan ucuz ve fazla tüketiliyor.
🔺Et piyasası zaten yandaşın elinde. Bire ithal edip üçe-dörde satıyorlar.
🔺Becerebilirlerse sektörü yandaşlara peşkeş çekecekler.
🔺Dünya çapında olan ve ihracat yapan sektöre çökmek istiyorlar.
🔺Bu iktidar bir şey yapıyorsa, emin olun ucunda mutlaka bir yandaşa servet transferi vardır.
🔺Millet mi? Kimin umrunda.
Onlar tavuğu yakında 2 katı fiyatlarla yiyip, reislerine şükredecekler.
Haramiliğin düzeyine bakar mısınız? Vize problemini suni şekilde yaratıp, bu problem üzerinden halkı soyup, bunun haberinin yapılmasına da engel getiriyorlar.
@kilicdarogluk bu ülke sizi asla affetmeyecek, tarihe kara bir leke olarak geçeceksiniz Kemal bey, tek mirasınız temiz bir geçmişti onu bile mahvediyorsunuz
@erdemaksakal çocuk, osuruk gibidir herkes ancak kendininkine tahammül eder, ben de cafede çocuklu aile gordugum zaman uzaklasiyorum, kime sizin bagrismalarinizi cekmek zorunda diil ama uçakta bu mümkün diil, bu arada bizim çocuklar yamyam, yabancılarda bôyle gurultu yok
@tanik_tr bu haber kac ay once cikti ki bunu yapan bir kadin, bunlar yaptiklari haberi okumadan kopyala yapistir yapip salliyorlar, engeli basip gecmek en iyisi
@borsacibirgenc uzak doğu candır ama şu an iran savasindan dolayi biletler on bin daha artti, yine kamboçya ve vietnam gibi ucuz ülke dunyada yok, her seyiyle harika ulkeler
New York’lu psikiyatrist Rami Kaminski, yeni bir kişilik yapısını tanıttı:
"Otrovert" adını verdiği kişilik dışarıdan sosyal görünen ama tekrar normal hissetmek için çok fazla yalnız kalmaya ihtiyacı olan biri. Gerektiğinde konuşabilirler, gülebilirler ve etkileşime geçebilirler ama çok fazla etkileşimde bulunmaları onları tüketir.
Antisosyal değiller sadece farklı şekilde şarj olurlar. İnsanlarla birlikte olmak ile kendi enerjilerini korumak arasında sessiz bir denge kurarlar.
12 temel özellikleri: (flood)
Daha önce de yazmıştım. Türkiye’deki ücretli yıllık izin yokluğu, bayramların manevi değerini düşürüyor. Avrupada mesela herkesin bolca yıllık izni var. Kafasına göre uygun zamanlarda tatil yapıyor. Noelde de ailesiyle zaman geçiriyor.
Bizde yıllık izin yok. Onun yerine uzun bayram tatili var. O yüzden insanlar bayramı mecburen tatil fırsatı olarak görüyor.
Ben inançlı biri değilim ama kültürel olarak bayramları ve aileyle zaman geçirme ritüellerini anlamlı ve gerekli görüyorum. Bunun içinin boşalması beni rahatsız ediyor.